‘Süreç’in Rojava aynası: Tasfiye, tuzak ve direniÅŸ | Arif Çelebi

Kürtlerin her nerede olursa olsun bir statü kazanmasına tahammül edilmiyor. Sömürgeci Türk devletinin Kürt düşmanı politikasında milim sapma yoktur. Rojava ayakta kaldığı müddetçe bu “süreç” tuzağı bu biçimde sürdürülemez; Rojava; Kürt düşmanı sömürgeci Türk devlet gerçeÄŸini gözler önüne seren, “süreç”in bir tuzak olduÄŸunu gösteren bir aynadır. Rojava, Kürt halkının kendi kaderini tayin etme iradesinin aynasıdır.

Türk devleti ile Kürt ulusal demokratik hareketi lideri Öcalan arasında bir yılı aÅŸkındır devam eden bir “süreç” yürütülüyor. Türk devleti bu süreci “terörsüz Türkiye” ve “terörsüz bölge” olarak tanımlarken; Öcalan ve PKK süreci, “barış ve demokratik topluma geçiÅŸ” olarak kavramlaÅŸtırıyor. Bu durum, tarafların bu sürece yüklediÄŸi anlamların taban tabana zıt olduÄŸunu gösteriyor. Sömürgeci Türk burjuva devleti çözüm yerine teslimiyet ve tasfiyeyi dayatıyor. Dört parçadaki tüm PKK kadrolarının silah bırakmasını ve dünyanın her neresinde olursa olsun örgütün siyasi-örgütsel yapısını tamamen tasfiye etmesini ÅŸart koÅŸuyor. Ancak bu teslimiyet ve tasfiye saÄŸlandıktan sonra “kimi hukuki adımların” atılabileceÄŸini ve ondan sonra da kimi demokratik düzenlemelerin yapılabileceÄŸini iddia ediyor. Dahası, sömürgeci devlet Kürt sorununun gerçekte var olmadığını savunarak inkar politikasını sürdürüyor. Bugüne kadar atılan adımlarla kimi eksikliklerin önemli ölçüde giderildiÄŸini, kalan eksikliklerin de zamanla ortadan kaldırılabileceÄŸini belirtiyor. Bir baÅŸka deyiÅŸle sorunu görmezden geliyor ve görünmez kılmaya çalışıyor.

SÖMÜRGECİ BİR TUZAK VE REHİN ALMA POLİTİKASI
Bu tablo, açık bir sömürgeci devlet tuzağıdır. FaÅŸist Türk burjuva devleti, demokratik adımlar atmak bir yana; hukuki düzenlemeler için bile sadece Bakur’dakilerin deÄŸil, Rojava’daki QSD’lilerin ve Rojhilat’taki PJAK’lıların da silah bırakmasını dayatıyor.

AKP ve MHP’nin hazırladığı raporlar, aslında “piÅŸmanlık yasası”nın maskelenmiÅŸ bir versiyonudur. “Silah bırakanları Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında yargılayalım, sembolik ceza indirimleri yapalım, ama beÅŸ yıl gözetim altında tutalım” yaklaşımı, bir çözüm deÄŸil açık bir rehin alma tutumudur. Ortada “demokratikleÅŸme” yönünde herhangi vaat yoktur; anadilde eÄŸitimden Kürtlerin anayasal tanımına, ırkçı yasaların feshinden siyasi tutsakların serbest bırakılmasına kadar hiçbir temel talep raporlarda yer almıyor.

Böyle bir ortamda demokratik adımların atılacağı ve demokratik mücadele ve örgütlenme için koÅŸulların oluÅŸacağını beklemek yanılgıdır. Muhatabın ciddiyeti, halklarımıza verdiÄŸi güvenle ve Türk halkına yıllardır zerk edilen ÅŸovenizm zehrini temizleme iradesiyle ölçülür. Oysa bugün tam tersi yaÅŸanıyor: Hasta tutsaklar dahi bırakılmazken, Leyla Zana örneÄŸinde olduÄŸu gibi ırkçı saldırılar bizzat iktidarın sessizliÄŸiyle teÅŸvik ediliyor. Sözde bile olsa demokratik hak ve özgürlüklerin geniÅŸletileceÄŸine, düzen içi reformlarla Kürt sorununun çözüm yoluna sokulacağına dönük bir vaat bile verilmiyor; dillerden dökülen tek ÅŸey “teslimiyet, tasfiye ve entegrasyon”dur.

