Suriye’ye bile üniter bir yapı dayatmaya çalışan Ankara, Kürtlerin yerel özerklik taleplerine karşı sınır tanımayan bir düşmanlık güdüyor. Bu tutum, hem içeride hem dışarıda otoriterliÄŸin ve ırkçı milliyetçiliÄŸin göstergesi…
Kürtlerin siyasi haklarını engellemek için Türkler, İslamcı cihatçılarla bile ittifak kuruyorlar. Bunun açık bir örneÄŸini Suriye’de görüyoruz. Tüm Türk siyasi elitleri, Kürtleri engellemenin yolunun üniter devlet yapısını korumak olduÄŸuna inanıyor.
Avrupa’daki üniter devletler 1970’lerden beri üniter devlet yapısının sınırlarını farklı etnik grupları kapsayacak ÅŸekilde sürekli geniÅŸletirken, Türkiye’deki üniter devlet 1982 Anayasıyla Kürtler ve diÄŸer Türk olmayan gruplar için varoluÅŸsal zemini daha da daraltmıştır. Bununla da kalmayıp, Türkiye ÅŸimdi de Kürtlerin, Alevilerin ve Dürzilerin özerkliÄŸini engellemek için Suriye’ye yeni bir üniter devlet kurmayı dayatıyor.
Peki, üniter devlet ne anlama geliyor?
Üniter devlet, her ÅŸeyin merkezi otoriteler tarafından yönetildiÄŸi anlamına gelir. Yani, her ÅŸeyin Ankara’dan yönetilmesi gerektiÄŸi anlamına geliyor. Bu, gücün Anayasa yoluyla bölgelere devredildiÄŸi bir federasyon veya federal devletin aksine bir durumdur. Norveç, Büyük Britanya, Hollanda ve Fransa üniter devletlere örnek olarak verilebilir. Ancak, merkezi hükümetin genellikle mutlak olmadığını, hatta üniter devletlerin bile yönetim sistemlerinde yerel yönetimler aracılığıyla çeÅŸitli düzeylerde yetki devrettiÄŸini, ancak yasama yetkisinin genellikle yalnızca ulusal parlamentoda olacağını hatırlamak önemlidir.
Türkiye’nin üniter devlet anlayışı, Avrupa’daki üniter devletlerinden farklıdır. Türkiye’deki üniter devlet yalnızca etnik Türklerin temsil ettiÄŸi Türk dili, kültürü, tarihi ve kimliÄŸi üzerinden yapılandırılmış. Yani Anayasada resmileÅŸtirilmiÅŸ. Avrupa’da ise çoÄŸu üniter devlet etnik olarak çeÅŸitlilik gösteren toplulukları da içermektedir. Yani, hakim etnik grupların yanı sıra yerli etnik gruplar da Anayasada ve devlet aygıtında temsil edilmektedir.
Üniter devlet fikri, birden fazla etnik gruba sahip ülkeler için kötüdür
Üniter devletin işaretleri öncelikle geniş bir coğrafyaya işaret eder. Ülke büyük olduğunda, toprakların ayrılması, süreçlerin sadeleştirilmesi ve yetkinin merkezi hükümetlerden yerel yönetimlere devredilmesi ihtiyacı doğar.
Üniter devlet modeli, iÅŸleyen bir demokrasi kurmuÅŸ ülkeler için, farklı etnik grupları bir arada tutabilirler. Ancak kırılgan bir demokrasiye ve birçok farklı etnik gruptan oluÅŸan Türkiye için geçerli deÄŸil. Özellikle büyük bir Kürt nüfusuna sahip olan Türkiye, 1923’te üniter devletin kurulmasından bu yana yönetmekte zorlanmaktadır. Ancak Türkiye’deki üniter devlet anlayışı, yukarıda bahsedilen Avrupa üniter devletlerinden çok daha katı, sert ve ırkçıdır. Burada, etnik grupların büyüklüğünden bağımsız olarak, bir etnik grubun diÄŸer etnik gruplar üzerinde mutlak hakimiyetini ifade eder. Türk üniter devlet anlayışı ÅŸu ÅŸekilde ifade edilir: Tek millet, tek devlet, tek dil, tek bayrak, tek kimlik. Ve bu, adından da anlaşıldığı gibi, etnik Türkleri temel alır. ÖrneÄŸin hala Kürtlerin parlamentoya seçilmesi durumunda, kendilerini Türk kimliÄŸiyle tanımlamaları gerektiÄŸi varsayılıyor.
