Tamamlanmamış bir yaşam ve bir kitap | Hilmi Toy


Bilerek ve isteyerek 39 yıl önce doÄŸduÄŸu gün idam sehpasına götürüyorlar Ali AktaÅŸ’ı 12 Eylül cellatları. Hatice Güden’in kitabından da öğreniyoruz. Ailesine bile haber vermiyorlar…

Hatice Güden’in kaleme aldığı “Onurlu Bir DuruÅŸ Adanmış Bir YaÅŸam Ali AktaÅŸ” kitap üzerine yazmak istiyorum. Ben de yeni bir kitap çalışması nedeniyle bu ara sıkça yazamadım. Gidenlerin ardından suya deÄŸil yazıya dökülenleri derleyip harmanlamaya çalışıyorum. Bilinen bilinmeyen olanlarla bilenler ile bilmeyenlere bir belleÄŸin oluÅŸumuna küçükte olsa bir katkı olsun istiyorum. “suya yazı yazılmaz” diyen bilge insanlar, “söz uçar yazı kalır” özdeyiÅŸi hareket noktam oldu bu çalışmada. Bu yoÄŸunluk içinde Hatice Güden’in tanıyanların ve tanıkların dilinden dava konusu kimi mahkeme belgelerinin de ışığında yazdığı Ali AktaÅŸ’a iliÅŸkin kitap içinde yazamadım. Gecikince de Ali’nin doÄŸum ve idam günü anısına yazıp paylaÅŸayım istedim. DoÄŸduÄŸu gün asılan bir yiÄŸit Ali AktaÅŸ. Dünyada ender rastlanan bir olay. Bilerek ve isteyerek 39 yıl önce doÄŸduÄŸu gün idam sehpasına götürüyorlar Ali AktaÅŸ’ı 12 Eylül cellatları. Kitaptan da öğreniyoruz. Ailesine bile haber vermiyorlar. Ailesi görüşe gittiÄŸinde bile resmi olarak bilgi vermiyorlar, tesadüfen öğreniyorlar. Ali’yi istihbarat ve siyasi polisin raporları ile dosyasında hiçbir delil olmamasına, kimi tanıkların da “bu olmaya bilir” ifadesine raÄŸmen idama götürüyorlar. Ali’nin idamı da bir çok siyasi idam da olduÄŸu gibi siyasi olarak kasten yapılan bir infaz. Darbecilerin kendi yasalarını, kendi hukuk kurallarını bile hiçe sayıp çiÄŸneyerek yaptıkları bir idam. 

Kitabı 2021 Aralık’ın son günlerinde okuyup bitirdim. Çok ve yoÄŸun bir emek vererek hazırlamış yazarı Hatice Güden. O yıllarda çocukluk arkadaÅŸlarını, mücadele yoldaÅŸlarını, deÄŸiÅŸik siyasetten dostlarını, hapis arkadaÅŸlarını bulup konuÅŸmuÅŸ, onların Ali ile ilgili deÄŸerli bilgi ve anılarını derleyip yazmış. Özenli bir çalışma olmuÅŸ. Akıcı bir dili var her ÅŸeyden önce. Tarihsel ve 

kronolojik bir anlatım var Ali’nin yaÅŸamı ve mücadelesi bakımından. Hareket bakımından İskenderun’u İskenderun yapanlardan en çok öne çıkanlardan biri Ali AktaÅŸ çünkü. O günün tarihsel ve siyasal koÅŸullarını, kısa da olsa hareketin alanda geliÅŸimi ve bir bütün olarak devrimci hareketin alandaki izini de sürerek hem o günün hem de bugünün penceresinden bilinç ve kavrayışı ile yazıp anlatmak da ayrıca bir önem katmış kitaba.

