Aylardan beri ÅŸu bildiÄŸimiz muameleyle karşılaÅŸan HDP ayrı aday çıkarmayıp ne yapsaydı? Onu zorla böyle davranmaya iten politikayı onaylayan ve uygulayanlara ne demeliyiz? Asıl sorun onların dar kafalılığından çıkmıyor mu? Asıl sorun “Ben demokratım” diyenlerin demokrasinin gerekleri karşısında korkuları ve hatta isteksizlikleri deÄŸil mi?
Türkiye toplumu yıkılan bir imparatorluÄŸun içinden çıkıp biçimlenmiÅŸ. “İmparatorluk” dediÄŸimiz yapılar oldukça “heterojen” olur. Türkiye de öyle. Osmanlı’nın son günlerinde baÅŸlayıp Cumhuriyet’le devam eden “homojenleÅŸme” giriÅŸimleri var ki tarihte leke olarak duruyor. Bundan sonra, böyle olaylar olmamalı. Sorunlarımızı çözmenin medeni yöntemlerini geliÅŸtirmeliyiz.
DoÄŸuÅŸtan edinilen eski tip bölünmelerden devam edenler var: Sünni-Alevi ayrımı. Hâlâ da etkili. Bu dini bir ayrım. Etnik ayrım da var: Türk-Kürt. Bu, bir süredir, “en” etkili ayrım diyebiliriz. Yarı-modern bölünmeler var: İslami-laik ayrımı ki ÅŸimdi, AKP iktidarında, en hayati sorun olarak tepeye tırmandı. “Modern” ayrımlar da eksik deÄŸil: ideolojik, siyasi, sınıfsal. 2023 yılında bunlar iyice birikti, ÅŸiÅŸti, yaklaÅŸan seçim öncesinde “kaynama derecesi”ne ulaÅŸtı. Bu da, bildiÄŸimiz “iktidar” ve “Altılı Masa” dediÄŸimiz “muhalefet cephesi”ni karşı karşıya getirdi. Ön planda “popülist İslamcı diktatörlük” projesi ile Altılı Masa’da temsil olunan modern demokrasi projesinin çatışması görünüyor ama toplumda bütün sorunlar birbirine baÄŸlanır, hepsi birbirini etkiler.
“Etnik ayrım” dedik. Bunun “Kürtler” ucunda kendini PKK’dan ayırma mücadelesi veren HDP var. Bugünün “partiler yelpazesi” içinde en “demokratik” taleplerde bulunan parti o (varoluÅŸ koÅŸulları böyle olmasını belirliyor). BildiÄŸimiz gibi, Altılı Masa bu partiyle resmen görüşmüyor, çünkü kendi içinde belirli kesimler buna karşı. Onlara göre HDP, PKK ile baÄŸlarını tamamen koparmamış. Gerekçe bu. Yapılanları yeterli bulmuyorlar.
Bugünün dünyasında, yani “medeni memleketler” dünyasında, sorunları çözmenin yöntemi nedir? “Müzakere”dir. Yöntem budur ama müzakere edecek muhatabı her zaman bulamayabilirsiniz. Bunun baÅŸlıca nedeni de taraflardan birinin sorunun çözümünün silahlı bir mücadele sonucunda elde edilecek bir zafere baÄŸlı olduÄŸuna inanmasıdır. O zaman öbür taraf da silaha sarılır ve bu iÅŸ böyle devam eder gider. İngilizler’le İrlandalılar, İspanyollar ile bir kısım Basklar yakın zamana kadar dünyanın bu bölgesinde bu olayın bildiÄŸimiz örnekleriydi; ama ÅŸimdilerde silaha baÄŸlı olmayan bir çözüme yönelmeyi kabul ettiler. Biz vuruÅŸmaya devam ediyoruz.
Türkiye’deki bu durum birkaç bakımdan vahim. Önce pragmatik konudan baÅŸlayalım: HDP’nin “Biz kendi adayımızı çıkarırız” tavrını seçmesi. Malum, bunun önemli sonucu birinci turda sonuç alınmasını neredeyse imkansız hale getirmesi olur. Bu da, ülkenin kaderini belirleyecek seçimde, demokrasiden yana güçler cephesinde ciddi bir zaafa yol açar. Bu bir yenilgi getirirse iÅŸin nereye varacağı bilinmez, ama iyi bir yere varmayacağı kesin.

Peki, HDP ne yapmalıydı? HDP muhalefet cephesine alınmamayı sindirdi. Ama ÅŸu kadar milyon oy almış bir Kürt partisi olarak “Bizimle bir görüşün” dedi. Görüşmediler. HDP aleyhine AKP’nin piÅŸirip hazırladığı kumpaslara “eyvallah” dediler ve bunun sonucunda dokunulmazlıklar kaldırıldı, insanlar (siyasi önderler) hapse girdi. Neredeyse bütün seçilmiÅŸ belediye baÅŸkanlarının yerine “kayyum” getirildi; bu baÅŸkanlardan da hapse girenleri var. Altılı Masa yeterince ses çıkarmadı. Böyle daha epey sayıp dökebiliriz.
