Sendikalar | Mustafa Kumanova


Sendikalar her ÅŸeyden önce sınıf örgütleridir. İşçi sınıfının çeÅŸitli kesimlerinin (iÅŸkollarının) çıkarlarını savunmak üzere kurulan meslek örgütleridir…

Sendikalar, parlamentoda muhalif partilerin ya da sol partilerin var olan toplumsal güçleri temsil etmesini beklemekle kendilerini sınırlandırıyorlar. Oysa sendikaların görevi sosyalist ve özgürlükçü amaçlar adına toplumsal hegemonyayı ve emekçilerin sınıfsal gücünü etkin bir ÅŸekilde oluÅŸturmaktır. Türkiye gibi kültürel eksikliklerin tarihin her döneminde ezilenlerin aleyhine filizlendiÄŸi ülkelerde ise bu görevin kapsamı sadece sınıfsal kazanımlarla sınırlı olmamalıdır. Aynı zamanda kolektif akıl ve bilinci geliÅŸtirecek ÅŸekilde salt işçi sınıfı perspektifine baÄŸlı kalarak deÄŸil farklı kültüre, dine, dile ve cinsiyete sahip olduÄŸu için devlete egemen din ve milliyet tarafından ezilen toplumun tüm farklı renklerine de kucak açıp, kelimenin tam manasıyla toplumsal bir aydınlanmaya götürecek bir demokrasi mücadelesine de dönüştürülmelidir. 

Bu noktada, her iÅŸyeri temsilcisi sendikacı kendine, “Sendika nedir?” sorusunu sormalıdır. Sendikalar her ÅŸeyden önce sınıf örgütleridir. İşçi sınıfının çeÅŸitli kesimlerinin(iÅŸkollarının) çıkarlarını savunmak üzere kurulan meslek örgütleridir. Sınıfın belirli bir iÅŸkolunda çalışan kesiminin tümünü kucaklamayı, tümünün ortak çıkarlarını ve taleplerini savunmayı temel alan kitle örgütleridir. Dolayısıyla buna uygun davranmalıdırlar.

DoÄŸası gereÄŸi geniÅŸlemeye ve daima ekonomik büyümeye ihtiyaç duyan kapitalizm içine düştüğü bocalamanın çıkmazında kurtuluÅŸu, 1980 sonrasında refah devletini aşındırmakta buldu. Açıkçası bu, o andan itibaren sınıf uzlaÅŸmasının ortadan kalkıp refah devletinin emek ve sermaye arasındaki çatışmada dengeyi sermayeden yana deÄŸiÅŸtirmesinden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildi. Ve bu, tüm dünyada işçilerin yaklaşık yüz yıldır süren mücadeleler ve sosyalist hareketler yoluyla kazandıkları hakların yavaÅŸ yavaÅŸ sermaye lehine geri alınmasıydı. Bunu da, dünyada sermaye dolaşımını serbest bırakırken insan haklarına aykırı bir ÅŸekilde emeÄŸin serbest dolaşımını önleyip, onu adına ulus-devletler denilen kafeslerin içine hapsederek yaptı. Bunu milliyetçilik ile yaptı. “Vatanseverlik” ile yaptı. Oysa bu, emeÄŸi sömürmekten baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildi. Bu farklı milliyetlere sahip işçileri birbirilerine kırdırtmaktan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildi. Ve tüm bunlar olurken sendikalar sadece seyirci kaldılar. Ve hala seyirciler…

GeçmiÅŸ dönemde iÅŸkolları düzeyinde yaygın ve güçlü bir ÅŸekilde sendikalar büyük karlarla çalışan iÅŸverenlerle anlaÅŸmakta zorluk çekmiyorlardı. “Ücret sendikacılığı”nın da en iyi dönemini yaÅŸadığı bu koÅŸullarda, genel olarak, işçi sınıfının düzeyinin dışına taÅŸan mücadeleler görülmüyor ve sendikalar işçi sınıfını düzene baÄŸlayan meÅŸru örgütlenmeler olarak iÅŸlevlerini kolayca yerine getiriyorlardı. Sınıf iÅŸ birliÄŸi ve sınıfsal uzlaÅŸmanın gözde olduÄŸu ve gerçek ücretlerin de belli ölçülerde yükselme gösterdiÄŸi bu dönemde büyük, hantal ve bürokratik sendikal yapılar, kayda deÄŸer bir mücadele yürütmeden ve “işçilerin haklarını koruyan” bir görüntü vererek kapitalist sistem içinde güçlü bir yer edindiler ve çok övgüyle sözü edilen “sosyal devleti”nin bir aygıtı ya da “sanayi demokrasisi”nin bir parçası oldular. AÅŸağıdan geliÅŸen kitle inisiyatiflerini boÄŸarak, mücadele isteklerinin önüne barikatlar çekerek ve öne çıkan işçi önderlerini, gerektiÄŸinde egemenlerle ve iÅŸverenlerle iÅŸ birliÄŸi yaparak (Zetip  ve Edip iplik fabrikalarında olduÄŸu gibi) tasfiye etmekten hiçbir ÅŸekilde çekinmeyerek sistem içinde rol aldılar.

