Onlar, küçük ömürlerine büyük ÅŸeyler sığdırdılar – Gül Güzel

Onu bir mülteci yurdunda tanıdım. Daha doÄŸrusu izledim. Çünkü gittiÄŸimiz yurtta baÅŸka bir mülteciyle görüşüyorduk. O da sanki orada hiç kimse yokmuÅŸ gibi hüzünlü gözlerini tüm insanlardan kaçırarak, ortalığı toplayıp, kendini oyalıyordu. Bu durumu beni oldukça etkiledi ve kendisiyle konuÅŸmaya çalıştım. Vartolu’yum derken gülümseyerek, ‘’Aslında Gümgümlü’yüm’’ diyor ve gülücük serpiÅŸtiriyor o hüzünlü, gizemli yüzüne, gözlerinin belleklerine. Genç yaşın verdiÄŸi dinamik duruÅŸun yanında, yaÅŸadıklarının verdiÄŸi kamillik ve mütevaziliÄŸi karışıyor birbirine aynı anda Mecit Gümgüm’ün. Yapmak istediÄŸi üniversite tahsilini yapamamanın verdiÄŸi acı ile, bir mülteci yurdunda kalmanın zorluklarına bir de  ailesine özlemi, hasreti, ülkeye en kısa sürede dönebilme hayalleriyle boÄŸuÅŸup yüreÄŸinde, sözlerine dökülüyor kaçak siyah çay siyah deminde ve  lezzetinde…

Dilek Doğan’a yapılan, bana da yapılmak istendi

Mecit Gümgüm, yapmadığı bir olay yüzünden sürgünde. Sürgüne çıkmasaydı; 8 yıl, 9 ay hapis cezasını cezaevinde çekecekti. Haksız yere; yapmadığım bir ÅŸey için diyerek, ‘’ Aslında her ÅŸey 21 Aralık 2015 akÅŸamı baÅŸladı. 3 gün önce İstanbul’dan yılbaşı tatilinde, Ailemi ziyaret etmek için Varto’ya gelmiÅŸtim. 20 Aralık’ta da, İstanbul’da Dilek DoÄŸan’ın evine baskın yapılmıştı. Özel tim elemanları o zaman Dilek’in abisini almak için evi basmışlardı. Evde arama yapılırken, özel hareket timleri kirli postallarıyla, O’nun odasına girmiÅŸler ve yatağının üstüne çıkmışlardı.  Dilek de bu duruma isyan ederek, sesini yükseltmiÅŸti. O yüzden özel timler, Dilek DoÄŸan’ın kafasına kasten kurÅŸun sıktılar. O anda kimse odada olmadığı, görmediÄŸi için, Özel timler, yanlışlıkla ateÅŸ edildiÄŸini, kaza olduÄŸunu söylediler. Bir gece sonra da aynı olay, Varto’da benim başıma geldi. Ama bana silah sıkmaya çalıştıkları anda, ben onlara karşı çok mücadele ettim. Bana kurÅŸunu sıkmamaları için direniyordum. O anda bana sıkılan kurÅŸun sekerek, arkamdaki polise isabet etmiÅŸti. Ondan sonra apar-topar beni alıp, götürdüler. O ara annem polislerden birinin ayaklarına sarılmış, çığlık-çığlığa ‘kurban olayım, Mecitim’i götürmeyin!. O daha çok küçük, yerine babasını/eÅŸimi götürün!’ diyordu. Bu çığlık ve görüntü ÅŸimdi de sürekli gözlerimin önünden gitmiyor…Polisin ateÅŸ etmesi sonucu çıkan silah seslerinden dolayı insanlar gelip, toplanmışlardı. Her ÅŸeye raÄŸmen Özel hareket timleri beni alıp, götürdüler. Götürdükleri yerde beni çırıl-çıplak soyup, 4 saat boyunca karların içinde beklettiler. Karın içinde çıplak bedenimle o kadar üşüyordum ki, hata ‘beni gelip dövseler de biraz ısınsam’ diye düşünmeye baÅŸladım bir ara çaresizce…(!) Karların içinde iyice donduktan sonra da, gözlerimi baÄŸlayıp, bir arabaya bindirdiler. Götürdükleri yerde beni öyle çırıl-çıplak halimle bir hücreye attılar. O ara ben çok korkmuÅŸ ve artık buradan saÄŸ çıkamayacağımı düşünüyordum. Hücrede soÄŸuktan da adeta donmuÅŸtum. Bir ara yüzü bana biraz sempatik gelen birisine ‘ya ben hem çok üşüyorum, hem de utanıyorum. Bana üstüme örtecek bir ÅŸey verir misin?’ dediÄŸimde, benimle alay ederek, ‘burası havasız kalmış. Camı açalım da biraz hava gelsin’ deyip, camı açtı ve zaten soÄŸuk olan hücre, buz gibi oldu. Ama dışarda da çok sayıda insanlar gelip, toplanmışlardı. 2 gün boyunca benim nerde olduÄŸumdan kimsenin haberi hiç olmamış. Gözaltı sürecince her saat başı ve çıplak halimle, birisi gelip, beni iÅŸkence edip gidiyordu.

