İdam kararlarına rağmen Sovyet dostluk ziyareti! | Doğan Özgüden


Askeri Yargıtay’ın idam kararlarına itirazı reddetmesine rağmen Sovyetler Birliği Yüksek Şurası Prezidyum Başkanı Podgorni ertesi gün Ankara’ya gelerek işbirliği ve iyi komşuluk ziyaretini başlatmıştı

11 Nisan… 12 Mart karanlığının ikinci yılında, Deniz GezmiÅŸ, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ın idamını önlemek için Türkiye’de ve sürgünde yoÄŸun bir kampanya sürdürülürken, tam 50 yıl önce bugün Sovyetler BirliÄŸi Yüksek Åžurası Prezidyum BaÅŸkanı Podgorni cunta yönetimiyle iyi iliÅŸkileri güçlendirmek üzere Türkiye’ye gelmiÅŸ, baÅŸta CumhurbaÅŸkanı Cevdet Sunay olmak üzere devlet ricali tarafından EsenboÄŸa havaalanında büyük törenle karşılanmıştı.

Oysa, Cumhuriyet’in ekteki kupüründe görüleceÄŸi gibi, bu ziyaretten tam bir gün önce, üç devrimcinin avukatlarının ölüm cezalarının durdurulması için yaptıkları müracaat Askeri Yargıtay İkinci Dairesi tarafından reddedilmiÅŸ, ancak bu karar dahi Podgorni’nin ziyaretine engel olmamıştı.

Bu ziyaretin yapılacağını biz bir ay önce Paris’te SSCB Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin bir üyesinden öğrenmiÅŸ, engellemek için büyük çaba harcamıştık.

THKO davası 1971 sonunda 18 devrimci gencin idama mahkum edilmesiyle sonuçlanınca Avrupa’daki tüm Türkiyeli ilerici örgütler, dayanışma komiteleri, öğrenci dernekleri topyekun sefer olmuÅŸ, çeÅŸitli dillerde bildiriler yayınlayarak, afiÅŸlemeler yaparak, mitingler ve yürüyüşler düzenleyerek kararı protesto ediyordu.

Deniz GezmiÅŸ, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ın idam kararları 10 Mart 1972 günü Meclis’te onaylandığında Paris’teydik, Demokratik DireniÅŸ adına cunta rejimine ve idam cezalarına karşı daha yoÄŸun bir kampanya baÅŸlatmıştık…

19 Mart 1972’de Fransız DışiÅŸleri Bakanlığı’nın bulunduÄŸu Quai d’Orsay’de Yunan Cuntası’na karşı uluslararası bir konferans toplanıyordu. Yunanlı direnişçi dostumuz Maria Beckett, konferans öncesi, sadece albaylar cuntasına karşı mücadelenin yeterli olmadığını vurgulayarak Türkiye’deki generaller cuntasına karşı da tavır konması için gerekli ön çalışmaları yapmış, bizim için birçok randevu almıştı.

İnci’yle birlikte koltuklarımızın altında çeÅŸitli dillerde Demokratik DireniÅŸ bildirileriyle bir toplantı salonundan çıkıp ötekine giriyor, Fransız, İtalyan, İngiliz, İsveç, Norveç, Danimarka, Hollanda, Kanada ve ABD delegeleriyle konuÅŸuyor, Türkiye’deki durumu belgelerle ortaya koyuyorduk.

Konferans süresince, çeşitli gazete ve televizyonların temsilcilerine de Türkiye’deki durumu anlatmak olanağı bulduk. Ama en önemlisi Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde etkin birçok kuzeyli milletvekiliyle tanışmamız oldu.

Bir ara Maria heyecanla gelip bizi buldu, “Günün bombası, dedi. Birazdan Sovyet delegasyonuyla görüşeceksiniz.”

Heyecanlanmıştık. Diğerlerine göre oldukça büyük bir salona girdiğimizde, bir masada üç kişi oturuyordu: Bir tarafta ünlü Sovyet bestecisi Aram Haçaturyan, öte tarafta Bolşoy’un ünlü bale yıldızı Galina Ulanova, ortada ise asık bürokrat suratıyla SSCB Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin adını şimdi anımsayamadığım bir üyesi.

Nezaketle karşıladıktan sonra bizi dinlemeye koyuldular. Onbeş dakika kadar bir sunuş yaptıktan sonra kendilerine Demokratik Direniş belgelerini verdik ve SSCB’nin ezilen Türkiye halklarıyla dayanışmasını beklediğimizi söyledik.

Kısa süren bir sessizlik oldu. Haçaturyan ve Ulanova önlerine bakıyorlardı. Belli ki onlar bu Sovyet delegasyonunda tamamen aksesuvar olarak yeralıyordu.

Merkez Komitesi üyesi sesinin tonunu ayarladıktan sonra, konuÅŸtu: “YoldaÅŸlar, anlattıklarınız gerçekten üzücü. YüreÄŸimiz sizlerle beraber. Ama SSCB olarak Türkiye konusunda herhangi birÅŸey yapmamız söz konusu olamaz. Biz SSCB olarak son yıllarda sadece iki ülkenin iç mücadelesinde tavır koyduk, taraf olduk. Biri Güney Afrika, öteki Yunanistan. Ama SSCB’nin Türkiye ile iyi komÅŸuluk iliÅŸkileri, iktidarda kim olursa olsun, bizim bu iktidarı rahatsız edecek bir tavır koymamıza izin vermez. Zaten cumhurbaÅŸkanımız yoldaÅŸ Podgorni yakında Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunacak.”

Allak bullak olmuÅŸtuk.

“Ya hapisteki binlerce solcu, ya iÅŸkenceden geçenler, ya idam sehpasının gölgesindeki Deniz GezmiÅŸ’ler” diye isyan edecek oldum.

“Tepkinizi gayet iyi anlıyoruz, ama ülkemizin dış politikası bunu gerektiriyor… YapabileceÄŸimiz bir ÅŸey yok” diye yanıtladı.

Sonra bir kağıda SBKP Merkez Komitesi’ndeki adresini yazıp verdi. “Yine de siz yayınladığınız Fransızca ya da İngilizce bildirileri, raporları bu adrese düzenli yollayın, dedi. GeliÅŸmelerden haberimiz olsun…”

İşte bu görüşmemizden bir ay sonra, Deniz’ler idam hücresindeyken, Sovyetler BirliÄŸi Yüksek Åžurası Prezidyum BaÅŸkanı Podgorni 11-17 Nisan tarihlerinde Türkiye’ye tantanalı bir ziyaret yapacaktı.

Bu ziyaretten bir hafta sonra da idam kararları 24 Nisan 1972’de Millet Meclisi’nde ikinci kez onaylanacak, kuzeyin sessizliÄŸi aynı minvalde sürüp gidecekti.


DoÄŸan Özgüden – 11.04.2022