2022’de, eÄŸer CHP kendine demokrat bir parti diyorsa, Kemal KılıçdaroÄŸlu’nun yapması gereken, bu bağı kesip atmaktır. Ve CHP’yi olabildiÄŸince milliyetçiliÄŸe kapatarak tüm insan hakları ihlallerinin karşısında olup insanın doÄŸuÅŸtan gelen hakları olan -anadilinde eÄŸitim ve kendi dilinde ifade ve yaÅŸama serbestliÄŸi gibi- tüm demokratik hakların kapısını koÅŸulsuz ve ÅŸartsız sonuna kadar tüm ezilen kimliklere açmaktır.
CHP, kültürel bir yoksulluğu ve yozlaşmayı besleyerek bireye saygısızlığı gün geçtikçe tırmandıran bir rejim karşısında eğer gerçekten demokratik bir ülkede yaşama arzusu sergilemek istiyorsa bir karar vermek zorundadır. Çünkü tekil bir kimlik ifadesinin dayatması olan milliyetçilik, toplumsal renklilik ve farklılığın özgürce ifadesinin imkân ve korunmasını sağlayan biçimsel(hukuki) demokrasi karşısında bir engel oluşturuyor. Bu yüzden de CHP milliyetçi olduğu sürece bir demokrat olamıyor. Din karşısında gösterdiği laiklik ilkesine bağlılığı konu demokrasi olunca oy kaygısıyla milliyetçilik karşısında gösteremiyor ve milliyeti politik alandan atamıyor. Din ve devlet işlerinin ayrılmasını savunduğu gibi siyasi birim ile milliyetin bağını koparıp devleti, toplumu oluşturan her türlü milli ya da etnik kimliğe eşit mesafede olan çoğul bir birim haline getirmeyi savunamıyor. [Genel anlamıyla elbette biçimsel(hukuki) demokrasi burjuva sınıfının kültürünün egemen olduğu bir toplumda ekonomik eşitlik(gerçek demokrasi) olmadan zig zaglar çizer. Ancak biçimsel demokrasi istikrarlıdır. Türkiye gibi burjuva devrimlerini tamamlayamamış toplumsal gelişim patikasında yalpalayarak ilerleyen ülkeler içinse hayatidir. Çünkü demokrasisi kısıtlı olan ülkelerde işçi sınıfı hareketleri de kısıtlıdır.]
Ernest Renan, “tarihi yanlış yazmak bir millet olmanın parçasıdır,” der. Bu ulusun yaratıcısı olduÄŸu için de CHP’nin göremediÄŸi budur. Bu ülkenin tarihi en başından yanlış yazılmıştır. Ve yanlış doÄŸru yaÅŸanmaz. Bu ülkede ezilenlerden -Kürtler, Aleviler ve diÄŸer ezilenler- istenilen bu yanlışa sorgusuz sualsiz sıkı sıkıya baÄŸlılık göstermeleridir. Bu bir duygusal baÄŸ deÄŸildir. Yaratılan baskı ve ÅŸiddetin bağıdır. Yanlış bir tarih yazımıyla üretilmeye çalışılan ortak baÄŸ, tekil bir kimliÄŸi kabul etme çerçevesinde zulüm ve baskının bağıdır. Çok sesliliÄŸi dışlayan tekil bir kimlik ifadesine tutkuyla baÄŸlılık yarattığı dışarıdan kuÅŸatılmışlık paranoyasıyla sadece kendinden olmayana zarar vermez. En büyük zararı o tutkunun sahibine verir. Ve bu gerçek görülmez. Bu gerçek kabul edilmez. Çünkü örülen baÄŸ tek bir kimliÄŸe hareket alanı tanırken diÄŸerlerini nefessiz bırakacak ÅŸekilde baÄŸlanmıştır.
2022 senesinde eÄŸer CHP kendine demokrat bir parti diyorsa, Kemal KılıçdaroÄŸlu’nun yapması gereken, bu bağı kesip atmaktır. Ve CHP’yi olabildiÄŸince milliyetçiliÄŸe kapatarak tüm insan hakları ihlallerinin karşısında olup insanın doÄŸuÅŸtan gelen hakları olan -anadilinde eÄŸitim ve kendi dilinde ifade ve yaÅŸama serbestliÄŸi gibi- tüm demokratik hakların kapısını koÅŸulsuz ve ÅŸartsız sonuna kadar tüm ezilen kimliklere açmaktır.
DiÄŸer yandan sosyo-ekonomik olarak CHP’nin 9 Eylül 1923′ te kurulmuÅŸ olduÄŸu ana karakterini oluÅŸturan deÄŸerlerinden bile uzaklaÅŸtığı söylenebilir. Aslında liberallik ve laiklik kisvesi altında neo-liberal ekonomik politikaları benimsediÄŸini görebilmek için kâhin olmaya gerek yok.
