Yeni mülteci dalgası ve devrimci enternasyonalist duruş | Atılım

Mülteciler, artık Türkiye ve Kürdistan halklarının bir parçasıdır. Mülteci işçiler, işçi sınıfımızın bir bölümünü oluşturmaktadır. İşçi sınıfının toplumsal ve siyasal çıkarlarıysa, hiç şüphesiz enternasyonalizmdedir. Türk veya Kürt işçisinin düşük ücrete mahkum edilmesinin, sosyal haklarını kaybetmesinin, işsiz bırakılmasının ve sefalete sürüklenmesinin sorumlusu, onun Arap veya Afgan işçi kardeşi değil, hem onu hem de sınıf kardeşi mülteciyi vahşice sömüren Türk işbirlikçi sermayesi, hem onu hem de sınıf kardeşi mülteciyi zalimce ezen faşist şeflik rejimidir.

Türkiye’ye 2018’den bu yana yoÄŸunlaÅŸan Afgan mülteci göçü haftalardır daha görünür bir hal almış durumda. Kabil’i ele geçirmesinin birkaç ayı bulacağı söylenen Taliban’ın sadece birkaç günde baÅŸkent Kabil’i alması mülteci akışını hızlandıran temel faktör oldu. 

Ege’de, Meriç’te ve Van’da boÄŸularak can veren, sınır boylarında askerin iÅŸkencesine maruz kalan, organ mafyasının eline düşen, dilenmekten baÅŸka çare bulamayan, tecavüze uÄŸrayan, eÅŸ olarak alınıp satılan, posası çıkarılmak üzere ucuz ve güvencesiz iÅŸ gücü haline getirilen, ırkçı dışlama ve nefretin hedefi olan milyonlarca mülteciye, hızla yenileri ekleniyor.

Resmi kaynaklarca Türk burjuva devletinin resmi sınırları dahilindeki mülteci sayısı 7,5-8 milyonu bulmuÅŸ durumda, fakat bu sayının daha fazla olduÄŸu öngörülebilir. Bu nüfusun 4 ila 4,5 milyonu Suriyeli, ikinci büyük nüfusu ise yaklaşık 2 milyon ile Afganistanlı mülteciler oluÅŸturuyor. Son aylardaki artışla Afgan nüfusun 2,5 milyonu geçtiÄŸi tahmin ediliyor. Nüfusun neredeyse yüzde 10’una yaklaÅŸan bir büyüklük bu. Türkiye’de doÄŸan mültecilerin sayısıysa artık yarım milyonu aşıyor. 

2020 tarihli raporlara göre dünya çapında BirleÅŸmiÅŸ Milletler tarafından “düzensiz göçmen” diye tanımlanan ve çoÄŸunluÄŸu mülteci olan 82,4 milyon insan var. Bunlar kaydı tutulabilenler. Yine 2020 verilerine göre dünyadaki toplam göçmen nüfusu ise 272 milyon. Bu devasa göçün müsebbibi, yerinden edilen göçmenler deÄŸil, tastamam emperyalist kapitalizm. Çünkü sömürgeci iÅŸgaller, gerici iç savaÅŸlar, ekonomik krizler, gıdaya eriÅŸim imkansızlıkları, küresel ısınma kaynaklı iklim deÄŸiÅŸiklikleri göçün baÅŸlıca nedenlerini meydana getiriyor. Emperyalist kapitalizmin bütün bu toplumsal ve siyasal musibetleri sayısız insanı yerinden yurdundan ediyor, uzayıp giden göç yollarına itiyor.

