Kimin bedeni, kime ait? | Gül Güzel


Bakirelik-genç kızlık ve karşıt eril yaklaşım. Kimin bedeni, kime ait? Kadına dair gizlenen gerçeklikler!

Bakireliği Metaforluğa benzeten, eşdeğer durumda gören ve düşünenler de vardır. Bakirelik aynı zamanda belli bir şabloren/klişeye konan, Kutsal/Tahkir/Tehdit boyu olan bir olguydu/r. Ve bu da Bakirelik Zarı ile tescil edilir bir durumdur. Bakirelik Zarı olgusuna, ‘’El Değmemiş bir Beden’’ olarak değer biçilir. Böylelikle bir pınarın tazelik ve gizemine sahip görülür. Aynı zamanda sabah güneşinin değmesiyle açılan çiçeğin kokusuna benzetildiği gibi, güneşin daha değmediği parlaklıktaki inci su parlaklığına da benzetilir ve o şekilde algılanır. Hatta daha ileri gidilerek bu metaforu hala keşfedilmemiş mağara gizemliliğine, kutsal bir tapınak, kutsallığı gizemleyen ve keşfedilmemiş bahçelere de benzetilir. Bilinçaltı olarak bu gibi yerlere ruh veren güç olarak kabul edilerek, aynı zamanda eşdeğer verilir ve de öyle düşünülür.

Bakirelik Tanrı’nın en kutsal hediyesidir; onu bir kere kaybedersen, ikinci bir defa yeniden ona ulaşman mümkün olmaz! diye kesin yargılara varıldı. Çünkü Bakirelik Tanrısal bir kraliçelik ve dünyanın kurtarıcısı olup, bizim de kurtarıcımızdır. O bütün dünyada erdemlik olup, Hristiyanlıkta en büyük değer biçilendir. Batan bir yıldıza benzetilerek, Batı’da bir kere batan bu Yıldız’ın bir daha Doğu’da doğması mümkün olmayan bir olgudur. Onun için, bakireliğe doğuşu simgelediği anlamı da biçilir.

            Erkek, kadının BakireliÄŸini bozup, bedenini kendi esareti altına aldığından, kendisi açısından sanki bozmamış, tahrip etmemiÅŸ ama, geri dönüşü olmayan bir operasyon olarak deÄŸerlendirir. Aynı kendi pasif ÅŸekli gibi. Böylelikle bununla kendine, kendi yetki gücünü kanıtlar(!).

            BakireliÄŸi korumanın Cennet yolu ve her Yuvanın kurtarıcısı olması

Bakirelik, Hristiyan’lık bağlamında ilk olarak 12. yüzyılda bugünkü Bakirelik anlamını projeksiyon yüzeyi gibi kurtuluş fantazileri olarak gün yüzüne çıktı. Bu anlam 13. yüzyılın ilk başlangıcında gizli- gizemlik şeklinde dinsel tez yazı ile Bakireliğin bir Hazine olduğu ve bir kere kaybolunca, geri kazanılamıyacağı anlayışı gelişti. Bakirelik bir ‘Çiçek’tir. Bir kere toplandıktan sonra, bir daha filiz vermez! anlamı da yüklendi. Hatta, Balirelik Doğu’dan doğan ve Batı’da Dünya’yı bir kurtarandır. Onun için Bakireliği korumak yanlız Cennet yolunun kendisine açık olduğu değil, aynı zamanda bütün Hristiyanlığın, her yuvanın kurtarıcısıdır değeri de biçilirdi. Hatta, Bakirenin evde olduğu an o evde bütün olumsuzluklar yok olur diye de algılanırdı. Bakirelik, Tanrı ile ilişkili ve ölümsüzlüğe sembol edilirdi. Bu ilginç- tuhaf düşünce ve tavır son yüzyıllara kadar devam etti. Bakirelik o denli kutsallanırdı ki, Bakire’nin yanında uyuyanın kötü hastalıklardan arınıp, kurtulacağı; mesela Frengi hastalığından kurtarılacağına inanılırdı.

            Hristiyanlıkta bu kadar kutsanan bakirelik, Alevi felsevesinde de yer alır. Bu inanışa göre ‘’Bakire kız kutsaldır. Bakire kıza ve Dul Kadına kötü söz söyleyen veya kötülük edenin derdine derman olmaz!’’ denir ve bu kötülüğü yapan kiÅŸi veya kiÅŸiler toplumda yargılanıp, dışlanır. Dul kadının korunmasında, çevresinde bulunan her kes kendini bu konuda sorumlu hisseder.  

