Åžu anda ABD’de siyahlara uygulanan ayrımcılık ve ırkçılık insan hakları ihlallerinin ne kadar içselleÅŸtirildiÄŸinin bir göstergesidir… Benzer ÅŸekilde bugün Türkiye’de olmakta olan da tam da budur…
Modern Toplumda insan hakları modern söylemlerle o kadar iç içe geçmiÅŸ ve her ideolojik görüşten siyasetçinin, örgütün, topluluÄŸun ya da her kesimden insanın olur olmaz, yerli yersiz dilline o kadar pelesenk olmuÅŸtur ki, onu tartışmak ya da içeriÄŸini ve uygulamadaki halini masaya yatırmak neredeyse imkansız görünmektedir. Bu kavramın problemli yapısı sadece insanların farklı insan hakları kavrayışlarına sahip olmasından kaynaklanmaz, çünkü insan hakları-fikir ve ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, mülkiyet hakkı, kanunlar önünde her bir bireyin eÅŸitliÄŸi- gibi kavramlar dikkate alındığında teoride oldukça muhteÅŸem gözükmektedirler. Ve kağıt üstünde her ÅŸey sorgusuz sualsiz çok açıktır, ancak gerçek koÅŸullar göz önüne alındığında ya da günlük hayat içindeki uygulamalar söz konusu olduÄŸunda “insan hakları”nın genellikle egemen ideoloji ve çıkarlar tarafından gölgelendiÄŸi, maskelendiÄŸi ve suistimal edildiÄŸi görülür.
Peki, teoride ve felsefi söylemde bu kadar muhteÅŸem görünen insan hakları pratikte nasıl iÅŸliyor? DiÄŸer bir deyiÅŸle insan hakları ihlalleri iddialarını ya da insan haklarına uyulmasını hangi çıkarcı kurum ya da kiÅŸiler iÅŸler kılıyor? Çünkü günümüz modern kapitalist toplumunda insanların bilincini ve davranışlarını belirleyen maddi çıkarlarıdır ve her sınıf maddi çıkarlar doÄŸrultusunda temsil edilir. Burjuva parlamenter sistemi de bunun dışında deÄŸildir. Dolayısıyla, “kendi kendini geliÅŸtirme gücüne ve kapasitesine sahip” olan ama bu gücü egemenlerce elinden alınan üretici güçler kapitalist bir toplumda insan haklarından ne kadar nasipleniyorlar?
Ve her daim toplumsal deÄŸiÅŸim hakkına uzak kalan ve toplumsal deÄŸiÅŸim hakkına hiç bir atıfta bulunmayan insan hakları üretici güçler tarafından böyle bir talep ortaya konduÄŸunda gözlerini yumuyor ve hatta böyle bir hak karşısında gösterilecek olan-ve tarihte çok defa gösterilen- ÅŸiddet göz ardı ediliyor. O halde, ÅŸu soruyu sorabiliriz: Bu kadar muhteÅŸem haklar sunan “insan hakları” karşısında yine de insanoÄŸlu toplumu dönüştürme ve deÄŸiÅŸtirme ihtiyacı hissediyor, neden?
Öte yandan, genelde siyasi çıkarlar için üzerine bu kadar düşülen insan hakları ihlalleri nasıl oluyor da bu kadar kolay iÅŸlerlik kazanıyor? Çünkü, egemen sınıf tarafından ihlaller yasallaÅŸtırılıyor ve meÅŸru kılınıyor. Sonunda gelinen noktada toplumsal dönüşüm talepleri büyük bir hayal kırıklığı ile sonlanıyor. ÇoÄŸu zaman da, iÅŸin ironik kısmı belki de, bu talepler gayri meÅŸru ve yasal olmayan ilan ediliyor. Ve bu taleplerde bulunan kiÅŸilerin başına neler geldiÄŸi ise insan haklarının hiç umurunda olmuyor. Irak’ta, Libya’da, Suriye’de, Yemen’de ve daha nicelerinde olanlar ya da ABD’nin diÄŸer ülkelere “demokrasi ve insan hakları” götürmesi örneklerine bakılabilir…
Nihayetinde güçlü olan demokrasi de insan hakları da götürüyor ve bangır bangır insan hakları diye ortalığı ayaÄŸa kaldırıyor. Ama gelin görün ki, ister emperyalistler ister yerel egemen güçler tarafından olsun kendi halklarından ya da içeriden gelen toplumsal dönüşüm talepleri olduÄŸunda insan hakları birden tedavülden kaldırılıyor. ABD tüm dünyaya demokrasi ve insan hakları ihraç ederken, kendi halkına ayrımcılığın ve ırkçılığın en ÅŸiddetlisini yaÅŸatıyor. Åžu anda ABD’de siyahlara uygulanan ayrımcılık ve ırkçılık insan hakları ihlallerinin ne kadar içselleÅŸtirildiÄŸinin bir göstergesidir. Bu duruma karşı gelenlere ise plastik mermi, biber gazı ve gözaltı layık görülüyor. Demokrasi ve insan hakları laflarını ağızlarından düşürmeyenler tarafından…
Benzer ÅŸekilde bugün Türkiye’de olmakta olan da tam da budur.
