Avrupa’da yaşayan göçmen kadınlar, hem kadın olmaları hem de göçmen kimlikleri nedeniyle çok yönlü eşitsizliklerle karşı karşıya kalıyor. Toplumsal yaşamdan çalışma hayatına kadar süren ayrımcılık ve şiddet, eşitlik ve demokrasi tartışmalarını yeniden gündeme getiriyor.
Bugün bilgisayarın başına oturduğumda değişik bir konuya değinmeye ve toplumda göçmen kadınların hak eşitsizliği üzerine bir erkek olarak yazmaya karar verdim. Yazımda konuları yeterince dile getiremezsem tüm göçmen ve diğer kadınlardan özür diler, ileriki aşamalarda daha fazla duyarlılık göstereceğimi belirtirim.
Bir erkek olarak kadınlar üzerine yazı yazmak çok zor olmasına rağmen, geçmişte de bu konuda pek çok yazı kaleme aldığım için az da olsa konuya duyarlılığım yüksektir. Toplumda çeşitli konularda duyarlı olduğunuz ve değişim için sorumluluk aldığınız zaman, bazı meselelerin çözümüne katkı sunabiliyorsunuz.
Kadının eşit olmadığı yerde demokrasi olmaz
Avrupa toplumlarında göçmen kadınların yerini belirlemek için, yeni dönemde kadınlar üzerindeki baskıları irdelemek gerekiyor. Toplumda kadının yerini doğru belirleyemeyen toplumlar, sağlıklı bir biçimde demokrasinin kurallarını yerine getiremezler. Kadınlar Avrupa’da her dönemde horlanan, aşağılanan, şiddete ve çifte standartlara maruz kalan, sömürülen ve haksızlığa uğrayan bir konumdadır.
Göçmen olmaları ve kadın olmaları nedeniyle çifte standartlarla ezilip horlanıyorlar. Toplumlarda kadın hâlâ yirmi birinci yüzyılda esir kalıyorsa, erkek egemenliği son bulmamışsa, kadının özgür olduğunu ifade edemeyiz. Bireylerin toplumlarda eşit şartlarda ve eşit biçimde kabul görmediği bir toplum, sağlıklı bir demokrasi olma işlevini yitirmiştir. Kadının emeğinin ve saygınlığının toplumda eşit şartlarda kabul görmediği bir toplum, eşitlikçi bir toplum olamaz.
Hâlâ kadına karşı şiddetin uygulandığı bir dönemde, acaba erkekler kendilerini özgür hissediyorlar mıdır? Çocuğunun gözü önünde aile içi şiddete maruz kalan kadının onuru çiğnenirken, erkek kendi “üstünlüğünü” koruyarak onurunun zedelenmediğini nasıl savunabiliyor? Kadına sadece cinsel bir obje gözüyle bakıp onu yatakla mutfak arasında erkeğin özel malı olarak gören erkek, gerçekten kendini toplumda üstün mü görüyor?
Kadınlar iş yeri ve meslek ararken eşit şartlarda kabul görmüyorsa, erkekler burada kendi üstünlüklerini korumaya çalışıyorlar demektir. Günlük yaşamda milliyetçiliği ve ırkçılığı bizzat yaşayan göçmen kadın, bu toplumun insanlarına nasıl güven duyabilir? Kadını hâlâ sadece doğuran ve çocuk bakımından sorumlu olan kişi olarak gören anlayış, sağlıklı bir anlayış olabilir mi?
Kadınları erkeklerden daha az ücretle çalıştıran iş yerleri, kâr ederken bu kazancı gerçekten hak ettiklerini mi düşünüyorlar? “Kadının saçı uzun, aklı kıttır” diyen anlayış, kendini nasıl daha akıllı veya üstün görebiliyor ki? Kadına şiddet uygulayan erkek anlayışı, üstün bir anlayış olmadığı gibi, Orta Çağ derebeyi zihniyetiyle ve gelişmemiş bir anlayışla aynıdır.
Göçmen kadınlar çifte baskı altında
Göçmen kadınların aile içinde uğradıkları şiddet vakaları oldukça kabarıktır. Bir de gün ışığına çıkmayan, gizli kalan şiddet vardır ki bu da göçmen ailelerinde oldukça yüksektir. Göçmen erkeklerin geldikleri toplumlardaki kadına bakış açıları farklılık göstermekte ve kültürel olarak yanlış anlayışlar mevcuttur. Avrupa toplumlarında bu anlayışla hareket ederek kadına karşı aile içi şiddete başvuran erkeklerin sayısı oldukça fazladır. Bu yanlış anlayıştan vazgeçip kadına karşı şiddete son vermeleri ve kadına eşit şartlarda davranmaları gerektiğini öğrenmeleri gereklidir.