Daha fazla göçmen almak istemeyen Avrupalı emperyalist devletler, göçleri sınırları dışında durdurmaya ve göçmenleri buralarda tasnif ederek yalnızca vasıflı iÅŸgücü sahibi olanları kabul etmeye yöneldiler. FaÅŸist ÅŸef ErdoÄŸan da Avrupa BirliÄŸi’yle bu kapsamda imzaladığı anlaÅŸmalar sonucu, Türkiye’yi AB’nin göçmen havuzuna dönüştürdü. Eskiden Avrupa yolundaki bir ara istasyon olan Türkiye, böylece göçmenlerin çoÄŸunluÄŸu için nihai varış noktası haline geldi. Son olarak faÅŸist ÅŸeflik rejiminin, askeri iÅŸgal kuvvetlerini Afganistan’dan çeken ABD emperyalizmiyle de hızlanacağı öngörülen Afgan mülteci akışını Türkiye’de biriktirmek üzere benzer bir anlaÅŸmayı gizlice yapmış olduÄŸuna dair kimi iÅŸaretler gün yüzüne çıktı.

FaÅŸist saray iktidarının demagogları, mültecileri insanca koÅŸullarda ağırlamaktan bahsederlerken, bir yandan da İran sınırına duvar örmekle ve elektro-optik kuleler dikmekle övünüyorlar. Türkiye’deki milyonlarca mülteciye mülteci statüsü deÄŸil, sadece geçici koruma statüsü veriliyor. Çünkü Türk burjuva devleti, doÄŸudan gelenlere mülteci statüsü tanıma yükümlülüğünü resmen reddediyor. Bu sayede, mültecileri “misafir” sayıyor, haktan hukuktan yoksun bırakıyor.

FaÅŸist ÅŸeflik rejimi için mülteciler, Türk sermayesinin sınırsız yaÄŸmasına sunduÄŸu ucuz iÅŸgücü yığını. 1,5 milyon Suriyeli kayıtsız işçi, en ağır iÅŸlerde, bazen haftada 60 saat, güvencesiz, yer yer asgari ücretin yarısı kadar ücretle ve itilip kakılarak çalıştırılıyor. Bunlar arasında 14 yaşından küçük çocuk işçilerin sayısı 150 bine yaklaşıyor. Antep’ten MaraÅŸ’a, Kayseri’den Adana ve İstanbul’a kadar tüm sanayi merkezlerinde, özellikle orta ölçekli iÅŸletmelerin çarklarını en çok Suriyeli ve Afgan mülteciler çeviriyor. Mülteci iÅŸgücünün kanını emmek, Türk burjuvazisinin sermaye birikimi için artık vazgeçilmez bir yöntem. Bundan dolayıdır ki, faÅŸist saray zevatından Yasin Aktay, “Suriyeliler bir gitsin, ülke ekonomisi çöker”, “Mehmet Özhaseki de “Bazı ÅŸehirlerde sanayiyi onlar ayakta tutuyorlar” diyebiliyor. Üstelik bu ucuz ve güvencesiz iÅŸgücü bölüğü, işçi sınıfının bütününde rekabeti körüklemenin, ücretleri düşürmenin, sendikalaÅŸmayı önlemenin, sosyal hakları törpülemenin kaldıracı kılınıyor. Yerli işçinin yoksulluÄŸa ve iÅŸsizliÄŸe tepkisi, yerli patron yerine, göçmen işçiye yönlendiriliyor.

Dahası var. FaÅŸist ÅŸeflik rejimi, milyonlarca mülteciyi, diktatör ErdoÄŸan’ın iki dudağı arasından çıkacak birkaç kelimeye muhtaç halde tutarak, saray iktidarının gerici toplumsal ve siyasal tabanına dahil etmeyi istiyor. Onun mülteciler içinde politik İslamcı gericilik üretmekle yaptığı hesaplar, Türkiye sathında yeni bir paramiliter vurucu güç örgütlemekten seçim kazanmayı garanti edecek ek bir seçmen yığını yaratmaya uzanan bir yelpazede geniÅŸliyor. FaÅŸist saray iktidarı, zaten fiilen, Rojava’dan Başûr’a Kürdistan’daki sömürgeci iÅŸgallerinde ve Libya’dan KaradaÄŸ’a bölgedeki yayılmacı giriÅŸimlerinde kullandığı faÅŸist politik İslamcı çetelere bilhassa Arap ve Afgan mülteciler arasından savaşçı devÅŸiriyor. Sömürgeci amaçlarla demografik yapıyı deÄŸiÅŸtirmek üzere mültecileri Rojava’daki iÅŸgal bölgelerine yerleÅŸtiriyor.