Ali AktaÅŸ’a iliÅŸkin ölümsüzlüğüne iliÅŸkin bir çok kez yazıp paylaÅŸtım Sanat ve Hayat dergisi ve deÄŸiÅŸik haber sitelerinde. Ali’yi bir kez gördüm ömrü hayatında. 1979 İskenderun 1 Mayıs miting ve yürüyüşüne gitmiÅŸtik Antep’ten. Kalabalık gitmiÅŸtik otobüslerle o zaman. Hatta Karşıyaka da bir arkadaşımız 1 Mayıs’a gelmek için sabah kalktığımda babasının kapıları kilitlediÄŸini fark eder. Ne yapsa kapıyı açamaz. İkinci katta oturuyorlar. Pencereden atlamayı düşünür, aÅŸağı bakar gözüne kestirir ve atlar. Ayağı incir. Akasya aksaya gelip yetiÅŸir otobüse. Yürüyüş boyunca aksayarak yürür, aÄŸrıyı sızıyı unutur, mutludur katıldığı için. İşte Ali’yi bu yürüyüş kortejinde gördüm sadece. Ancak Ali kimdir, nasıl bir insan, nasıl bir devrimcidir, hapiste aynı koÄŸuÅŸta kaldığımız, birlikte yargılandığı dava arkadaÅŸlarının anlatımından tanıdım. Ve de içeride yazıştığı arkadaÅŸlara gelen mektuplarından tanıdım. İçeride Ali gibi kimi yoldaÅŸlardan gelen mektupları birlikte okurduk yada elden ele vererek okurduk. Çok güzel mektup yazardı Ali. Ve her mektubunda “MaviÅŸim” diye yazdıklarından yazardı. Umutlu mektuplar… Bir de Hatay’da 51. KoÄŸuÅŸta birlikte kaldığımız, kitapta da adı geçen Rıza’nın anlatımlarından tanıdım Ali’yi. Anlata anlata bitiremezdi Rıza. Devrimci Yol davasından yatan ve Ali’yi tanıyanlar da birlikte voltaya çıkınca anlatırlardı. Özellikle de idam gecesinden sonra. 24 Ocak 1983 günü koÄŸuÅŸta Ali’yi andık. Rıza’nın da verdiÄŸi bilgilerle ilk yazımı iÅŸte o gün Ali için yazdım ve anmada okudum. KoÄŸuÅŸta birlikte kaldığımız ki hemen her örgüt davasından yargılanan arkadaÅŸlar vardı, anmada duygu ve düşüncelerini paylaÅŸtılar. O gün hepimiz için ağır bir gün, yoÄŸun duygu selini yaÅŸadığımız bir an ve gündü. Hatice kitap çalışmasını sürdürürken Ali için yazdıklarımı istedi ve gönderdim. GeçtiÄŸimiz yıllarda yazdığım yazıda “Hatay’ın Karayağız yiÄŸidi” demiÅŸtim. Renksiz resimlerinin etkisi ile de olabilir aklımda hep Karayağız biri kalmıştı Ali. Hatice uyardı “Ali Karayağız deÄŸil sarışın Mavi gözlüydü” dedi. Böylece yazıdaki bu yanlışı okur nezdinde düzeltmiÅŸ olayım. Ama kavgada yiÄŸitliÄŸiyle karayağız biriydi. 

Gelenekten geleceÄŸe yürüyüşte hesapsız kitapsız yerini alan ve ikircimsiz ipi göğüsleyen, tarihimize iz bırakan, yaratılan deÄŸerlere kanı canıyla imza atan Ali AktaÅŸ’a karşı bugüne kadar hakkıyla yerine getirilemeyen bir vefasızlığa daha neÅŸter vurup gelenekten geleceÄŸe, yeni kuÅŸaklara taşıyan yazarını kutlarken Ali’yi de bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Kitabı elime aldığımda çok duygulandım, okuyunca da bugüne kadar deÄŸerlerimize karşı bunca vefasızlığın, adeta bir geleneÄŸin üstünü çizer gibi yaklaşımın, bellek yitimine bırakır gibi bir davranışın acı ama gerçeÄŸine sitemle Rosa’nın mezar taşında yazılan “ölülerimiz bizi uyarıyor”  sözü geldi aklıma, hüzünlendim. Çünkü Ali hak ettiÄŸi kadar sahiplenmede çok eksik kalındı. Eksik kaldıklarımızdan sadece biridir Ali. 