Göçmen kadınlara erkekten bağımsız oturma ve çalışma izni verilerek ekonomik olarak erkeğe bağımlılıkları bir an önce son bulmalıdır. Her toplumda nüfusun çoğunluğunu temsil eden kadınlar; eşit haklara kavuşmadan, ezilmeden ve dışlanmadan yaşamlarını sürdüremedikleri sürece gerçek bir ilerleme sağlanamaz. Kadına karşı sağlanan bu sözde üstünlük, düşünen insan mantığıyla bağdaşabilir mi? Kadının eşit olmadığı bir toplum, kendisinin sağlıklı ve demokratik işlediğine gerçekten inanıyor mu?
Kadın her meslek dalında eşit bir şekilde yer almadığı sürece iş yerlerinde sağlıklı bir üretim olamaz. Erkek egemenliği ve ataerkil aile yapısı göçmen kadınlar üzerindeki baskısını çekmediği sürece bu toplumda demokratik bir anlayış var olamaz. Erkeklerin, toplumdaki tüm çelişkilerden kadınların sorumlu olmadığını kafalarına kazımaları ve bu yanlış anlayışlardan vazgeçmeleri gerekir.
Günlük yaşamda kadına karşı uygulanan ırkçılığın ve milliyetçiliğin günümüzde üstü kapalı da olsa sürdüğüne ve bunun açıkça tartışılması gerektiğine inanıyorum. Göçmenlik olgusu ve kadın kimliği birleşince, toplumda eşit şartlarda kabul görmemek katmerli baskılara dönüşüyor. Şiddetin toplumda yeri olmamasına rağmen, kadının ezilmesi ve şiddete maruz bırakılması gibi insanlık dışı bir anlayış hâlâ geçerliliğini koruyor.
Eşitlik anlayışı yaşamın her alanında yerleşmeli
Kadınların toplumdaki yeri belirlenirken eşitlikçi, sağlıklı ve şiddete dayanmayan anlayışlar benimsenmeli, zihinler bu önyargılardan arınmalıdır. Kadınlara tüm meslek dallarında eşitlik sağlanması için sadece kotaları savunmak yerine, bu eşitlikçi anlayışı bizzat yaşama geçirmek gerekir. Şiddet, aşağılama ve hor görmeye karşı bilinci sürekli güncel tutmalı ve her fırsatta eşitlik anlayışı hatırlatılmalıdır.
Sağlıklı, huzurlu ve demokratik bir toplumda, kadının yeri eşit şartlarda belirlenmediği sürece o toplumun işleyişi sağlıklı sayılamaz. Avrupa gibi sivil toplum anlayışına sahip kıtalarda hâlâ göçmen kadınlar çifte standarda tabi tutuluyorsa, Avrupa ülkelerinde eşitlik anlayışı hâlâ sağlanamamış demektir. Günümüzde günlük yaşamda eşitlik kavramları sadece dilde savunulurken, kadın hakları hâlâ eşit sayılmıyorsa, burada eşitlik kavramlarını yeniden tanımlamak gerekir.
Yaşadığımız çağda, her şeyin hafızalardan çabuk silinip unutulduğu bir dönemde, kadının eşit haklarının korunması sürekli savunulmalı ve hatırlatılmalıdır. Sosyal medyada kadına karşı gerçekleştirilen cinsel saldırılar karşısında yeni kural ve düzenlemelerin yeniden tartışılıp kadın özgürlüğünün benimsetilmesi gerekir.
Toplumsal değişimler yeni dönemde daha farklı ele alınarak, kadının konumunu destekleyici bir şekilde hareket edilmelidir. Günümüz koşullarında değişen yeni kültürel dinamiklerle birlikte, kadına karşı erkeğin kültürel hegemonyası son bulmalı ve kadının yeri eşit şekilde belirlenmelidir. Kadınların eşit ve özgür olmadığı bir toplumun kendisi asla özgür ve sağlıklı olamaz. Toplumda erkek egemenliği sürdüğü ve kadınlar eşit görülmediği sürece, erkeklerin zihnine eşitlik anlayışı kazınmalı ve bu durum her zaman hatırlatılmalıdır.
Cumali Yağmur – 14.06.2026