FaÅŸist ÅŸef, yeri geldiÄŸinde “Avrupa’ya sınır kapılarını göçmenlere açarım” diyerek, milyonlarca mülteciyi, AB’yle iktisadi ve siyasi pazarlıklarda düpedüz bir ÅŸantaj nesnesi olarak kullanmaktan geri durmuyor. Öte yandan, son olarak Ankara AltındaÄŸ’da gerçekleÅŸtirildiÄŸi gibi ırkçı faÅŸist linç sürüleri mültecilerin üzerine salınıyor ve pogromlar tertip ediliyor. AntifaÅŸist toplumsal ve siyasal dinamikleri ezip dağıtma amacıyla yürürlüğe sokulan faÅŸist katliamcı kontrgerilla planında, mülteciler olgusu, ırkçı nefreti kaşıyıp kışkırtmak, böylece faÅŸist güruhları hızla mobilize etmek için iÅŸlevsel bir siyaset nesnesi oluyor.

AltındaÄŸ pogromu karşısında Suriyeli göçmenleri savunmaktan fersah fersah uzak duran burjuva muhalefet ise CHP’sinden İYİP’ine, “misafir” saymakta ve mülteci hakkı tanımamakta AKP’yle ortaklaÅŸtığı milyonlarca göçmen için çözüm diye “Suriyelileri evlerine göndereceÄŸiz”, “Afganları kabul etmeyeceÄŸiz” ÅŸoven tekerlemelerini geveliyor. Burjuva düzen solunda, had safhada ezilen göçmenlere yasal haklar ve statü temin edilmesini, insanca yaÅŸama ve çalışma koÅŸulları saÄŸlanmasını dile getirmek yerine, Türk halkındaki en geri ÅŸoven bilinç öğelerinin siyasi sözcülüğüne soyunmak, faÅŸist ırkçılığın yine koltuk deÄŸnekliÄŸini yapmak var. Öyle ki, Bolu’nun CHP’li belediye baÅŸkanı, mültecileri kentten sürmek için yabancı uyrukluların ödedikleri su faturalarının bedelini 10 kat arttırmayı belediye meclisine önerebiliyor.

Emekçi sol hareketin Türkiye ve Kürdistan’da mülteci sorunundaki politik duruÅŸunun ilk basamağı, bu sorunun müsebbibi olan faÅŸist ÅŸeflik rejiminin sömürgeci, yayılmacı, savaşçı, yaÄŸmacı, sermayeci politikalarına karşı mücadeleyi yükseltmektir. Zira faÅŸist ÅŸef ErdoÄŸan, Suriye ve Rojava’daki sömürgeci ve yayılmacı savaÅŸ ve iÅŸgallerin başı, Afganistan’daki ABD ve NATO savaşı ve iÅŸgalinin iÅŸbirlikçisi, bu açılardan mülteci trajedisinin önde gelen yaratıcılarından birisidir. Sömürgeci faÅŸist ÅŸeflik rejiminin Kürdistan’daki ve bütün bölgedeki saldırganlığına ve iÅŸgalciliÄŸine cepheden karşı çıkmadan, onun aÅŸağılık mülteci politikasına tutarlı ve etkili biçimlerde karşı çıkılamaz. Bölge çapında halkların demokratik barışını kurma mücadelesinde yol alınmadan, bu mülteci trajedisinin önüne geçilemez.