ROJAVA: SÜRECİN TURNUSOL KAĞIDI
“Bin yıllık kardeÅŸlik” söyleminin Rojava’daki gerçekliÄŸi nedir? Türk devleti neden “kardeÅŸleri” ile barışmak, Rojava’daki halkların iradesini tanımak yerine onları cihatçı gruplara teslim olmaya zorluyor?

Rojava bu “süreç”in turnusol kağıdıdır. Türk devleti, Kürtlerin ulusal demokratik bilincini bütünüyle yok etmeyi hedeflemektedir.

Kürtlerin her nerede olursa olsun bir statü kazanmasına tahammül edilmiyor. Sömürgeci Türk devletinin Kürt düşmanı politikasında milim sapma yoktur. Rojava ayakta kaldığı müddetçe “süreç” tuzağı bu biçimde sürdürülemez; Rojava; Kürt düşmanı sömürgeci Türk devlet gerçeÄŸini gözler önüne seren, “süreç”in bir tuzak olduÄŸunu gösteren bir aynadır. Rojava, Kürt halkının kendi kaderini tayin etme iradesinin aynasıdır. Bu aynanın kırılmak istenmesinin temel nedeni budur.

10 MART ANLAÅžMASI 
10 Mart 2025’de Mazlum Abdi ile Golani arasında imzalanan 8 maddelik anlaÅŸmanın ilk iki maddesi, tüm Suriyelilerin demokratik temsilini ve Kürtlerin anayasal haklarını güvence altına alıyordu. AnlaÅŸmanın 3. maddesi “tüm topraklarda ateÅŸkes”in saÄŸlanacağını belirtiyordu. Ancak bugün gelinen noktada, HTÅž bu maddeleri uygulamak bir yana birer birer çiÄŸnediÄŸi görülmektedir. Alevilere ve Dürzilere yönelik soykırımcı saldırılar, Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik provokasyonlar bunun kanıtıdır.

AnlaÅŸmanın “yerinden edilenlerin dönüşü” maddesine raÄŸmen Efrîn, Serêkanîyê ve Girê Spî iÅŸgal altında tutulmakta, yerlerinden edilenlerin geri dönüşü için hiçbir adım atılmamaktadır. Keza anlaÅŸmada yer alan  “ayrımcılık ve nefret söylemi yasağına” karşın, HTÅž çeteleri etnik ve dini gruplar arasında fitne çıkarmak için her türlü provokasyona baÅŸvurmaya devam etmektedir. 26 Aralıkta Humus’taki bir Alevi mahallesindeki camiye yapılan saldırı bunun son örneÄŸidir.

HTŞ bu maddelere uygun hiçbir adım atmıyor, anlaşmaya bağlı kalmıyor. Kürtlerin anayasal haklarını garanti altına alan, dini ve etnik kökenlerine bakılmaksızın bütün Suriyelilerin siyasi süreçte yer almasını sağlayacak hiçbir girişimde bulunmuyor. Bunun yerine cihadist, tekçi, antidemokratik bir rejim inşa ediyor.

Åžu an tek dayatılan, anlaÅŸmanın 4. maddesidir: Özerk yapıdaki kurumların merkezi yönetime entegrasyonu. HTÅž ve Türk devleti diÄŸer maddelerin uygulanması için hiçbir giriÅŸimde bulunmazken bu maddenin uygulanmasını her ÅŸey haline getiriyor. Oysa anlaÅŸmaya uygun ne bir Suriye devleti ne de bir Suriye ordusu var. DiÄŸer maddeler uygulanmadan bu maddenin hayata geçirilmesi özerk bölge halkları için intihardan baÅŸka bir anlama gelmez. İstedikleri de bu. Sömürgeci akıl, 10 Mart anlaÅŸmasından bahsederken sadece bu “entegrasyon” maddesini görüyor ve entegrasyonu kayıtsız ÅŸartsız teslimiyete dönüştürmeye çalışıyor.

HALEP’TEKİ KÜRT MAHALLELERİ: GÜNÜMÜZ KOBANÊ’Sİ
Halep’teki Şêxmeqsûd ve EÅŸrefiyê mahallelerinin hedef alınması tesadüf deÄŸildir. Bu bölgeler, savunmanın en zayıf halkası olarak görülüyor. HTÅž ve Türk devleti, bu mahallelere girerek hem özsavunma güçlerini dağıtmayı hem de psikolojik üstünlük kurmayı amaçlıyor.