Türk üniter devletinde, özellikle Kemalistler döneminde, devlete kimin ait olduğunu belirleyen Türklüktü. Makam, iş, nüfuz ve prestij elde etmek için kişinin kendini Türk olarak tanımlaması gerekirdi. Bu da Türk ulus inşası modeli temel eşitsizliklerle karakterize edilmektedir. Türk merkezli olarak gerçekleşen ulus inşası, Kürtler için bir güven topluluğu oluşturmamıştır.
Kürt-Türk çatışmasında Mustafa Kemal’in tarihsel sorumluluÄŸu unutulmamalı. Kemal’in dayattığı 1924 Anayasası ile Kürt-Türk topluluklarını bölünmeye ve iç çatışmaya sürükleyen bir sistemin temellerini atmıştır. Bu, Kürt inkarı ve ÅŸiddete dayalı politika, Kürtlere yüzyıl boyunca büyük acılar çektirdi ve onları insanlık dışı muameleye maruz bıraktı.
Ancak bugün Kemal’in dehasını nasıl vurgulayabilir ve açıklayabiliriz ki? Çünkü onun üniter cumhuriyet projesinin Kürtlerin ve diÄŸer Türk olmayan azınlıkların inkarı üzerine kurulduÄŸunu, sert baskıcı ve çatışmacı çizgisinin birçok Kürt ayaklanmasına yol açtığını, hakikatleri çarpıtmaya dayalı propaganda yaptığını ve Kemal’in Kemalizmi teÅŸvik ederek stratejik olarak nasıl yarattığını ve kurduÄŸunu biliyoruz.
Türk usulü üniter devlet, otoriter ve milliyetçi ülkeler için ideal bir modeldir, çünkü otoriter kurallarla yönetmek daha kolaydır. Kemal, Kürtlerin inkarıyla birlikte, aÅŸağılayıcı ve saldırgan bir Türk ırkçılığının temelini atmıştır. Neredeyse tüm Türk milliyetçileri hala “Üniter Türk devleti kanımızla savunacağız, diyorlar. Milliyetçi politikacılar hâlâ yüksek sesle “Kürtçe tam teÅŸekküllü bir dil deÄŸil”, “Kürtçe bir eÄŸitim dili deÄŸil”, “Kürt kültürü homojen deÄŸil”, “Kürtler feodal beylerin emrinde”, “Kürtler devlete tehdit oluÅŸturuyor” vb. söylemlerde bulunuyorlar.
Günümüz Kemalistleri, Kürtleri baskılayan anayasanın ilk dört maddelerini değişmesine şiddetle karşı çıkıyorlar; bu da, demokrasinin temel unsurlarının hangileri olduğu konusunda anlayışın genişlemesini istemedikleri anlamına geliyor. Dolayısıyla Kürtler ve diğer azınlıklar, insan hakları ve diğer unsurlar ulusal anayasaya dahil edilmiyor.
Merkezi olmayan yönetim modeli halka daha yakındır
Üniter devlet modeline alternatif olarak, Büyük Britanya, İspanya, Belçika gibi birden fazla etnik gruba sahip ülkeler, merkezi olmayan yönetim biçimlerine yönelmişlerdir. Demokratik ülkelerde, güç bölgelere devredildiği için artık üniter devletten pek söz edilmez.
Üniter devlet ve federasyon, ülkenin farklı bölgelerinin birbirinden farklı olduğu şekilde birbirine bağlıdır. Her birinin kendi yapısı ve yasal olarak tanımlanmış siyasi özerkliğe sahip. Federal devlet, üniterliğin hakim olduğu devletten farklıdır. Güç iki sistem arasında bölünmüştür. Biri merkezi organlar adına, diğeri yerel organlar adına yönetir. Vatandaşlar hem genel anayasada öngörülen kurallara hem de belirli bir birliğin yönetim kurulu tarafından kabul edilen kurallara uymak zorundadır. Yerel bir anayasa, yasa, tüzük oluşturulabilir. Vatandaşlık, komşu federal birimlerin farklı sakinlerine de verilir. Kendi hükümet biçiminiz, anayasa ve yasa unsurlarınızla övünebilirsiniz.
