Kadın düşmanı politikalar karşısında ataerkillikle suçlanan iktidarların kadın liderlerle temsil edilmesi suçlarını gölgeleme amacı taşıyor… Son dönemde faÅŸist bir kadın siyasetçi olarak öne çıkan bir diÄŸer isim yakından tanıdığımız Meral AkÅŸener…
2022 yılını geride bırakırken dünyada faÅŸist, milliyetçi, muhafazakar partilerdeki kadın/siyasetçilerin öne çıktığına ÅŸahitlik ettik. İtalya’da Giorgia Meloni, İngiltere’de ömrü kısa olsa da Liz Truss, Türkiye’de Meral AkÅŸener…
2023’te yeni bir seçim dönemine girerken milliyetçi, faÅŸist partilerde neden kadın liderlerin öne çıktığını hatırlamak/hatırlatmak önemli bir yerde duruyor.
Erkek egemen faÅŸist-milliyetçi iktidarlar, dünya çapında derinleÅŸmekte olan kriz, sömürü düzeniyle yoksullaÅŸtırdığı işçi ve emekçilerden oy devÅŸirmenin yollarını arıyor. Tam da burada “kutsal aile”, “dini” ve “ahlaki deÄŸer” tartışmaları, LGBTİ+ düşmanı söylem ve politikaların yanı sıra savaÅŸ politikaları imdadına yetiÅŸiyor erkek egemen iktidarların. Böylece toplumun en geri bilincine hitap ederek kitlesini konsolide etmeye çalışıyor.
Dünyanın birçok ülkesinde kürtaj yasakları, nafaka hakkına göz dikilmesi, İstanbul SözleÅŸmesinden çıkılması vb. uygulamalarla kadınlar güvencesiz, ÅŸiddete karşı savunmasız bırakılıyor. “Kutsal aile” cenderesinin yanı sıra istemediÄŸi çocuÄŸu doÄŸurarak “kutsal annelik” rolünü en iyi ÅŸekilde oynaması, her türlü zulme, ev içi emek sömürüsüne katlanması bekleniyor. “Kutsal aile”nin güçlendirilmesinde ucuz iÅŸgücü, güvencesiz çalışma, çocuk ve yaÅŸlı bakımı vb. kadının üstüne bırakılarak kapitalizmin yapı taÅŸlarından biri olan sömürü meÅŸrulaÅŸtırılmaya çalışılıyor.
Savaş politikalarıyla ülkenin tehdit altında olduğu naraları atılarak şovenizm körükleniyor. Savaşın da, ekonomik krizin de yükünün en çok kadınlar üzerine yüklendiği bilinen bir gerçek.
Kadınlar kendilerine dayatılan bu sömürü düzenini kabul etmiyor, hayatlarına, bedenlerine müdahale eden, kazanılmış haklarını ellerinden alan politikalara, erkek egemen iktidarlara karşı hayatın her alanında özgürlük talebini yükseltiyor, direniyor, sokakları terk etmiyor. Yasakları tanımıyor, önlerine kurulan barikatları yıkma iradesi gösteriyor, örgütlülüğünü güçlendiriyor.
Bir taraftan da faÅŸist ÅŸeflik rejiminin bizzat örgütlediÄŸi, “nafaka maÄŸduru erkekler”, “büyük aile buluÅŸması” adı altında düzenlenen mitinglerle örgütlenmeye çalışılan politika ile LGBTİ+’lar yok sayılıyor, kadınlar geleneksel sınırlara sıkıştırılmak isteniyor.
Bir yanda kendini aile dışında korumasız hisseden, öğretilmiş toplumsal cinsiyet rolleri dışına çıkamayan ve böylece erkek egemen burjuva sisteme yedeklenen kadınlar, diğer yanda ise bu politikaların sürdürücüsü, gelişen kadın hareketini söndürmek için burjuvaziye hizmet eden büyük burjuva kadınlar var.
Kadın düşmanı politikalar karşısında ataerkillikle suçlanan iktidarların kadın liderlerle temsil edilmesi suçlarını gölgeleme amacı taşıyor. Bu kadınlar eliyle erkek egemen burjuva sistem içine hapsettiÄŸi kadınlara “sizi ben temsil ediyorum” derken, erkeklere de “sizin çıkarlarınızı koruyorum, korkmayın” diyor. Kadın düşmanı politikalara itirazlara kalkan oluyor, meÅŸruluk kazandırmaya çalışıyorlar.
Saydığımız kadın liderlerin bulundukları ülkelere göre söylemleri değişse de birçok ortak özelliği olduğunu söyleyebiliriz.
Meloni, hayranı olduÄŸu Mussolini’den devraldığı “Tanrı, Aile, Anavatan” üçlemesini seçim kampanyasının sloganı yaptı; “Ben Giorgia’yım, kadınım, anneyim, İtalyanım, Hristiyanım. Bunların bizden alınmasını kabul etmiyorum” söylemiyle seçimi kazanarak baÅŸbakan koltuÄŸuna oturdu. Bu söylemlerin kadın bir liderin aÄŸzından çıkıyor olmasının verdiÄŸi güvenin boyutları da oldukça geniÅŸti.
Son dönemde faÅŸist bir kadın siyasetçi olarak öne çıkan bir diÄŸer isim yakından tanıdığımız Meral AkÅŸener. Ülkücü hareketin Asena’sı AkÅŸener, 8 Mart’ta mor giyinerek, “İstanbul SözleÅŸmesinden vazgeçmiyoruz” yazılı maske takarak, erkek siyasete baÅŸkaldırdığını iddia ederek kadınlardan oy istiyor, kızkardeÅŸlik ortaklığına sığınıyor.