Dahası, bu mahallelerde çıkacak bir çatışma üzerinden QSD’yi savaÅŸa çekmek ve meseleyi bir “Arap-Kürt savaşı” gibi lanse etmek istiyorlar. Böylece Türk devletinin iÅŸgalci olarak deÄŸil, “çatışmayı durdurmaya gelen bir güç” gibi müdahale etmesinin zemini hazırlanacaktır. Halkın topyekun direniÅŸi sayesinde bugün bu plan boÅŸa çıkarılmıştır, ancak bu iki mahalle, tüm Rojava’nın savunması için günümüzün Kobanê’si niteliÄŸindedir. Sömürgeci Türk devleti ve HTÅž bu iki mahalle üzerindeki emellerinden vazgeçmeyeceklerdir. Fırsat bulduklarında yeni provokasyonlara giriÅŸeceklerdir.

ABD VE FAŞİST BLOK: STRATEJİK AYRILIK, ORTAK HEDEF
Türk devleti neden daha önce yaptığı gibi doÄŸrudan saldırmak yerine provokasyonlara baÅŸvuruyor? Çünkü Suriye’de artık ABD, İsrail ve Suudi Arabistan gibi aktörleri yok sayarak istediÄŸini yapamıyor. ABD ile bazı görüş ayrılıkları olsa da özünde her iki güç de Özerk Yönetimin mevcut kazanımlarıyla korunmasını istemiyor.

ABD, QSD’yi siyasi kimliÄŸinden arındırıp salt bir “askeri güç” olarak merkeze baÄŸlamak ve böylece “siyasetsizleÅŸtirilmiÅŸ” bir yapı kurmak istiyor. Türk devleti ise QSD’nin tamamen feshedilmesini ve bireylerin HTÅž saflarına katılarak erimesini dayatıyor.
HTÅž’nin “atamaların kendi onayına tabi olması” ve HTÅž güçlerinin Özerk Yönetim bölgesine girmesi koÅŸuluyla QSD’nin üç tümen olarak yeniden düzenlenmesini kabul eden son önerisi, bu tasfiyenin örtük bir biçimidir.

QSD atamalarının HTÅž onayından geçmesi ve HTÅž güçlerinin QSD bölgelerine serbestçe girmesi QSD’nin özerk yapısını, Rojava ile siyasi bağını koparmak anlamına gelir. Böyle bir öneriyi QSD’nin kabul etmeyeceÄŸi açık. Bu teslimiyetçi önerilerin asıl amacı, reddedileceÄŸini bilerek askeri saldırı için “QSD anlaÅŸmaya yanaÅŸmıyor” bahanesini üretmektir. Böylece HTÅž’nin bir anlaÅŸmadan yana olduÄŸu buna karşın QSD’nin anlaÅŸmamak için bahaneler uydurduÄŸunu öne sürerek, QSD’nin toptan tasfiyesinin, bir askeri saldırı koÅŸullarının oluÅŸmasını murat ediyorlar.

DİRENİŞ
Halep’teki Kürt mahalleleri, Şêxmeqsûd ve EÅŸrefiyê Rojava devriminin ayrılmaz bir parçasıdır. Sömürgeci Türk devlet çetelerine ve HTÅž’ye karşı geliÅŸtirilen halk direniÅŸi, dört parça Kürdistan, Türkiye ve OrtadoÄŸu halkları için bir ilham kaynağıdır. Rojava’daki sömürgeci Türk devletinin, HTÅž çetelerinin ve ABD emperyalizminin planları, ancak bu tür direniÅŸlerle boÅŸa çıkarılabilir.

ABD emperyalizmi ve sömürgeci Türk devleti Rojava devrimini tasfiye etmek ve QSD’nin devrim ordusu niteliÄŸini yok etmek için büyük bir baskı uyguluyor, bunun bir an önce gerçekleÅŸmesi için acele ediyorlar.

Özerk Yönetimin kazanımlarını, kadın devrimini ve demokratik yapıyı korumak sadece Türk devlet sömürgeciliğine değil emperyalizmin tüm tasfiye planlarına karşı da bir direniştir.


Seçtiklerimiz: Arif Çelebi – Etha – 27.12.2025