Elbette sosyal demokrasi, liberal demokrasi çerçevesinde çalışan devletçi ve kademeli reformları kullanarak kapitalist ekonomileri bir tür kolektif kontrol altına alma giriÅŸimini ifade etmektedir. 1920’lerde ve 1930’larda sosyal demokrasi, Marksizmin veya sosyalizmin ana alternatifi haline getirilmiÅŸtir. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından çeyrek asırda yükselen sosyal demokrasi, 1960’larda ve 1970’lerde artan iÅŸsizlikle enflasyonun yükselen oranlarının birlikte getirdiÄŸi stagflasyon sonrasında ekonomik(aslında politik) olarak burjuva akademisyenleri, finans ekonomistleri ve muhafazakâr politikacılar tarafından öldüğü ilan edilmiÅŸ ve akabinde sol partilerin yüzlerini piyasaya dönmeleri sonucu 1980’lerde ve 1990’larda düşüşe geçmiÅŸtir. Aslında tüm dünyada siyasi partiler 1970’lerin sonlarından itibaren serbest piyasa, özelleÅŸtirme ve finansallaÅŸma politikalarını benimsediler. “Özgürlük” vaatleri ardına gizlenen bu siyasal proje – tipik olarak neoliberalizm olarak adlandırılır – özellikle geliÅŸmiÅŸ kapitalist dünyada, rekor seviyelerde bir ekonomik eÅŸitsizliÄŸi ve kayda deÄŸer demokratik bir çöküşü beraberinde getirmiÅŸtir.
Ancak bu krizin kesin doÄŸası ve bunun sonuçları ve de “çözüm”leri tarihin hikayesine baÄŸlı olarak ülkelerde farklılık göstermiÅŸtir. CHP’nin bugünkü durum ve deÄŸiÅŸimi aslında 1990’lı yıllarda Deniz Baykal’la birlikte baÅŸlamıştır. CHP’nin sorunu, bir liderlik sorunundan çok, özellikle kent varoÅŸlarındaki geniÅŸ kitleleri kavrayabilecek sosyal demokrat bir vizyon ortaya koyamamasıyla ilgilidir. Milletvekili seçilen çok sayıda CHP üyesi sosyal demokrat düşünce ve pratikten uzaktır. Bu biçimiyle CHP, geniÅŸ seçmen kitlelerine ulaÅŸmak, mutsuz ve umutsuz kitlelerin sözcüsü olmak ve inandırıcı bir program geliÅŸtirmekten uzaktır.
Sonuç olarak, Türkiye’nin ÅŸu günkü siyasi ve ekonomik ikliminde “korku imparatorluÄŸu”na karşı bir birliktelik saÄŸlanacaksa eÄŸer ilk adımı atması gereken CHP’dir, HDP deÄŸil. Çünkü CHP ezen taraftadır. HDP ezilen taraftadır. EÄŸer CHP demokrasi konusunda samimi ise olması gereken budur.
Bugün sosyal demokrat olduÄŸunu iddia eden bir parti olan CHP, HDP ve HDP’li milletvekillerine karşı yapılan hukuk ve insanlık dışı tüm uygulamalar karşısında sesini gür çıkartmıyorsa eÄŸer, bunun nedeni milliyetçiliÄŸe yenik düşmesidir. Evet CHP’nin ulus-devletin yaratıcısı ve kurucusu -tam da bu yüzden katı bir devlet yanlısı ve devletçilik taraftarı- olduÄŸu söylenebilir ancak zamanın ve mekânın dinamikleri karşısında CHP’nin kendisini deÄŸiÅŸtirmek zorunda olduÄŸunu CHP’nin kendisi de görmektedir. Onun önündeki en büyük engel ise gerici bir milliyetçilik anlayışına tarihten gelen bir zorlama ile tutsak ediliÅŸidir. ÇoÄŸu sosyalist solcunun yaptığı gibi bu ülkenin kurucu partisi olan CHP’ye “faÅŸist” ve “ırkçı” bir parti deme kolaycılığına kaçabiliriz fakat bu, bugün bir “korku imparatorluÄŸu”na dönüşen tek adam saltanatı karşısında CHP’nin toplumun en büyük muhalif kitle örgütü olduÄŸu gerçeÄŸini deÄŸiÅŸtirmez. Nasıl ki HDP’yi dışlayan bir CHP’nin baÅŸarılı olma ÅŸansı yoksa, onu dışlayan hiçbir hareket de bu ortamda baÅŸarılı olamaz.
Mustafa Kumanova – 23.02.2022