Bu durum, Fransa’nın bir parçası olan özerk Korsika veya BirleÅŸik Krallık’ın bir parçası olan Kuzey İrlanda için de söylenebilir. Halkın bileÅŸimi ana kitleden önemli ölçüde farklı olduÄŸunda, grup doÄŸal olarak kendini ayırma ve kendi kimliÄŸine, kültürüne, yasalarına ve geleneklerine yönelik saldırıların kurbanı olmama arzusuna sahip olur.
Küçük bir bölgeye ve az nüfusa sahip bir yere ait olan bu yerin kendi varlığını sürdürme hakkını elde etmesi son derece zor olacaktır. Böyle bir şans söz konusu olsa bile, yaşlı ağabeyin yerini, kendi güvenilir ekonomisi ve silahlı kuvvetleri tarafından korunmayan ülkeyi ele geçirmek isteyen yeni bir ağabeyin alması oldukça muhtemeldir. O halde küçük olanlarla yetinmek ve özerklik konusunda ısrar etmek zorundasınız, çünkü bu, kendi kurallarına göre yaşamak isteyen bölge üzerindeki merkezin kontrolünü bir nebze de olsa zayıflatıyor.
Üniter devletten kaynaklanan Kürt düşmanlığı, ulusal sınırların ötesine taşınıyor
ErdoÄŸan, Suriye’de Kürtlere karşı yürüttüğü klasik tehdit temelli baskıcı diplomasiyi yürütüyor. Kürt kaynakları, Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik saldırıların arkasındaki mimarın ErdoÄŸan olduÄŸunu ve saldırıyı koordine ettiÄŸini söylüyorlar. Mesaj ÅŸu: “Söylediklerimizi yapmazsanız sizi ezeriz.” Yani, eÄŸer ademi merkeziyetçilik talebinden vazgeçmezseniz sonucuna katlanmalısınız. Rojava uzun zamandır Türkiye’den bu tür baskı ve tehditlere maruz kalmış. Bu tür bir üstünlük mantığı, Kürtlerin kendi tercihlerine saygısızlık ifadesidir ve çok düşmanca ve yıkıcı bir düşünce biçimi. Bu, ErdoÄŸan hükümetinin Kürtlere karşı sınır tanımayan bir düşmanlığı sergiliyor ve giderek kemalizmin öbür yüzü olarak karşımıza çıkıyor. Mustafa Kemal’in Kürtlere karşı ektiÄŸi düşmanlık, tüm boyutlarıyla hâlâ devam etmektedir. Türk-Sünni-Arap iÅŸbirliÄŸi ve Halep’teki Kürtlere yönelik düşmanca saldırıları bize onlarla kardeÅŸ olamadığımızı ve asla olamayacağımızı gösterdi.
Medeni bir devlet, Kürtlerin özerklik taleplerine saygı duyardı. Ancak dört devlet Kürtlerin topraklarını kendi aralarında bölüştürüp çok ilkel bir şekilde sömürgeleştirdiğinden, bu tür devletlerden medeni bir davranış beklemek mümkün değil.
Türkiye, Filistinlilerin özgürlük taleplerini destekliyor, Bosnalıları Sırp sömürgeciliÄŸine karşı, Cezayir’i Fransa’ya karşı özgürleÅŸtirmeye destek verdi, ancak Kürtleri baskı altına alıyor. Bu, tutarlı olmayan çeliÅŸkili bir ahlak anlayışı. Kürtlerin özgürlük talepleri ile Filistinlilerin özgürlük talepleri arasında ne fark var? Her ikisinin de talepleri sömürgeci hakimiyetten kurtulmakla ilgili deÄŸil mi?
*Mehmed S. Kaya: Bingöl’ün Solhan ilçesinin Keşkon mezrası doğumludur. Norveç Inland Üniversitesi’nde sosyoloji profesörüdür. ‘The Zaza Kurds of Turkey’ kitabının yazarıdır.
Mehmed S. Kaya – 13.01.2026