Bu bana ikinci “vahim” durumu düşündürüyor: “Demokrasi Cephesi” olarak ortaya çıkan grubun demokrasiyle iliÅŸiÄŸinin sınırlılığı. AKP’nin ve ErdoÄŸan’ın “Siz PKK ile aynı saftasınız” safsatasından korkup HDP ile görüşmeyi reddetmeleri ya da korktukları için deÄŸil kendileri de aynı ÅŸekilde düşündükleri için görüşmemeleri.
Öyle ya da böyle “Siz Kürtler’le aynı saftasınız” ÅŸantajını Türkiye toplumunda Kürt olmayan geniÅŸ kesimin doÄŸru bulacağı endiÅŸesi var bu iÅŸin ucunda. Altılı Masa’nın bu tespiti ve teÅŸhisi doÄŸruysa en beteri bu. Toplum da böyle düşünüyorsa biz nasıl Kürtler’le birlikte yaÅŸayacağız? Barışa nasıl ve ne zaman ulaÅŸacağız? Böyle bir ayrımcılığın toplum içinde köklendiÄŸi kanısında deÄŸilim. Ama toplum içinde bunun hiçbir yeri olmadığı kanısında da deÄŸilim. Böyle düşünen ve hissedenler var.
AKP ve Tayyip ErdoÄŸan’ın bir seçim daha kazanmasının sonuçları her ne olacaksa, Kürtler bunlara karşı “bağışıklık” kazanmış deÄŸiller. Dolayısıyla HDP’nin de seçim sonucunu ciddi ÅŸekilde tehlikeye atacak davranışlardan sakınmak için elinden geleni yapacağını tahmin ediyorum. Öte yandan, Altılı Masa içinde HDP ile görüşmeyi doÄŸru ve gerekli bulanlar olduÄŸunu biliyoruz. Hele “aday” sorunu bir çözüme vardığında, o adayın HDP ile görüşmekten kaçınmayacağını kuvvetle tahmin ediyorum.
(Burada bir parantez açayım: “Ayrı Aday” çıkarmanın zaaf getireceÄŸine ve bu nedenle HDP ile görüşmek gerektiÄŸine inananlar var. Bu, HDP için ve genel olarak Kürtler için çok memnuniyet verici bir ÅŸey deÄŸil, çünkü sonuç olarak “jeopolitik”; oysa Kürtler ve Türkler bir arada yaÅŸayacaklarsa seçim sonucu için deÄŸil, birbirlerini anladıkları ve sevdikleri için bunu yapacak, yapabilecekler.)
Böylesine kritik bir konjonktür içinde bütün ilgili tarafların rasyonel ve sorumlu tavır takınacağına inanıyorum -inanmak istiyorum. Gelen seçimin sonucu demokrasi açısından hüsran olursa, “İşte, HDP ayrı aday çıkardı, onun için böyle oldu” falan türünden açıklamalar durumu gerçekten açıklamaz. Öyle bir sonuç (ve tersi, yani demokrasinin kazandığı seçim için de aynı ÅŸey geçerli) çıktığında bunun sorumlusu herkestir; biri suçu öbürüne atarak bu iÅŸin içinden çıkılmaz. Aylardan beri ÅŸu bildiÄŸimiz muameleyle karşılaÅŸan HDP ayrı aday çıkarmayıp ne yapsaydı? Onu zorla böyle davranmaya iten politikayı onaylayan ve uygulayanlara ne demeliyiz? Asıl sorun onların dar kafalılığından çıkmıyor mu? Asıl sorun “Ben demokratım” diyenlerin demokrasinin gerekleri karşısında korkuları ve hatta isteksizlikleri deÄŸil mi?