Benim ellerim yalnız kalem tutar hakim bey!

Sonra ne olduysa birileri gelip, bana ‘Mahkemeye çıkacaksın’ diyerek, oradan çıkardılar. Ancak beni arabaya bindirirlerken, giymem için bir kaç elbise verdiler. Dışarıya çıktığımda karşımda toplanan binlerce insanı gördüm. Bu beni çok sevindirdi. Zaten eğer o insanlar öyle gelip, toplanmamış olsalardı, beni muhakkak öldürürlerdi. Mahkemeye çıktığımda da bana karşı ellerinde saçma- sapan gerçekle hiç ilgisi olmayan delilleri vardı. Ama benim hiç bir suçum yoktu. Ben hiç bir şey yapmamıştım. Zaten İstanbul’dayken arkadaşlarımızla birlikte sadece bazı yürüyüş ve mitinglere katılmıştım. Yani suç teşkil edebilecek hiç bir olaya karışmamıştım. Sorgulamada Hakim bana ‘’silah sıkmış, polisi öldürmüşsün’’ dediğinde, ben de ‘Hakim bey, benim ellerim kalemden başka bir şey tutmaz ki diyerek, şiddetle bu asla benim kabul edip, yapabileceğim bir şey olamaz. Ben şiddete karşı olan, sanatla uğraşan bir yapıya sahibim. Yani benim ellerim kalemden başka bir şey tutmaz!’, dedikten sonra serbest bırakıldım.

Bir yanılgıdan ibaret olan suçum!

Mecit, o vahÅŸet dolu Gözaltı sürecini yaÅŸarcasına etrafına, bizlere bakarak, nerede olduÄŸunu, yanında bulunan bizlerin kim olduÄŸumuzu tespit ermek istercesine anlatmaya çalışıyor. Kendisine neden gözaltına alındığını bize anlatmasını istediÄŸimde, gözaltına alınmasının, bir yanılgıdan ibaret olduÄŸunu belirterek, ‘’ iki sene boyunca benim telefon görüşmelerimi dinlemiÅŸler. Varto’da o dönemler bir Gerilla ÅŸehitlik yeri açılmıştı. Ama bizim evimizin olduÄŸu sokağın adı da ‘Şehitlik Sokağı’dır. ArkadaÅŸlarım beni telefon ile arayıp, neredesin? dediklerinde; ben de Åžehitlikteyim, gelin diyordum. Yani ben arkadaÅŸlarıma evde olduÄŸumu söylerken, telefonu dinleyenler de, benim sürekli Gerilla ÅžehitliÄŸine gittiÄŸimi sanmışlar. O yüzden de, bu yanılgılı anlaşılma yüzünden bana dava açıldı. Ancak beni gözaltına aldıktan sonra bu yanılgıyı anladılar. Ama bu durumu, hiç bir ÅŸekilde açıklamamam istendi ve dava dosyama da ilk baÅŸta alınmadı. Bana açılan davadan, 20 kere duruÅŸmam oldu. Ancak 17’ci duruÅŸmamda bu durum dosyama eklenebildi. Ama yine de bir polis tarafından bana sıkılan kurÅŸunun diÄŸer bir polise isabet etmesine, benim sebep olduÄŸuma karar verildi. Bu yüzden bana 8 yıl, 9 ay hapis cezası verdiler. Bütün bu yanılgıdan ibaret, haksız yargılanmam yüzünden mecburi olarak, yurtdışına çıkmak zorunda kaldım’’ derken yüzündeki gülücüklerin yerine hüzün, keder çöküyor ve ‘’inanın ben bu ÅŸekilde ülkemden ayrılmayı hiç istemezdim. Buraları görmek için gezmeye gelebilirdim ama, bu ÅŸekilde mülteci konumunda gelmeyi asla düşünmez ve istemezdim. Tek isteÄŸim, suçsuz olduÄŸumun bir an önce tespit edilip, bu davanın düşmesi ve hemen ülkeye geri dönmem. Ancak, Aile olarak hepimiz sürekli hedef gösterildiÄŸimiz için, ben dönsem de, beni orda artık asla yaÅŸatmazlar…’’ tespitini de sözlerine ekliyor.

