Sanatta, edebiyatta görünür olmak veya olmamak
Kapitalist dünya insanlık tarihinin belki de en paradoksal dönemini yaşıyor. Bir yandan teknolojik ilerlemeler ve küresel iletiÅŸim imkânlarıyla bilgiye eriÅŸim hiç olmadığı kadar kolayken, diÄŸer yandan “görünür olma” kaygısı, kültürde, sanatta, bilimde derinliÄŸi ve niteliÄŸi gölgeliyor. Sosyal medya platformlarının sınırsız vitrinlerinde, insanlar kendilerini “pazarlanabilir” birer meta olarak sunarken, gerçek deÄŸerler sislerin ardına itiliyor. Bu durum, yalnızca bireysel kimlikleri deÄŸil, toplumsal deÄŸer yargılarını da dönüştürüyor. Peki bu simülasyonlar denizinde, kalıcı olan nedir? Hakikat ve nitelik, geçici trendlerin gürültüsüne yenik mi düşecek?
Kapitalist kültürün ürettiÄŸi imajlar, özün yerine geçen yapaylık, günümüzde özgüven ile cehalet arasındaki sınırın bulanıklaÅŸması, performatif bir varoluÅŸun sonucu. İnsanlar, algoritmaların onayladığı bir estetikle “baÅŸarılı” görünmek için gerçek becerilerden çok, yüzeysel imgelerle donanıyor. ÖrneÄŸin, bir enstrüman çalmayı öğrenmek yerine, enstrümanla çekilmiÅŸ bir fotoÄŸraf paylaÅŸmak; bir kitabı okumak yerine, kitap kapağını filtreli bir hikâye olarak sunmak… Bu durum, Walter Benjamin’in pasajlarını hatırlatıyor, gerçeÄŸin yerini alan kopyalar, orijinalin anlamını yok ediyor. Ancak bu yeni bir fenomen deÄŸil. Tarih, Rönesans’ın entelektüel patlamasından önceki Orta ÇaÄŸ skolastik dogmalarını ya da 1980’lerin tüketim çılgınlığını da gördü. Her dönem, kendi yapaylık dalgalarını üretip tüketti.
Yazarın “çekingen dahiler” metaforu, tarih boyunca hak ettikleri deÄŸeri göremeyen nicelerini anımsatıyor: Van Gogh’un yaÅŸarken satamadığı tabloları, Kafka’nın yakılmak üzereyken kurtarılan defterleri… Ancak bu örnekler, niteliÄŸin nihayetinde galip geldiÄŸini gösteriyor. Sorun, dehanın kendisinde deÄŸil, onu algılayacak toplumsal sabrın eksikliÄŸinde yatıyor. Günümüzde ise durum daha karmaşık: Bilgi kirliliÄŸi ve dikkat ekonomisi, gerçek yetenekleri gölgeleyebiliyor. Bir TikTok videosu, üç saniyede ilgi çekerken, bir bilim insanının on yıllık emeÄŸi, ancak “viral” olursa görünür oluyor. Ancak bu, hakikatin yok olduÄŸu anlamına gelmiyor. Aksine, insanlığın anlam arayışı, en nihayetinde derinliÄŸi talep ediyor. Nietzsche’nin dediÄŸi gibi, “Hakikat, en nihayetinde cehaletin yorgun düşmesiyle ortaya çıkar.”
Belki de bu hızlı çaÄŸda direnmek, “yavaÅŸlamakla” mümkün. Italo Calvino’nun “görünmez ÅŸehirler”indeki gibi, gerçeÄŸin labirentlerinde kaybolmamak için eleÅŸtirel bir duruÅŸ ÅŸart. Sosyal medyadaki her önünüze düşen bir içeriÄŸi paylaÅŸmadan önce “Bu nedir neyi temsil ediyor?” gibi sorular sormak; gerçek dışı olanla gerçek olanı ayırt etmek… Kültür endüstrisinin dayattığı populer tüketim çarkına karşı, niteliÄŸi savunan anlayışı geliÅŸtirmek gerekiyor. Bu konuda gerçeÄŸin sesi olacak etkinlikle, sosyal medyalarda etki alanları filan geliÅŸtirmek gerekiyor. Unutmamalı ki, geçmiÅŸin “çekingen sanatçıları, üreticileri “ni bugün hatırlayabiliyorsak, bu onları keÅŸfeden azınlığın direnci sayesindedir.
Zamanın bir belleÄŸi var mıdır. Evet biz insanların adını tarih koyduÄŸu bir bellek bu.Tarih, geçici olanla kalıcı olanı ayırt eden bir elek midir? Tarihin de nihayetinde bir müdahale ile oluÅŸan hafıza diye bakabiliriz. Nihayetinde Tarihe en çok im düşen dönemin egemenlerinin ağırlığı daha fazla. Görünürlük çağında kaybolanlar, yalnızca o anın yansımasıdır. Oysa gerçek deÄŸer, insanlığın kolektif belleÄŸinde iz bırakır. Platon’un maÄŸara alegorisindeki gibi, gölgelerle yetinmek yerine ışığın kaynağına yönelenler, nihai zaferin mimarları olacak. Belki de “çekingen dahiler, üreticiler” asla unutulmayacak; yalnızca, onları görmeye hazır olana dek bekleyecekler…
Muazzez Uslu Avcı – 23.02.2025