Bugün, Türkiye özelinde, hiçbir sendikanın -buna DİSK de dahil- kullanım deÄŸeri ve örgütlenme gücü oluÅŸturma, paylaşılan çıkarları tanımlama, ücretli işçilerin farklı kimlikleri arasında siyasi hedefleri formüle etme ve bu farklı kimlikleri temsil etme becerisi yoktur. Türkiye’de muhalif sendikalar kaba ve geri bir statüko anlayışının içinde devletin bir uzantısı gibi resmî ideolojinin bataklığına saplanıp kalmışlardır. Sendikaların hiçbirisi sendikal hareketi kendisinin organik ve aktif bir parçası olarak görmemektedir. Toplumda sadece sınıfsal mücadele yoktur. Ayrıca siyasi gücü ele geçirme mücadelesi de vardır. Ne yazık ki sendikaların çoÄŸu sendikaları ve ücretli emekçileri siyasi gücü elinde bulunduran egemene tabi etmek istiyorlar ve tabi ediyorlar. Sendikaların bünyesinde bağımsız inisiyatiflerin-farklı kimliklerin- geliÅŸmesini teÅŸvik edecek eÅŸitlerin ittifakı yaratılmadığı müddetçe de dini ve milli ayrımcılık sendikalara hâkim oluyor ve verilmesi gereken işçi sınıfı mücadelesini ortadan ikiye bölüyor. Hatta bin bir parçaya bölüyor. Bu da sermaye lehine gücü elinde bulunduran egemenlerin iÅŸine geliyor. Sendikalar bu gerçekliÄŸi artık görmeliler.

Sendikaların görevi işsizler de dahil tüm işçi sınıfı içinde yankı yapmaktır. Toplumun farklı renkleri arasında dayanışma oluşturmaktır. Sendika yöneticilerin görevi deri koltuklarda değil kaldırımlarda oturmaktır. Sendikaların yeri parlamento değil, caddeler ve meydanlardır.

Sendikalar savunma pozisyonundan artık çıkmalıdır. Türkiye’de toplumun tüm farklı kültürden, dinden, dilden ve cinsiyetten farklı kimlikleri arasında siyasi ve sosyal uyanışı tüm örgütlülükleriyle saÄŸlamalıdırlar. Bunu yapacak tarihsel deneyime ve güce sahipler.

Ve de dünyadaki tüm sendikaların farkına varması gereken en önemli şey; ekolojik ve ekonomik demokrasinin ancak endüstrinin, bankaların-özellikle merkez bankalarının-, enerji arzının ve hareketliliğinin dünyayı bir kıyamete götürmeden gerekli olan dönüşümü ile sağlanacağı ve bununla bağlantılı oluşudur. Bu ise ulus-devlet yapılanmasının gericiliğinde(milliyetçiliğinde) olmaz. Ulus-devlet ile yüzleşmeyen bir sendika da işçilerin hakkını koruyamaz. Çünkü ulus-devlete egemen olan gerici sağ anlayışın-siyasi İslamcı ya da kemalist hiç fark etmez- işçi hakları ve toplumsal sorunlar konusunda çatışmaların yönünü ırkçı bir istikamete çevirme tehlikesi geçmişte hiç olmadığı kadar bugün var.

Tarihsel olarak, sermaye her zaman ücretli işçiler arasındaki rekabeti güçlendirmek ve toplum içinde bölünmeleri teÅŸvik etmek için göçü kullanmıştır. Sendikanın toplumsal tabanının ruhu için mücadeleye liderlik etmesi gereklidir. Aynı zamanda eÅŸit haklar ve yaÅŸam koÅŸulları adına beraber örgütlü mücadeleye girip, ırkçılığa ve milliyetçiliÄŸe karşı koymalıdır. 

İster mavi yakalı olsun ister beyaz yakalı olsun ister milliyetçi olsun ister dinci isterse modern, laik ve ilerici olsun Türkiye’de yaÅŸayan insanların -özellikle de bilinçlerine zerk edilen aşırı gerici milliyetçilik yüzünden kadın ve erkek “Türkler”in çoÄŸunluÄŸunun- çok kötü bir edinimi var: Türkiye’yi ve kendilerini dünyanın merkezinde sanıyorlar. O yüzden herkes onlara “düşman,” herkes onların bölünmesini ve parçalanmasını “istiyor”. Oysa bu, kendilerine egemen sınıf ve politikacılar tarafından sunulan, yapılan sömürü ve yolsuzlukların üstünü örtmeye yarayan taktiksel bir aldatmaca…Egemen sınıflar ve onların devletteki temsilcileri tek bir ÅŸeyin sürekli parçalanmasını ve bölünmesini isterler ve bu amaç uÄŸruna zorbalıktan da çekinmezler: İşçi Sınıfı… İşçiler dünyanın her yerinde aynıdır. Kadını, erkeÄŸi, çoluÄŸu çocuÄŸu aynı… Ezilen ve göz yaşı dökendir… İşçinin rengi, dili, dini, ırkı, cinsiyeti ve milliyeti yoktur…Nereye giderse gitsin işçi bir işçidir. İsterse Almanya’ya isterse İsveç’e gitsin sömürülecek ve ezilecektir. İşçinin bir tek emek gücü vardır…Ve işçinin tek kurtuluÅŸu da sahip olduÄŸu o emek gücüdür. Hiçbir ordunun, hiçbir gücün, hiçbir silahın karşısında duramayacağı bir güç… Sendikalar da bu gücün kalbidir.


Mustafa Kumanova – 18.10.2021
Alman Demir Yollarında İşçi Temsilcisi (DB Betriebsratsmitglied)

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir