…Erkekler, sadece kadınlar için deÄŸil, erkekler için de elzem olan her türden ezilme ve sömürüye karşı eÅŸit, özgür bir dünya yaratma tahayyüllerini ilmek, ilmek örmek için kadınların feminist/kadın mücadelesine yüzünü dönüp, anlamaya çalışmalılar…
8 Mart’ın tarihsel önemi; kadınların eÅŸit haklar ve özgürlükler için canları pahasına ağır bedeller ödeyerek kazandıkları, tüm baskılara raÄŸmen mücadele ruhuyla, grevlerle ve direniÅŸlerle yazılan bir tarih olmasındadır.
“Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda” Clara Zetkin’in, önerisi ile baÅŸlayan bu tarihsel gün, kadınlar açısından, erkek egemen kapitalist sistemin yarattığı tüm eÅŸitsizliklere ve cinsiyetçiliÄŸe karşı özgürlük manifestosunu yazmanın günü olmuÅŸtur.
Sömürüyü, baskıyı ve erkek iktidarını örgütleyerek kadını ikinci cins haline getiren 5 bin yıllık köleliğe ve ezilmeye karşı isyandır, 8 Mart. Her türlü şiddet biçimine ve baskılara karşı yaşama haklarımıza, hayatlarımıza ve bedenlerimize sahip çıkmaktır.
Sorgulamaktır. Değiştirip, dönüştürmektir.
Savaşlar ve depremler gölgesinde 8 Mart
Geçmiş yıllardan aldığımız mücadele deneyimi ve birikimiyle daha güçlü bir şekilde taleplerimizi dile getirmek için her yıl olduğu gibi bu yılda dünyanın dört bir yanında alanlara çıkıyoruz. Feminist Kadın Grevlerini örgütlüyoruz.
Ancak bu yıl 8 Mart’ı hem savaÅŸların ve krizlerin hem de bütün dünyayı derinden sarsan Türkiye ve Suriye’deki depremin yarattığı etkilerin gölgesinde karşılıyoruz.
Bir taraftan Ukrayna – Rusya savaşı, Türkiye devletinin Rojava’ya saldırıları ve dünyadaki diÄŸer bölgelerindeki savaÅŸlar diÄŸer tarafta doÄŸayı acımasızca talan eden kapitalist sistemin ekonomiden saÄŸlığa, eÄŸitimden ekolojiye, gıda, su ve enerji gibi her alanda yarattığı krizler geleceÄŸimizi özelliklede biz kadınları tehdit etmeye devam ediyor.
Savaşlar nedeniyle binlerce kadın yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalıyor, mülteci olarak gittikleri yerlerde hayata tutunmak için mücadele ediyor.
Egemenlerin savaş çığırtkanlığı, emeğe yönelik saldırıları krizleri daha da derinleştirirken erkek egemenliğini güçlendirerek, kadınlara ve LGBTI artılara yönelik saldırıların tırmanmasına neden oluyor.
6 Åžubat sabahı Türkiye’den gelen deprem haberleri ile sarsıldık.
On ilde gerçekleşen depremden sonra maalesef AKP/MHP iktidarı ve Erdoğan arama kurtarma çalışmalarını organize etme yerine ayrımcılığı besleyen, toplumu kutuplaştıran, kin ve nefret kusan politikalarına devam ettiler.
Yirmi yıllık iktidarın, kentsel dönüşüm adı altında şehir planlama ve imar affı gibi politikasızlıklarla işlediği suçlar, on binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden oldu.
Maalesef toplumsal cinsiyet eşitsizliği deprem koşullarında bile kadınların peşini bırakmıyor. Hamile, doğum yapan, çocuk emzirmek zorunda kalan kadınların sorunları büyüyor.
Güvenlik kaygısı nedeniyle kadınlar, gece sırayla nöbet tutmak zorunda kalıyor.
AKP/MHP iktidarı ve Erdoğan kadınların hak ve özgürlüklerine, nafaka, kadın beyanı esastır, kürtaj boşanma gibi feminist kazanımlarına saldırmaya devam ediyor.
Kadınları ÅŸiddetten koru, ÅŸiddeti önle, ve ÅŸiddet uygulayanı cezalandır diyen, uzun vadede hem cinsiyet eÅŸitsizliÄŸini ve ayrımcılığı ortadan kaldırmayı hedefleyen hem de Türkiye’nin demokratikleÅŸmesine önemli katkılar sunacak olan İstanbul SözleÅŸmesinin iptal edilmesi de izlediÄŸi bu cinsiyetçi politikaların sonucu.
İktidarın bu politikalarla amacı kadınları yeniden geleneksel rollere geri göndermek, erkeğin ve devletin denetimine sokmak.
YaÅŸadığımız ülke olan Almanya ise İstanbul SözleÅŸmesi’ndeki göçmen ve mültecileri kapsayan 59. maddeye konulan çekinceyi halen kaldırmamıştır.
Oysa ki çekince koyduÄŸu bu madde, evlilik yolu ile Almanya’ya gelen biri, ilk üç yıl eÅŸine bağımlı oturma izni alması nedeniyle, üç yıl dolmadan ÅŸiddet veya baÅŸka gerekçe ile eÅŸinden ayrılan kadına “eÅŸinden bağımsız oturma izni verilmesi, korunmasını ve ihtiyaçlarının karşılanması gibi sorumluluklar” veriyor devlete. Åžiddetten korunmak evrensel bir hak deÄŸil midir? Ama Almanya hem göçmen kadınların ÅŸiddetten korunma haklarına sırtını dönüyor, hem de toplumsal cinsiyet eÅŸitsizliÄŸi ve kadına yönelik erkek, devlet ÅŸiddetine karşı köklü çözümler üretmiyor, sorumluluklarını yerine getirmiyor. Kadına ÅŸiddeti, erkeÄŸin “cinnet geçirme” hali veya “aile meselesi, namus” üzerinden tanımlayarak yüzeysel önlemlerle geçiÅŸtirmeye çalışıyor.