İnsan yaÅŸ aldıkça daha çok mu duygusal oluyor bilemiyorum. Yeni Yılın ilk gününde Bern’de yaÅŸayan DoÄŸan ile haberleÅŸip buluÅŸtuk. Kaldığımız dostlardan gelip aldı bizi, evlerine konuk olup sohbet ettik. Hatice’nin kaleme aldığı kitaptan, Ali AktaÅŸ’ın kitabından söz ettik. O da kitap için çok sevinmiÅŸ, hem de kitabı beÄŸenmiÅŸ. Ona da ifade ettim. Kitabı okuyup bitirince bir an için içimde bir boÅŸluk oluÅŸtu. Adını koyamadığım bir eksiklik hissettim. Bir o günler geçti gözlerimin önünden, yaptıklarımız yapamadıklarımız, eksikliklerini, eksilenlerimiz… Rüzgarın savurduÄŸu bulutlar gibi kafamın içinden gelip geçti. Hareketin en güçlü olduÄŸu 5 kentten biri olan İskenderun ve bu günkü hali geçti gözlerimin önünden. İskenderun deyince Hareketle anılan bu kentte yeller esiyor ÅŸimdi. Kadrosal olarak yerelleÅŸmeyi baÅŸaramayan bir çizgi, kadro yatağını kurutan bir pratik ve daha bilmem nesi… 

İki yıl önce okuduÄŸum ÅŸimdi hastanede hastalıkla yaÅŸam mücadelesi veren Ufuk BektaÅŸ Karakaya ile Oktay Duman’ın kaleme aldığı Mehmet Fatih Öktülmüş’ün yaÅŸam ve mücadelesini anlatan “Benim Adım Dilaver” adlı kitabı geldi aklıma. Ali AktaÅŸ’ı Mehmet Fatih Öktülmüş’e benzettim bir yönüyle. Hayat denilen son kavganın hemen her yerinde olmuÅŸ ikisi de. Hiç bir ÅŸeyden eksik kalmayan iki prototip. SaÄŸlığında koruyamadiğımız ardından da yeterince sahiplenemediÄŸimiz duygusunu yaÅŸadım bu iki kitabı okuduktan sonra. Ve Ali’yi tam olarak kitabı okuyunca tanıdım.

Ali AktaÅŸ davaya olan sarsılmaz inancı, işçi sınıfı ve halklara olan baÄŸlılığı, çalışkanlığı, kabına sığmayan devrimci coÅŸkusu, mücadelenin ihtiyaç duyduÄŸu yaratıcılığı, iliÅŸkilerde yoldaÅŸlığı, dostluÄŸu, kapsayıcı ve kazanımcı oluÅŸu, hata ve yanlışlara yada hatalı ve yanlışlık yapan yoldaÅŸ ve dostlara karşı mücadelede ilke ve esnekliÄŸi ile örnek bir sosyalist. Ondan ÖğreneceÄŸimiz, onu örnek alacağımız çok yönlü bir yoldaÅŸ Ali AktaÅŸ. Kitabı okuduÄŸunuzda bunu daha iyi anlayacak ve bilince çıkartacaksınız. 

Bir de kitabın yayınlanma öyküsü geldi aklıma. Yazanın ve yazılmasını ve yayınlanması isteminde ısrarla geleneÄŸin “yazılı izi” oldu bu kitap da. Tarihe / tarihimize iz bırakanların anılarına saygı, Yayıma hazırladığım Muharrem Usta’nın “Yüküm Devrimdi – Devrimci Bir Sendikacının Tanıklığı” kitabı gibi Ali AktaÅŸ ÅŸahsında bir vefanın daha yerine getirilmesi bakımından çokça sevindirici. Bir direnişçinin kaleminden bir direnç gülümüzün kitabı Ali AktaÅŸ. “Okuyun” demek bile fazla. 

TeÅŸekkürler Hatice… EmeÄŸi geçen bilgisini, tanıklığını paylaÅŸan ve de okuyan herkese teÅŸekkürler…


Hilmi Toy – 23.01.2022