Onca erkek siyasetçinin yer aldığı ülkücü faÅŸist hareket ve onun bir parçası olan İYİP içerisinde öne çıkan ve kendi siyasi çizgisinde “tutarlı” bir profil çizen Meral AkÅŸener’in hemcinslerine, ezilen halklara karşı iÅŸlediÄŸi suçlar sayesinde o koltukta oturduÄŸunu hatırlatalım. Refah Partisi-DYP koalisyon hükümetinde Susurluk kazasının ardından Mehmet AÄŸar’ın istifa etmesiyle 8 Kasım 1996’da İçiÅŸleri Bakanlığı görevine geldi AkÅŸener. 30 Haziran 1997’ye kadar sürdürdü bu görevi. Ve bu süreç içinde Kürtlere, devrimcilere karşı iÅŸlenen birçok suçun faili olarak tarihe geçti. Gözaltında cinsel iÅŸkence de bu suçların başında bulunuyor. Bunları unutmadık. Kadınları en çok vuran, yoksullaÅŸtıran, insanları göç etmek zorunda bırakan savaÅŸ politikalarının altında Tansu Çiller gibi Meral AkÅŸener’in de imzası bulunuyor. AkÅŸener’in Kürtlere karşı tutumu zaten belli, ancak Kürt kadın hareketinin Kürt özgürlük mücadelesine kazandırdığı eÅŸbaÅŸkanlık, eÅŸit temsiliyet, meclisteki kadın grubu vb. kazanımlarını ortadan kaldırmaya yönelik saldırılarda; kadın eÅŸbaÅŸkanların tutuklanmasında, belediyelere atanan kayyumların kadın kazanımlarını tarumar etmesinde ve son olarak HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in vekilliÄŸinin düşürülmesinde imzası bulunuyor. Teoriyle pratiÄŸin aynı olması ÅŸeklindeki literatürizmdeki sözü halkımız, “ayinesi iÅŸtir kiÅŸinin lafa bakılmaz” ÅŸeklinde formüle etmiÅŸ. 8 Mart’ta mor kıyafet giyinerek, “İstanbul SözleÅŸmesinden vazgeçmiyoruz” yazılı maske takarak kadınları temsil ettiÄŸi yanılgısı yaratmaya çalışan AkÅŸener, torununun kendisine “dede” demesini övünerek anlatırken, ne denli bir erkek siyaset yaptığını da itiraf ediyor. Resmi internet sitesinde kendisini önce anne, sonra öğretmen ve politikacı olarak tanımlayarak, öğretilmiÅŸ kadınlık rollerini yerine getirme konusundaki özenine de iÅŸaret ediyor.
Meral AkÅŸener’in yanı sıra erkek egemen faÅŸist iktidarın koruculuÄŸunu üstlenen, tampon görevi gören birçok kadın siyasetçiden söz edebiliriz. İstanbul SözleÅŸmesinin kaldırılma giriÅŸimleri sürecinde baÅŸta AKP olmak üzere erkek egemen burjuva partilere oy veren hatta içinde yer alan kadınlardan geliÅŸen itirazlar üzerine yine bu kadın siyasetçiler devreye sokuldu. Dönemin Aile Bakanı Derya Yanıt ve AKP Sözcüsü Özlem Zengin gibi isimler erkek egemen sistemin kurtarıcılığında başı çekti. Ve İstanbul İstanbul SözleÅŸmesi karşıtı sözler ve aile vurgusu bu kadınlar tarafından yapıldı.
Irkçı, göçmen karşıtı, işçi düşmanı politikaların temsilcisi olarak tanınan Lizz Truss da baÅŸbakanlığa benzer söylemlerle seçilmiÅŸti. Sermaye önündeki engelleri kaldırarak işçi ve emekçiler üzerine daha büyük bir yük bindirmesi, grev oylamasını zorlaÅŸtırma çabası, göçmenler konusundaki stratejisi vb. Truss’u istifaya götüren sebepler oldu.
Muhafazakar Parti lideri Truss’un hayata geçirmeye çalıştığı politikalar partisinin ideolojisinden bağımsız deÄŸilken, Truss’un bireysel baÅŸarısızlığı olarak gösterildi, “ekonomiyi evde kocasına soruyor”, “okuduÄŸunu anlamıyor”, “okuma yazma bilmiyor” vb. aÅŸağılamalarla istifa etti Truss.
Truss örneğinde de gördüğümüz gibi burjuva partilerin kadın başkanlarının erkek egemenliğinin vazgeçilmez bekçisi olmaları onları cinsiyetçi hakaret, saldırılardan korumuyor. Burjuva kadın siyasetçilerin erkek egemen siyasette öne çıkmak için Tansu Çiller örneğinde gördüğümüz gibi erkekleşmeleri ya da daha zalim olmaları onları kurtarmaya yetmiyor.
Bütün bu tablo içerisinde, erkek egemen burjuva sistemin bir parçası olan burjuva kadınların çıkarlarıyla, ezilen, sömürülen işçi ve emekçi kadınların çıkarlarının aynı olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Erkek egemen siyaset içerisinde burjuva kadınların kendilerine oldukça zor olan açtıkları bir gerçek. Ancak bu kadınların Tansu Çiller, Meral Akşener, Liz Truss, Giorgia Meloni örneklerinde olduğu gibi geldikleri yerlerde hizmet ettikleri burjuva düzen ve erkek egemenliğidir.
Deniz AktaÅŸ – ETHA – 02.01.2022