| Murat Belge kimdir? 16 Mart 1943’te Ankara’da doÄŸdu. İngiliz Erkek Lisesi’ni ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Aynı bölümde asistanlık ve doktora yaptı. 1969’da İngiltere’deki Sussex Üniversitesi’nde araÅŸtırmacı olarak bulundu. Christopher Caudwell ve Marksist estetik konulu teziyle 1980’de doçent oldu.Genç yaÅŸlarda yaptığı William Faulkner ve James Joyce çevirilerinin yanı sıra 1964’ten itibaren Yeni Dergi, Papirüs gibi dergilerde çıkan eleÅŸtirileri, yorum yazılarıyla tanındı. Namık Kemal, Behçet Necatigil gibi yazarlar üstüne incelemeler yaptı. 1970’te Halkın Dostları Dergisi‘nin kurucuları arasında yer aldı. 12 Mart 1971 muhtırasıyla baÅŸlayan darbe döneminde iki yıl cezaevinde kaldıktan sonra 1974’te üniversiteye döndü. 1975’te Birikim dergisini kurdu. 1981’de YÖK’ün kuruluÅŸunun ardından üniversiteden istifa etti. 1983’te İletiÅŸim Yayınları’nı kurdu, 1984’te Yeni Gündem dergisini çıkartmaya baÅŸladı. Denemelerini Tarihten GüncelliÄŸe (1983), 12 Yıl Sonra 12 Eylül (1992), Edebiyat Üstüne Yazılar (1994) kitaplarında topladı. 1980’lerde Sadık Özben mahlasıyla düzenli olarak mizah yazıları yazdı. 1991’de Helsinki YurttaÅŸlar DerneÄŸi, Türkiye ÅŸubesini kurdu. 1997’de profesör oldu; 1995’ten bu yana Bilgi Üniversitesi KarşılaÅŸtırmalı Edebiyat Bölümü’nde akademik çalışmalarını sürdürüyor.Marksist estetikten militarizme, edebiyattan yemek kültürüne, Osmanlı ve İstanbul tarihine dek birçok farklı alanda 26 tane kitabı ve çok sayıda makalesi yayımlandı. Halkın Dostları, Birikim, Yeni Dergi, Yeni Gündem, Milliyet Sanat, Papirüs dergilerinde ve Cumhuriyet, Demokrat, Milliyet, Radikal, Taraf gazetelerinde yazdı. Hale Soygazi ile evli.Kitapları– Tarihten GüncelliÄŸe (Alan, 1983; İletiÅŸim, 1997)- Sosyalizm, Türkiye ve Gelecek (Birikim, 1989)- Marksist Estetik (BFS, 1989; Birikim, 1997)- The Blue Cruise (Boyut, 1991)- Türkiye Dünyanın Neresinde (Birikim, 1992)- 12 Yıl Sonra 12 Eylül (Birikim, 1992)- İstanbul Gezi Rehberi (Tarih Vakfı, 1993; İletiÅŸim, 2007)- Türkler ve Kürtler: Nereden Nereye? (Birikim, 1995)- BoÄŸaziçi’nde Yalılar ve İnsanlar (İletiÅŸim, 1997)- Edebiyat Üstüne Yazılar (YKY, 1994; İletiÅŸim, 1998)- Tarih Boyunca Yemek Kültürü (İletiÅŸim, 2001),- BaÅŸka Kentler, BaÅŸka Denizler 1 (İletiÅŸim, 2002)- YaklaÅŸtıkça Uzaklaşıyor mu: Türkiye ve Avrupa BirliÄŸi (Birikim, 2003)- Osmanlı: Kurumlar ve Kültür (Bilgi Üniversitesi, 2006)- BaÅŸka Kentler BaÅŸka Denizler 2 (İletiÅŸim, 2007)- Genesis: “Büyük Ulusal Anlatı” ve Türklerin Kökeni (İletiÅŸim, 2008)- Sanat ve Edebiyat Yazıları (İletiÅŸim, 2009)- Balkan Literatures in the Era of Nationalism (Jale Parla ile birlikte, 2009)- Sadık Özben’in Toplu Eserleri (Helikopter, 2010)- BaÅŸka Kentler, BaÅŸka Denizler 3 (İletiÅŸim, 2011)- Edebiyatta Ermeniler (İletiÅŸim, 2013)- BaÅŸka Kentler, BaÅŸka Denizler 4 (İletiÅŸim, 2014)- Militarist ModernleÅŸme-Almanya, Japonya ve Türkiye (İletiÅŸim, 2014)- Linç Kültürünün Tarihsel Kökeni: Milliyetçilik (Agora, 2006; Berat Günçıkan ile söyleÅŸi)- Step ve Bozkır – Rusça ve Türkçe Edebiyatta DoÄŸu-Batı Sorunu ve Kültür (2016)– Åžairaneden Åžiirsele / Türkiye’de Modern Åžiir (İletiÅŸim, 2018)- “Siz isterseniz…” – Popülizm Üzerine Yazılar (İletiÅŸim, 2018)- Sanat ve Edebiyat Yazıları II (İletiÅŸim, 2019)Çevirileri– Hegel Üstüne: W.T. Stace- Martin Chuzlewitt: Charles Dickens- DöşeÄŸimde Ölürken, AÄŸustos Işığı, Ayı: William Faulkner- Dublinliler, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi: James Joyce- Arabadakiler, Patrick White- 1844 Elyazmaları: Karl Marx- Bir Zamanlar Europa’da, Leylak ve Bayrak: John Berger- Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla: Leo Huberman- Yazıcı Bartleby: Herman Melville- Kayıp Kız: David Herbert Lawrence- Yurtsuzların Ülkesi: Dugmore Boetie- Lenin ve Felsefe: Louis Althusser (Bülent Aksoy ve Erol Tulpar ile birlikte)- Yanya Sultanı – Tepedelenli Ali PaÅŸa: William Plomer |
Murat Belge – T24 – 13.01.2023