Tarihsel çizgisine baktığımızda kendisinden gelişmişlik beklenirken bir kişinin sultası altında her geçen gün faşizm bataklığına doğru yol alan, etnik, dini ve ulusal kimliklerin politik alan içine sıkıştırıldığı, böyle olduğu için de gerici bir milliyetçilik ve laiklikten uzaklaştığı oranda yobaz bir dincilik anlayışına saplanıp kalmış bir ülke Türkiye.
Muhalefetiyle ve iktidarıyla tam da olan biten budur. Herkes kendinden olanlara herhangi bir baskı geldiÄŸinde ortalığı ayaÄŸa kaldırıyor. Kendinden olmayanlar söz konusu olduÄŸunda ise insan hakları ve demokrasi oy kaybetme korkusuyla rafa kaldırılıyor. Kendi milletvekilini cansiparane savunanlar aynı haksızlığa uÄŸramış kendinden olmayan milletvekillerinin ne adını ne de haklarını ağızlarına dahi almayıp dut yemiÅŸ bülbüle dönebiliyorlar. Oysa, CHP’nin yapması gereken, korona virüs nedeniyle CHP milletvekili Enis BerberoÄŸlu’na saÄŸlanan tahliye olanağının tüm siyasi tutuklulara saÄŸlanması gerektiÄŸini savunmak olmalıydı. Kendi milletvekillerinin haksızca milletvekilliÄŸi düşürülürken aynı haksızlığa uÄŸrayan HDP milletvekillerini de savunmak olmalıydı. İnsan hakları bunu gerektirirdi. Siyasilere af, demokrasi ve özgürlük mücadelesi geneli kapsamalıdır. Sadece kendinden olanları deÄŸil. Tekçi ve kiÅŸilere indirgenmiÅŸ mücadele demokrasi ve insan haklarının içini boÅŸaltırken tüm toplumsal muhalefeti de daraltır.
Ve artık bu ülkede ne olursa olsun ezilenlerin yanında olmak bir elzemdir.
Ne medeniyet, ne ideoloji, ne inanç, ne gelenek, ne kültür ne de diğer şeyler. Bu dünyada insanlığın tek göstergesi var: Dünyaya kimin penceresinden bakıyorsun? Ezenlerin mi, Ezilenlerin mi? Bu dünyada kimin yanında yer alıyorsun? Sömürenlerin mi, Sömürülenlerin mi? İşte bir insanı insan yapacak olan, bu sorularla yüzleştiği andır.
Türkiye’de sadece muhalefet ve iktidar karşı karşıya gelmiyor. Ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülen, soyan ve soyulan, zalim ve kimsesiz, zengin ve yoksul, maÄŸrur ve maÄŸdur da karşı karşıya geliyor.
Sonucu belirleyecek olan ise nerede durduÄŸun olacak.
Bir despotun yanı mı, yoksa adaletin yanı mı?
Ezenlerin yanı mı, yoksa ezilenlerin yanı mı?
Tüm içi boş sloganları unut!
Tek gerçek var: bu dünyaya kimin penceresinden bakıyorsun?
Fakirin mi, Zenginin mi?
Gerisi boÅŸ laf… Çünkü ezenin penceresinden baktığın sürece bir diktatör gider bir diÄŸeri gelir. Ama eÄŸer ezilenin penceresinden bakarsan gelecek tek ÅŸey var:
KARDEŞLİK, EŞİTLİK ve ÖZGÜRLÜK.
TÜM SİYASİ TUTSAKLARA ÖZGÜRLÜK!