Bununla beraber, sayıları 5,5 milyonu geçen ve daha da artacak olan mülteciler artık Türkiye ve Kürdistan halklarının bir parçasıdır. Mülteci işçiler artık işçi sınıfımızın bir bölümünü oluÅŸturmaktadır. İşçi sınıfının toplumsal ve siyasal çıkarlarıysa, hiç şüphesiz, enternasyonalizmdedir. Türk veya Kürt işçisinin düşük ücrete mahkum edilmesinin, sosyal haklarını kaybetmesinin, iÅŸsiz bırakılmasının ve sefalete sürüklenmesinin sorumlusu, onun Arap veya Afgan işçi kardeÅŸi deÄŸil, hem onu hem de sınıf kardeÅŸi mülteciyi vahÅŸice sömüren iÅŸbirlikçi Türk sermayesi, hem onu hem de sınıf kardeÅŸi mülteciyi zalimce ezen faÅŸist ÅŸeflik rejimidir. Dolayısıyla, işçilerin ve ezilenlerin devrimci ve demokrat güçleri, hem yerli işçiler ve emekçiler arasında ÅŸovenizme ve göçmen düşmanlığına karşı demokratik birliÄŸi ve dayanışmayı güçlendiren, hem de mülteci işçiler ve yoksullar arasında faÅŸist politik İslamcı saray iktidarına angaje olma eÄŸilimine karşı siyasal ve sendikal örgütlenmeyi ve mücadeleyi yaygınlaÅŸtıran, böylelikle yerli-göçmen karşıtlaÅŸmasını her iki ucundan boÅŸa çıkaran politik tutumlar almakla yükümlüdür. Mesela HDP ve HDK’nin, bilhassa Rojavalı Kürt ve Arap mülteciler arasında politik ve örgütsel çalışmalarını geliÅŸtirmeye yönelmesi, halklarımızın mülteci kesimleri içinde demokratik mücadeleyi mayalamak için hemen atılabilir bir adım, elveriÅŸli bir baÅŸlangıç noktasıdır.

Proletarya enternasyonalizmiyle yoÄŸrulmuÅŸ devrimci yaklaşım, ÅŸoven ayrımcılığı yasallaÅŸtıran “geçici koruma” uygulamasının kaldırılması, tüm mültecilerin derhal oturum ve çalışma iznine kavuÅŸturulması, yasal hakları güvenceleyen bir mülteci yasası çıkarılması, her mülteciye uluslararası iltica hakkı tanınması, iade anlaÅŸmalarına son verilmesi ve ülkesine dönmek istemeyen hiçbir mültecinin iade edilmemesi, dönmek isteyen her mülteci içinse mutlaka güvenli dönüş ÅŸartları yaratılması, bütün göçmenlere insanca ve karşılıksız barınma, saÄŸlık ve eÄŸitim imkanları saÄŸlanması, mülteci kadınlara ve çocuklara yönelik cinsel istismarın en ağır ÅŸekilde cezalandırılması, bütün göçmen işçilerin örgütlenme ve sendikalaÅŸma hakkına sahip olması, göçmenlerin asgari ücretin altında ve kayıt dışı çalıştırılmalarının engellenmesi gibi somut talepler etrafında mücadeleler örgütleme perspektifi içermelidir. Ezilen mültecilerin bu mücadelelerde gitgide özne haline gelmeleri, kuÅŸkusuz ki, devrimci ısrar ve sabır gerektiren zorlu bir siyasi faaliyet sürecinin ürünü olacaktır.

Mültecilere dönük ırkçı faşist linç saldırganlığına barikat olmak ise herkesten önce komünistlerin ve devrimcilerin görevidir. Mültecilerin doğrudan yaşam hakkına kast eden faşist güruhların öncü tarzdaki antifaşist şiddet pratikleriyle yanıtlanması, bugün, özel olarak milyonlarca göçmenin can güvenliği uğruna mücadelede olduğu gibi genel olarak faşist şeflik rejiminin katliamcı kontrgerilla planını püskürtmek için mücadelede de tayin edici öneme sahiptir.


Atılım – 20 AÄŸustos tarihli 25. sayının baÅŸyazısı

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir