Van Züksek Güvenlikli Cezaevinde bulunan, Gazeteci Ziya Ataman’a yazdığım bir mektup. Kendisine posta yoluyla gönderdim ama, mektubun eline geçeceğinden pek emin değilim.
Cezaevindeki yoldaÅŸlarımızı unutmayalım…
Değerli yoldaşım Ziya,
Sana mektup yazmayı, bilinçli olarak bugüne(16.4.20) kadar erteledim. Bazı umutlarımın peÅŸinde koÅŸmuÅŸtum da ondan. KoÅŸarken düştüğüm çukurun derinliÄŸini görünce, ayaÄŸa kalkıp, boÅŸ yere hayal peÅŸinde koÅŸtuÄŸuma kızdım… Kendi kendime isyan ettim… Ne diyeyim yani Umutlarımız deÄŸil midir ki bizi aydınlığa da taşıyan? Sonunda, ödül olarak Kato yaylalarında ekmek piÅŸirdiÄŸim anları anımsayarak, kendime biraz olsun moral vermeye çalıştım. Moralimin bu güzel halini sana da yansıtmaya çalışacağım yoldaşım. Bu fotoÄŸrafın tabii ki, güzel bir anısı var. Onu da sana anlatayım biraz. Uzun uzun seneler önce, hani kalbur saman içinde, pireler berber iken, ben bir grup Alman arkadaÅŸlarımla Beytüşebap’a, oradan da yayla zamanı olduÄŸu için Kato dağı eteÄŸindeki yaylacıların yanına gitmiÅŸtim…Yayladakiler harıl harıl çalışıyorlardı. Tabii en çok çalışanlar yine kadınlardı. Hayvanları saÄŸmak, sütü kaynatmak, yoÄŸurt yapmak, peynir ve tereyağı…derken biri sürü günlük yayla iÅŸleri. Yapılan peynir ve yaÄŸların bozulmaması için, kapalı saklayıcı kaplarla akan serin derede muhafaza etmek vb… Haa ekmek yapmalarını söylemeyi unuttum. Ben bütün bu saydığım günlük iÅŸlerin hangisini yapmaya kalktıysam da, hep bir ağızdan bana hemen ‘’ama heval sen misafirsin, zahmet etme’’ itirazları ile engeller zincirine takılıyorum ve çok üzülüyordum bu yüzden. Çadırlar arasında gezerken, 2 kadın arkadaşın ateÅŸ yakarak, sac kurup, ekmek piÅŸirmeye hazırlandıklarını gördüm. Bu seferde büyük bir heves ve umutla ekmeÄŸin piÅŸirildiÄŸi yere gittim. Bana yine ‘’ama heval sen misafirsin, valla olmaz, sen zahmet etme!’’ diyeceklerini bildiÄŸim için, bu sefer ben taktik deÄŸiÅŸtirerek, kadın arkadaÅŸa,’’ bana nasıl ekmek piÅŸirildiÄŸini lütfen öğretir misin?’ diye sordum. Bu soru ÅŸeklim herhalde cazip gelmiÅŸ olmalı ki, ortalık biraz yumuÅŸadı ve ‘’o zaman bak, honçénın önüne otur, hamur yumağını da una batırdıktan sonra…’’ diye anlatmaya baÅŸladı. O anlatırken, ben honçénin önüne hevesle oturup, elime aldığım oklava ile ekmeyi açmaya, biraz da ÅŸov yapıp, ekmeÄŸi oklava ile havada savurmaya baÅŸlayınca, herkes birbirinin yüzüne aÄŸzı açık kalıp, bakmaya baÅŸlamış ve ben açtığım ekmeÄŸi sacın üzerine atınca, gelen bir sesle, ‘’ çepik, çepik’’ deyip alkış sesleri ortama yaymaya baÅŸladı…Tabii bu sefer ben de onlar kadar hayretler içinde kaldım, ne oldu ki böyle alkış ve tezahürat diye…Ama ben biliyordum ki, onlar benim misafirliÄŸimi bahane ederek, aslında, beni BAJARİ’dir, o bilmez diye düşünüyorlardı. Bundan dolayı, yapacağım ÅŸeyde ziyan veririm diye, bir ÅŸey yaptırmaktan korkuyorlardı. Yani yaptığım ÅŸeyleri bir de bozarsam aman Tanrım!… Halbuki ben Qoçgiri’li bir annenin kızıyım ve biz İstanbul’da yaÅŸamış olsak da, annem bize hep sac ekmeÄŸi piÅŸirirdi. Ben de annemin istanbula taşıdığı yaÅŸam kültürünü geldiÄŸim Almanya’ya beraberimde getridim ve kendi ekmeÄŸimi hep kendim piÅŸiririm. Ama yayladaki arkadaÅŸlar bunu nereden bilsinlerdi ki? İşte bu anı aklıma geldikçe, her seferinde yüzüme mutluluk gülücükleri yayılır. GüzelliÄŸi ve özlemine esir olduÄŸum günlerdi o günler ve yerler…Yiya yoldaşım sen de bu anımı böylelikle artık biliyorsun. Bu vesileyle o an bizimle birlikte yayık yayan güzel dost/heval Yusuf Temel’i saygıyla anıyor, yeri hep yüreÄŸimin güzel yerinde duracak diyorum…
DeÄŸerli yoldaşım, bu kadar açılıştan sonra mektubundaki yazı karakterinin mükemmeliyetine hayran kaldığımı hemen belirteyim. Hatta mektubu elime alırken, bir ÅŸey olmasın diye itina ediyorum. Bence güzel el yazısı da kendi başına bir sanattır. Bizler okula giderken latin harfleriyle okuyup, yazmasını öğrendik. Ama ben hep babamın yazarken, eline bakar o güzel sanatsal karakterli Arap Alfabesine hayran kalırdım. Yazılan sanki harf deÄŸil, güzel sanatlar dalında bir çizim gibi geliyordu bana o zaman. Babamın bana öğretmesini çok istedim ama, ben daha ilkokul sıralarındayken, babam vefat etti ve ben yetim kaldım. o yüzden hem o yazı dilini öğrenemedim hem de babasız büyüdüm. Ne kadar tühaf deÄŸil mi? İnsan konuÅŸur veya yazarken söz, sözü açıyor. Neyse yine senin mektubuna dönelim. Yazı karakteri çok güzel, ifadeler aynı ÅŸekilde mütevazice ve hoÅŸ. Bir de seni hayal kırıklığına uÄŸratma suçu iÅŸledim ya…Ma ben bilemezdim ki, adaşımın olabileceÄŸini. Ama bence iyi de olmuÅŸ ve gördüğüm kadarıyla zaten ondan da bir ders çıkarmışsın. Hayat böyle iÅŸte, hep beklenmedik sürprizlerle dolu…
Sana Almanya’dan mektup yazan Bernadette Rennes, Theresia Albert ve Willi arkadaÅŸlardan hiçbirini, ÅŸahsen birebir tanımıyorum. Ama sen ilk tutuklandığında, ağır saÄŸlık sorunlarından dolayı, o zaman gazeteciler sendikası ve birliÄŸi ile büyük kampanyalar yürütmüştük. O süreçte sana daha farklı gazeteciler de yazmıştı hatırladığım kadarıyla. Bu arkadaÅŸlar da büyük ihtimal o kampanya çerçevesinde sana yazıyorlardır. Theresia ile sosyal medyada arkadaşız ama herhangi bir iletiÅŸim bağımız yok. O da, ben de hala sosyal medya üzerinden çok sıklıkla, tutuklu gazetecilere özgürlük talepli paylaşımlar yapıyoruz. Pek bir ÅŸey olduÄŸu yoksa da, biraz vicdan rahatlaması gibi bir ÅŸey iÅŸte …Tabii sana mektup yazmalarından dolayı çok ama çok minnettarım. Bir de mektupları hangi dilde yazıp, gönderiyorlar? İlk baÅŸlarda bir kaç tanesini ben tercüme etmiÅŸtim. Daha sonra tercüme için bir ÅŸey gelmedi…
Yazıp, gönderdiğim ve senin beğendiğin Şiirime dair bir yorum yapmayacağım ama bazen duygularım ve yaşadıklarım benim sessiz yüreğimin, kalemime yansıması oluyor böyle. Geçenlerde ‘’Kaplumbağalar da uçar’’ videosunu izledikten sonra, oturup iki saat ağladım. Tabii o an yazamıyorum. Haha sonra mesela aşağıdaki gibi bir kaç cümle ile biraz toparlamaya çalıştım:
‘’Kaplumbağar da uçuyormuş
Benim uçurtmam neden teller takıldı anne?
Küçük, yetim yüreğin
Büyük his, duygu ve acıların,
Zalimce kültür, kahreden inaçlara
Çokça esir olan beden, benliğin
Yüreğime damlayan
Acılarının ortak çığlıkları,
Amazon yağmurumsu gözyaşlarım
Süzüldü yanaklarımdan sessizce.
Küçük gelin, yetim kalbin senin;
Büyük ACIN
BENÃŽM OLSUN CÃŽGERAMÃŽN ‘’ “gül güzel “😥 dedim kendimce…
Kitap, yani arkadaÅŸlarımla birlikte yazdığımız kitap, gerçekten çok mühim ve deÄŸerli. Sana hemen göndermek istiyorum. Ancak, aldığım bilgilere göre bu süreçte bir de Korona virüsü bahanesi ile kitap ve benzeri ÅŸeyleri vermeyip, çöpe atıyorlarmış… O yüzden biraz daha beklemek istiyorum. Yahut da, senin kitabı sana nasıl ulaÅŸtırabilirim konusunda bir fikrin varsa, lütfen yaz. Bu vesileyle zindan deneyimimi de kısaca anlatayım. Gerçekten kısa bir deneyimdi. Ama 17 yıldır 3 haftalık tutuklanmamı anlata, anlata bitiremiyorumJ) 2003 yılında tutuklandım. İstanbul, Bakırköy Kadın – Çocuk kapalı Cezaevinde kaldım ve sonra tek Alman vatandaşı olduÄŸum için o zaman yurtdışı edildim…Ve o vesileyle Cezaevi atmosferini biraz tatmış oldum. Bu nedenle Cezaevleriyle kanbağım oluÅŸtu ve ben ÅŸimdiye kadar Cezaevlerindeki birçok arkadaÅŸ ile mektuplaÅŸtım; mektuplaşıyorum. Bu bahsettiÄŸim kitabın ilk cildi, yazılan bu mektuplardan oluÅŸuyor. İkinci cildi için daha biraz bekliyorum. Bir veya iki sene sonra çıkarmayı düşünüyorum. Tabii o kadar ömrüm olursa…Bu da kısaca böyle bir ÅŸey iÅŸte…
Bir de yurtdışında olmama raÄŸmen, diye baÅŸlayan paragrafın,‘’ İnsanın yabancı bir yerden ülkesine mektup yollaması nasıl bir duygu olduÄŸunu çok merak ediyorum. Åžimdi Almanya’da ben olsam bunu yapabilir miydim bilemiyorum. İhtiraslı özlemler bir yazı ile diner mi? Ya da avuçlamak istediÄŸin bir tutam yaprağı baÄŸrında saklamak! Herhalde en güçsüz olduÄŸum yan. Öyle bir özleme dayanamaz, dayanamayacağım gibi de yarama tuz basmadım. Bu da büyük bir güç, büyük bir irade. Çünkü sen gibi yüce ruhlu yoldaÅŸlarda gördüğüm için çok mutluyum. İyi ki varsınız’’ diyorsun ya gerçekten, ben de bunu zaman zaman anlamaktan ziyade, birbirine karıştırıyorum. Ben mi gurbetteyim?, gurbet mi benim içimde? diye sorasım geliyor. Ama bence insanın nerede yaÅŸadığı deÄŸil, nasıl yaÅŸadığına baÄŸlı bu konu. Bizler nereye ait olduÄŸumuzu ve nerede geçici bulnduÄŸumuzu çok iyi biliyoruz. Birileri gibi uzakta kaldığımız ülkemizin, insanımızın fiziki uzaklığını deÄŸil, manevi yakınlığını hissediyoruz hep. O yüzden ben, sizlerden hiç uzakta olmadım ki. Hep oralardayım. Sadece fiziksel olarak görüşemiyoruz. Onu da yakında aÅŸarız dilerim. Sevgi, duygu, baÄŸlılık bütün sınırları yıkar. Yeter ki bizler o baÄŸlılığı yitirmeyelim. Bir de mektup yazarken veya telefonlaşırken ben, hep sizlerle sohbet halindeyim. Hiç uzakta deÄŸilim ki. Yani ben öyle hisediyorum kendimi. Dilerim bir ÅŸeyler anlatabildim bu konuda. Bu mektup uzun oldu bence ama kitabı gönderemememi biraz telafi etmeye çalıştım…Ve diyorum ki, iyi ki varsın/varsınız/varız yoldaşım. İyi ki bu tür vesilelerle birbirimize mektuplarla da olsa irtibat kurabiliyoruz. Çıktığında seni görmeye gelirim muhakkak. Ömer Çelik için de, o süreçte çok uÄŸraÅŸmıştım ama kendisinden hiçbir reaksiyon görmedim. Kendi ısrarımla, telefon numarasına ulaÅŸabildim. Bazen kendisine yazdığım bazı ÅŸeyleri gönderiyorum. Herhalde çok meÅŸgul olduÄŸu için kendisi hiç aramıyor…(Bu da sadece iÅŸin sitem yanıydı valla)
Aradaki sınırları kaldırarak, kucak dolusu sevgi ve selamlarımı yolluyor, sarılıyorum can yoldaşım.
Gül Güzel, 16.04.2020, Almanya/Deutschland