Erkek egemen sistem kadınlardan korkuyor
Bugün dünyadaki tüm toplumsal mücadelelere baktığımızda en direngen dinamiklerin başında kadınların özgürlük mücadeleleri geldiğini görüyoruz.
Kadın düşmanı iktidarlar mücadele eden, sokağa çıkan, örgütlenen ve özgürleşen kadınlardan korkuyorlar. Çünkü kadınların özgürleşme mücadelesi patriyarkanın da, kapitalist sisteminde sorgulanması demek. Bu sorgulamanın ve bilinçlenmenin sistemin dayandığı temelleri kökünden sarsacak devrimci dinamiğe dönüşeceğini biliyorlar.
Bu yüzden kadınların, LGBTİ’lerin hayatlarına, yaÅŸama haklarına, kadınların kadın/feminist mücadelelerine saldırıyorlar.
Fransa’nın baÅŸkenti Paris’te 5 ve 9 Ocak tarihlerinde, Kürt kadın önderlerin öldürülmesinden, Türkiye’de her yıl yapılan feminist Gece Yürüyüşlerine, kadar her alandaki kadınlara ve mücadelesine yönelik erkek/devlet ÅŸiddetinin arkasında yatan neden aynı.
16 Eylül’de Rojhilat Kürdistan’ında saçının teli gözüktüğü için Jina Amini’ yi iÅŸkence ile öldüren kadın düşmanı molla rejimi de, polis de aynı yerden besleniyor. Erkek egemenliÄŸi.
Feminist Kadın Grevleri
Kadınlar iki yüz yılı aşkın bir süredir eşit işe eşit ücret mücadelesi vermelerine rağmen, halen kadın işçiye verilen ücret erkek işçiye verilenden daha düşük.
Düşük ücretli ve esnek işler ise kadınları yoksullaştırıyor, yoksulluğu kadınlaştırıyor. Her çalışan üç kadından ikisi, çalıştığı halde yoksul.
Bu nedenle, her yıl olduğu gibi bu yılda eşit işe eşit ücret, 8 Mart resmi tatil olsun taleplerimiz arasında.
Ayrıca Feminist Kadın Grevi Komitesi, 8 Mart’ta evdeki iÅŸlere ve kamusal alandaki iÅŸlere yönelik Kadın Grevi ÇaÄŸrısı yapıyor. Çünkü kadınların kamusal alanda eÅŸit bir ÅŸekilde yer almasının da, özgürleÅŸmesinin de önündeki en önemli engellerden biri de evdeki çocuk/yaÅŸlı bakımı, temizlik, beslenme gibi iÅŸlerin kadının üzerine yıkılması.
Toplumsal yeniden üretimi sağlayan kadının ev içi emeği karşılıksız ve görünmeyen emek.
Feminist Kadın Grevleri ile amaç hem kadınların bu görünmeyen emeÄŸini görünür kılmak. Hem de dünyadaki iÅŸlerin yüzde 70’ni yapan kadınlar olduÄŸunu düşündüğümüzde, bir gün bile greve gittiÄŸimizde dünyanın nasıl alt, üst olduÄŸunu göstermek. Kadınlardaki dinamiÄŸi açığa çıkarmak, emeÄŸinde farkındalık yaratmak.
Kadınlara akıl vermeyin, yüzleşin
Ancak kadınların verdiği özgürlük mücadelesini anlama, ona yüzünü dönme yerine, halen kimi erkekler, kadınlara akıl hocalığı yapmaya ve mücadelelerini engellemeye çalışıyorlar.
Erkekler, kadınlara akıl verme yerine cinsiyetçi kalıplardan kurtulmayı, erkek egemenliğinin onlara sunduğu ayrıcalıklarından vaz geçmeyi öğrenmeliler.
Sadece kadınlar için değil, erkekler için de elzem olan her türden ezilme ve sömürüye karşı eşit, özgür bir dünya yaratma tahayyüllerini ilmek, ilmek örmek için kadınların feminist/kadın mücadelesine yüzünü dönüp, anlamaya çalışmalılar.
Unutmayalım ki kadının özgürleşmesinin önüne koymayan ezen/ezilen, sömüren/sömürülen ikilemine karşı mücadele etmeyen hiçbir toplumsal/sınıfsal kurtuluş mücadelelerinin gerçek bir özgürlük mücadelesine dönüşmesi mümkün değil.
Yüzleşelim, değiştirelim!
İnanın dünya işte o zaman çok daha güzel olacak.
Her ÅŸeye raÄŸmen umutluyuz,
Çünkü dünya genelinde yükselen ve birbirinden öğrenen feminist/kadın hareketi var.
Evrensel bir slogana dönüşen Kadın Yaşam, Özgürlük, Jin Jiyan Azadi ile kadınlar her yerde dünyayı ve yaşamı güzelleştirme mücadelesi veriyor.
Varız, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde alanlardayız!
Çünkü biliyoruz ki,
Ancak dayanışmanın ve mücadelenin güzelliği ile Birlikte Güçlüyüz!
Perihan Baçaru – 04.03.2023