Öğrenmeye giderken, öğretmen oldum

Mecit Gümgüm, 1995 Varto doÄŸumlu. Liseye kadar tahsilini Varto’da gördü. Sanata olan yoÄŸun ilgisinden dolayı, Resim, müzik, saz, gitar öğrenmek için öğretmen arayışı içinde iken, ‘’İstanbul’daki Mezopotamya kültür merkeziyle tanıştım. Orda baÄŸlama, gitar kursuna ve resim çizmeye gidiyordum. Yani orda verilen bütün kursları deÄŸerlendirmeye çalışıyordum. Ama bize resim çizdirip, öğretecek öğretmenimiz yoktu. Öğretmenimiz olmadığı için, kendi kendime ve çocuklara ben öğretmeye baÅŸladım. Ama lisede beraber okuduÄŸum arkadaÅŸlarım da bana çok destek verdiler; katkı sundular. Ben bu kurslara gitmeye baÅŸlayınca, ortaokul ve lisede beraber okuduÄŸumuz arkadaÅŸlar da Mezopotamya kültür merkezine geldiler ve birbirimize destek vermeye baÅŸladık. Varto’da çok sık festivaller oluyordu. Bu festivallerdeki kültür programlarını hep birlikte bu arkadaÅŸlarla düzenliyorduk. Programı düzenleyen arkadaÅŸlar, 8 ile 25 yaÅŸ arası genç ve çocuk gruptan ibarettik. Çünkü, bu merkezde hep biz gençler çalışıyorduk. Çocuk sanat çalışma gruplarımız da vardı’’ dedikten sora merak ile, Kürdistan gençliÄŸi ve çocukları, ebeynlerine kıyasla davalarının ve kimliklerinin daha mı çok farkındalar diye sorduÄŸumuzda net bir ÅŸekilde, ‘’Evet. Kesinlikle öyle. Bir de o kadar çok baskı ve zulüm halkımıza uygulanıyor ki… İnsanlar ister istemez bundan çok etkileniyorlar. Korkup, siniyorlar ve bazı ÅŸeylerden uzak durmaya baÅŸlıyorlar. Biz gençler de, bütün bunları birebir yaşıyorduk.

Baskılardan dolayı tek alternatif yaşam alanı Dağlardı!

Baskılar o kadar fazlaydı ki, ya her ÅŸeyi kabullenip, pasifleÅŸmek, yahutta daÄŸa gitmek zorunda bırakılıyorduk. BaÅŸka bir alternatif bırakılmıyordu biz gençlere. Yani ülkemizde bize baÅŸka bir gelecek kurma imkanı bırakılmıyordu. Biz bunu fark ettik. Bir de hepimize aynı baskılar uygulandığı için, birbirimize yaslanmak ve birbirimize yakınlaÅŸarak, daha iyi anlamaya baÅŸladık. Böylelikle daha güzel bir yaÅŸamın mümkün olduÄŸunu anladık. Bizler bu ÅŸekilde birbirimizi anlayıp, örgütlenmeye çalışmaya baÅŸlayınca, bizler ve ailelerimiz hedef haline getirildik. Tutuklamalar baÅŸladı. Ama bizler çalışmalarımıza ısrar ile devam ettik. Köylerden kültürel çalışmalarımıza gelmek için, ÅŸehir merkezine gelecek vasıta yoktu. Bu yüzden köylerden gelemeyen çocuklara ders vermek için, bizler köylere gitmeye baÅŸladık. İmkanlarımız o kadar kısıtlıydı ki, ama yine de bir ÅŸekilde imkan yaratarak, kağıt, kalem gibi ÅŸeyleri satın alıp, köydeki çocuklara ders vermeye çalışıyorduk. Oraya gittiÄŸimizde çocukları yeÅŸillik alana topluyor, kağıt kalemleri kendilerine dağıtıyorduk. Yanımızda müzik aletlerimiz, saz, gitar vb. ÅŸeyleri de götürüyorduk. O yüzden çalışmalarımız çok güzel geçiyordu. Çok az bir masraf ile çok büyük mutlu oluyorduk. Bizler de, çocuklar da bir sene boyunca yaptığımız bu çalışmalarla çok mutlu olduk; birlikte mücadele ederek, bu hayatta neler yapabileceÄŸimizi de karşılıklı olarak birbirimizden öğreniyorduk. Bu ara bana karşı, Varto’da yaptığım bu  çalışmalarımdan dolayı bir dava açıldı. Çünkü o ara hendek olayları ve benzeri ÅŸeyler de vardı. Ama ben, İstanbul üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümünü kazandığım için, o ara İstanbul’a gittim. Fakat maddi imkanlarım olmadığı için okuyamadım, çalışmak zorunda kaldım. Ama kültürel, sanat çalışmalarıma hep devam ettim.