Bakirelik cazibesi

            Bakirelik cazibesi, insanları kendine çeken büyük bir güç ihtiva eder. Bu çekici güç insanlarda çok derin ve inanılmaz bir ilgi- ÅŸefkat- haz uyandırır. Aslında bu düşünce tarzının tek anladığı, tutabildiÄŸi ise, kendi yaratılış ve yaratma duygusudur. Bakire kızın çekiciliÄŸi, onun bekaretini korumasıyla denk düzeyde algılanır. Yahutta şöyle de söylemek mümkün, bozulmamışlığa uyan, erkeÄŸin subjekt olarak gördüğü ve sadece kadına verilen bir vasıf ve kimliktir. Aynı ÅŸekil ve zamanda hedefe ulaÅŸmaya eriÅŸmek istediÄŸi objekti, aynı zamanda ulaÅŸmak ve yıkmak- bozmak idealizmi ve eylemi. Erkek eÄŸer BakireliÄŸi bozarsa, o zaman kadının sahibi- efendisi de olmuÅŸ olur. Bu düşünce erkeÄŸi zaman zaman cani ve önü tutulmaz bir duygu- eylem sahibi yapar. Çünkü, o anda gördüğü sadece metal ve elde edilmesi gereken bir varlıktır. Bu eylem anında sadece o an düşünülür ve gerisi asla bir çeliÅŸki yaratmaz! Mühim olan, erkek gururu, elde edeceÄŸi haz ve bakire kıza sahip olma duygusudur.

            Kutsal Johannes ise, BakireliÄŸin Mısır’lılar, İbrani’ler ve Yunanlılar tarafından büyük bir Büyücü mıknatıs ÅŸeklinde algılanıp, uygulandığını imaa ve iddia eder.

            Bakirelik üzerine yemin

            Bu yüzyıllarda (11.- 12. yy) nasıl ki Allah- Tanrı ve mukkaddes olgular üzerine yemin ediliyorsa, genç kız bakireliÄŸi üzerine yemin etmek de aynı deÄŸerdeydi. Hatta o süreçte yenilgilerden korkan Fransız kıralları, savaÅŸa giderken yanlarında götürdükleri bakire genç kızın kutsallığı eÅŸliÄŸinde yenilmeyeceklerine inanırlardı. Kutsal Johanna, kıral Karl’a bakireliÄŸini söylediÄŸi kesin ifadesiyle inandırdıktan sonra ‘’ Tanrı benim aÄŸzımdan, sizi koruyacağını iletmemi istedi’’ der. ‘’Bu cesur kızı takip edin, çünkü, sizin tahtınızı yeniden kazandıracak ve koruyacak. Sizi uyarıyorum! Bu size verdiÄŸim bir ÅŸanstır. Böyle bir kız tarafından sizin bütün dünyayı gezebilmeniz, sizin yetkilerinize kavuÅŸabilmeniz, sizin periÅŸan olmuÅŸ gururunuzu yeniden kazanmanız için. Bu yüzden O’nun atacağı adımı takip edin!’’ dediÄŸini söyler. Hatta Fransız kıralı Karl’ın, düşman saldırısında koparılan kolunun, Kutsal Johanna tarafından yine yerine takıldığı iddia edilir ve bu yüzden Bakire Jonanna’ya aslan yürekli ünvanı verilir. Bu anlamda bakirelik o kadar yüceleÅŸtirilir, kutsallaÅŸtırılır  ki, Tanrı ile özdeÅŸleÅŸtirilir. Tanrının elçisi-vekili ÅŸeklinde deÄŸer verilir ve kabul edilirdi.

Bakireliğin ilk çağdaki anlayışı

            İlk çaÄŸlarda Bakirelik biyolojik deÄŸil, sosyal bir statüydü. Kadının erkeksiz yaÅŸamında, dini inanışın çeÅŸitli temsiliyetleri yüklenirdi. Bunun en bariz örneÄŸi Hristiyanlık’ta, kadının cinsel iliÅŸkiden, dini inanış misyonunda cinsel yaÅŸamından feragat etmesidir. Bakirelik anlayışı, Aristotales ve Galen’e göre şöyle tasvir edilirdi. ‘’Bakirelik bir ince zardan ibaret olup, yalnız insanlarda(kadında) deÄŸil, bütün diÅŸi varlıklarda hayati önem arz eden bir durumdur. Hayati deÄŸer taşıyan organın korunmasını saÄŸlayan bir örtüdür bakirelik zarı’’ denir.

            BakireliÄŸin kültürel bir durum olduÄŸunu düşünmek, bunun sembolünün ince bir zar olduÄŸunu, bakireliÄŸi fiziksel temsilini saÄŸladığını kabullenmektir. BakireliÄŸin kadının vücuduna dair bir anatomik gerçeklik olduÄŸu ilkönce ortaçaÄŸda  Arapça tıp yazı aracılığı ile Avrupalı Hristiyanlar ve İslam ülkelerine yayılır. Buna paralel olarak bakireliÄŸin feministleÅŸerek,yalnız kadın vücuduna dair olduÄŸu benimsenir, kabul edilir. Çünkü erkek bedeninde bakireliÄŸin fiziksel olarak bozulmasını teyit etmek mümkün deÄŸildir. Yani baÅŸka türlü ifade etmek gerekirse, erkek bedeninde bulunmayan Bakirelik durumu yanlız Bakirekız bedeni- vücudunda vardır ve kadın bedeninde anlamını bulur.

            Bazı inanışlara göre ise: Bakire zarı, kutsallığın korunması veya Hristiyanlıkta olduÄŸu gibi ‘’CinselliÄŸi aÅŸmak’’ olarak, Antik çaÄŸda bakireliÄŸin deÄŸiÅŸik farklılıklarla kutlanma veya tespitinde vücut muayanesi yapılmaz, tıpsal bir tespit edilmez veya Anatomik bilim BakireliÄŸin tespiti, genç kadının bedeni deÄŸil, geçmiÅŸinin gerçekliÄŸi olarak kabullenirdi. Antik çaÄŸda, ‘genç kız zarı’ diye algılansa da bugünki gibi gençkızlık zarına verilen anlam biçilmezdi. Yani eldeÄŸmemiÅŸ kız anlamı yüklenmez, daha çok Aristoteles’den Galen’e kadar bilimsel olarak tüm canlıların diÅŸi olması doÄŸrultusunda hayati önem arz eden uznuvun korunması gereÄŸini ihtiva ederdi.

            11. Yüzyıl’dan beri İslam’la karşılaÅŸtırıldığından da Bakirelik zarı (Kuran’da da) görsel olarak, gençkız tasviri olarak algılansa da, Bakire kız anlamını yüklemiyor. Daha çok örtü ile simgelenek, cinselliÄŸi tasvir ediyor. Daha derinlemesine incelersek bu örtünmenin, BakireliÄŸin İslam’da bir ideali olmadığı, daha çok cins ayırımını belirlediÄŸi nitelik olarak onanır. Mesela, kadın ve erkeÄŸin aynı mekanda bulunmaması(camii, düğün ve benzeri yerlerde, ev ziyaretlerinde de olduÄŸu gibi vs…) daha çok cins ayırımı niteliÄŸindedir.

            Yahudi inanışı ve de İslam’a göre evlilikte yırtılan bakirelik zarı, erkek ve kadın arasındaki sosyal yabancılığı ortadan kaldırır. Erkek böylece kadının gizemliliÄŸi içine girmiÅŸ olur. Yani ilk zamanlarda bakirelik biyolojik deÄŸil, sosyal bir nitelikti. Kadının bu sosyal niteliÄŸi, kadının erkeksiz durumunun tespiti, çeÅŸitli dini inanışlarda farklı algılanıp, deÄŸer bulurdu.

            Evlilik/Düğün’de Bakirelik ÅŸartının 11.- 12. yüzyıldan sonra geliÅŸmesi neticesi, evlilikte kadının düşmanı olup, gururunu yerlere seren, aÅŸağılayan bir iÅŸlevden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Ancak aynı baskılar evli olmayan kadınlara da toplum tarafından uygulanır. Bütün bu baskı ve aÅŸağılamalardan korunmak isteyen müslüman genç kız- kadınlar intihar ve benzeri ÅŸeyleri çare olarak görmek zorunda kalıyorlar.

            İslam’da Bakirelik gibi, örtünmek de ÅŸekilde kadın yaÅŸamında büyük bir rol oynar ve büyük anlam ifade eder. Tanrı’nın yarattığı gizemliÄŸin, gizliliÄŸin zedelenmememsi için örtünmeye de Bakirelik gibi deÄŸer biçilir. Gelin olan genç kız, bakirelik zarı dokunulmazlığı, eriÅŸilmezliÄŸi ile tanrısal kutsallığa eÅŸdeÄŸer biçilmez. Sadece Namus kavramı çerçevesinde deÄŸer bulur. Bu yüzden BakireliÄŸin İslam’daki kültürel kökleri, anlayışı, Hristiyanlıktan farklıdır. Hristiyanlıkta Tanrı’ya ulaÅŸma aracı, O’nun yeryüzündeki gücünün temsilcisi deÄŸeri biçilir. Onun için Hristiyan inanışında, örtünmenin dinle baÄŸdaÅŸmasına yabancıdır. Ama diÄŸer yandan da gelinen aÅŸamada Hristiyanlık, kendi buluÅŸu olan Bakirelik anlayışına gittikçe yabancılaÅŸmış- yabancılaÅŸmaktadır.

Hristiyan aleminde önem ve niteliÄŸini en azından görsel olarak yitiren Bakirelik zarı, İslam ülkelerinde geliÅŸen erkil zihniyetin günümüzde kadını imha vasıtası olarak görmesi, bakireliÄŸi de o imhanın bir vasıtası haline getirmesi ayyuka çıkmıştır. Erkil zihniyetin algıladığı kadın anlayışı, kadının meta deÄŸeridir. Onun için, kadın zihniyetli tutum ve davranış, bu tür toplumsal yargılar karşısında örgütlenmek ve mücadele etmek gereÄŸini anlamış durumda ve böylede hareket etmeye baÅŸlamıştır. Bunu yaparken özgürlük mücadelesi ne aÅŸamada ve durumda sorusuna yanıt olacak ÅŸekilde topluca- toplumca bu konuda mücaadeleyi kendilerine hedef etmiÅŸtir. Bütün bu mücadele ve örgütlenmelere raÄŸmen, istinasız olarak Kadının BakireliÄŸi nedeni ve namus anlayışı doÄŸrultusunda katledilmediÄŸi gün yoktur. Gerdek gecesi bakirelik anlayışından dolayı babaevine gönderilen, gururu, haysiyeti yerlere serilen ve bu yüzden, ya kendi kendini imha eden veya aile mahkeme kararıyla katledilen genç kadın sayısı istatistiklerde yer almasa da halen kadın açısında kanayan büyük bir yaradır. Yeryüzünde kendi bedeninin hala sahibi olarak kabul edilmeyen tek varlık herhalde Kadındır. Hristiyanlık aleminden alınan bu algının ve mirasın sahibi kadınlar deÄŸil, erkekler- erkil zihniyettir. Bu zihniyetin yanlışlığını düzeltmek ve deÄŸiÅŸtirmek de yine kadınların yapması gereken kocaman bir sorun olarak orta yerde  hala duruyor. Yapılan tıbbi araÅŸtırmalarda, yeni doÄŸan kız çocuklarının 3%’ü bakirelik zarı olmadan doÄŸar. Aynı erkek çocuklarında sünnetli olarak doÄŸmaları gibi. Ama erkek çocuÄŸun sünnetli doÄŸuÅŸu pozitif olarak görülür ve sanki kutsal bir çocukmuÅŸ gibi deÄŸer biçilir. Ancak kız çocuÄŸun doÄŸuÅŸtan bakirelik zarının görsel olarak hemen tespiti yapılamadığı, hem de zaten bu durum onun ölüm nedeni olduÄŸundan, hala kadının katledilmesine neden olmaya devam ediyor.  

            Son yüzyıllarda geliÅŸen kadın sünneti ve baÅŸlık parası da, yine kadın bedeni üzerinde yapılan pazarlık, utanc ve katliamların bir baÅŸka vizyonudur. Her iki konunun da ayrı ayrı incelenip, araÅŸtırılması ve doÄŸru anlaşılması gereÄŸinden dolayı, bu iki konuyu da sadece anıp, nefretle kınadığımızı belirmek istiyorum.

Dünya üzerinde, her yerinde gelenek- görenekler, kültürler ve dinlerde alet edilerek üzerinde oynanan, tahrip edilen, sahiplenilen, katledilen ve susturulan BU KADIN BEDENLERİ ACABA ASLINDA KİME AİT?

Kaynaklar: Voltair ‘Bakire’, Christina von Brauen ve Bettina Mathes ‘Gizlenen Gerçeklik’


Kadının Kaleminden: Gül Güzel – 06.03.2024