Sanat benim yaÅŸamım ama…

Mecit sanatkar bir aileden geldiği için, gittiği her yerde sanat ile dermanlaşıyor. Sanat onun en yakın dostu ve tedavisi. Kağıt ve kalemi sürekli yoldaşı ve umut kaynağı. Kendisini daha sonra ziyaret etmek için gittiğimiz mülteci yurdunda, yanımıza gelirken de sol elinde resim defterini tutarak, bizimle selamlaşıyor. Neden sanata bu kadar içli bir tutkusu olduğunu merak edip sorduğumuzda, ‘’Benim babam da sanatçı, ama yerel sanatçı, Zülküf Gümgüm. 2011 yılında Varto’daki festivalde Kürtçe,’’ illegal şarkı’’ söylediği iddia edilerek, tutuklandı. Şimdi biten dava sonucunda kendisine 3 yıl, 9 ay hapis cezası verdiler. Önce Muş E Tipi cezaevindeydi. Ama uzak olsun, Ailesi gelip, ziyaret etmesin diye Tarsus F Tipi Cezaevine sürgün ettiler’’ derken hüzünlenerek ‘’ Böylelikle de Aile cezalandırılıyor. Bu uygulamalarla, Ailemize daha çok acı çektirmek istiyorlar. 67 yaşındaki halamı ve 30 yaşındaki oğlunu da tutukladılar. Halam 67 yaşında olmasına rağmen, terörist olmakla suçlanıp, tutuklandı. Bir kuzenim de tutuklu. İki senedir içerde olduğu halde hala mahkemesi görülmedi. Sürekli erteleniyor’’ diyerek, Ailesine genel olarak uygulanan devlet şiddet ve zulmünü anlatıyor.

Direnerek, sanat ile uÄŸraÅŸarak iyileÅŸtim

Bizimle görüşürken Mecit’in elindeki resim defteri hiç elinden düşmüyor ve yüzünde gülücükler eksilmiyor. Halbuki gözaltı sürecindeki kötü muameleden dolayı ağır psikolojik sorunlar yaşadığını bize anlatmıştı. Yaşadığı travmayı, psikolojik sorunları nasıl yendiğini sorduğumda, ‘’Bana uygulanan şiddetten ve kötü muameleden dolayı şiddetli bir travma, ağır Psikolojik sorunlar yaşadım. Bırakıldığımda bir ay boyunca hiç bir yere çıkamadım, bir şey yiyemedim, hiç kimse ile bir şey konuşamadım. Birisi bir şey söylese, hemen hassaslaşıp, ağlayabiliyordum. Bu durumdan kurtulmamın sebebi, sanatsal çalışmalarım ve ülkede benim gibi binlerce gencimize, bana yaşatılanların yaşatıldığı düşüncesi oldu. Onun için, aksine güçlü olmamız ve bu duruma karşı mücadele etmemiz gerektiğini düşünerek, iyileştim’’ diyor yüzüne serpilen gülücüklerle.

Mecit Gümgüm’e dair Mecit Gümgüm, 3 Mayıs 2017’de kaçakçı ÅŸebeke tarafından Bulgaristan’a bırakıldıktan sonra, yaya olarak, Almanya’ya gelmiÅŸ. 17 Mayıs’ta Karlsruhe ’de mülteciliÄŸe müracaat ettikten sonra Baden- Württemberg bölgesinin küçük bir yerleÅŸim alanı olan Denkendorf köyünde ikamet ediyor. Eskiden firmaların büro olarak kullandığı 4 katlı binada, ÅŸimdi 80 kadar çeÅŸitli ülkelerden gelen mültecilerle kalıyor. 80 kiÅŸi ile ortak olarak sosyal mekan ve Mutfağı kullanan Mecit gülümseyerek, ‘’artık annemiz yok, bize yemek piÅŸirecek. Yemeklerimizi kendimiz piÅŸiriyoruz. Zaman geçirmek için de iyi oluyor. Bunun dışında ÅŸimdilik günümü Resim çizerek (Sanatolye- Her sayfasında apayrı hayaller- Mecit albümü), müzik dinleyerek ve Film izleyerek geçiriyorum’’ diyor. 3 seneden beri iletiÅŸim halinde olduÄŸumuz Mecit, artık mülteci yurdunda deÄŸil, kiraladığı küçük bir dairede kalıyor ve bir berber dükkanında berber olarak çalışıyor. Yani hayal ve umutlarının çoÄŸu hâlâ sırtındaki daÄŸarcığında saklı bekliyor…


Gül Güzel – 06.09.2020

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir