İbrahim Çiçek ile Partinin 7. Kongresi ve tasfiyecilik üzerine söyleşi


Özgür Yorum programında Türkiye ve dünyada tasfiyeci saldırıları ve MLKP’nin 7. Kongresinin tasfiyecilikle mücadele bakımından önem ve anlamını deÄŸerlendiren Marksist Teori Dergisi yazarı İbrahim Çiçek, devletin MLKP’yi tasfiye etmeyi hedeflediÄŸini ve bunu da açık dile getirdiÄŸini hatırlattı. MLKP’nin 7. Kongresinin devlete, “buradayım ve sana meydan okuyorum” dediÄŸini kaydeden Çiçek, tüm devrimci örgütlere de tasfiyeciliÄŸe karşı mücadele çaÄŸrısı yaptığını vurguladı.

Dünya çapında emperyalizmin, faÅŸist, sömürgeci devletlerin devrimci harekete yönelik baskı ve saldırıları, tasfiye giriÅŸimleri sürüyor. Bunların da bir sonucu olarak devrimci saflarda illegal örgütlenme ve silahlı mücadeleden uzaklaÅŸma, kitleleri yasallık ve parlamenter mücadele etrafında örgütleme eÄŸilimi yaygınlaşıyor. 

Kuşkusuz bu koşullar altında gizli, illegal örgütlenme ve silahlı mücadelenin meşruluğundan vazgeçmeyen, sınıf mücadeleleri tarihinin tanıdığı bütün mücadele biçimlerini meşru gören devrimci örgütler bütün bu siyasi ve ideolojik saldırılara karşı direniyor. Devrimci hareketlerin içinde çıkan tasfiyecilik ve faşist devletin dışarıdan tasfiye saldırılarının hız kesmeden sürdüğü koşullar altında Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) 7. Kongresini topladı.

Marksist Teori Dergisi yazarı İbrahim Çiçek, Türkiye’de devrimci hareketlerin tarihindeki tasfiyeci süreçleri, politik tasfiye saldırılarına ve tasfiyeciliÄŸe karşı mücadele yöntemlerini Özgür Yorum’da Arzu Demir’e deÄŸerlendirdi. TasfiyeciliÄŸin devrimci hareket saflarında mücadele anlayışı ve tarzına nasıl yansıdığını, tasfiyeciliÄŸe karşı mücadelede MLKP’nin 7.Kongresinin anlamını ve Kongrenin mücadele çaÄŸrısı yaptığı “yasal devrimciliÄŸi” yorumlayan Çiçek, 7. Kongresini toplayan MLKP’nin faÅŸist Türk devletine “buradayım ve sana meydan okuyorum” dediÄŸini, aynı zamanda da tüm devrimci örgütleri faÅŸist ÅŸeflik rejiminin fiziki tasfiye saldırganlığına ve devrimci, hareketin saflarındaki tasfiyeciliÄŸe karşı mücadeleye çağırdığını kaydetti.

MT Dergisi yazarı İbrahim Çiçek’in gazeteci Arzu Demir’in sorularına verdiÄŸi yanıtlar şöyle:

LENİN TASFİYECİLİKLE MÜCADELENİN TEORİSİNİ YAPAN ÖNDERİMİZDİR 

Öncelikle tasfiyecilik üzerine konuşalım. Dünya komünist hareketinin tarihinde tasfiyecilik kavramı nerede duruyor?
Lenin’in ölümünün 100. yıl dönümünde Ocak ayında ÅŸehit düşen dünya devrimcilerini; Türkiye ve Kürdistan devrimcilerini saygıyla anıyorum. Lenin’i anıyorum çünkü Lenin tasfiyecilikle mücadele teorisini yapan devrimci önderimizdir. Dolayısıyla dünya komünist hareketiyle ilgili sorduÄŸun için ölümünün 100. yılında “dünyaya Lenin’den bakmak” kavramını da düşündüğümüzde onu anmak önem taşıyor.

TASFİYECİLİK DEVRİMCİ HAREKETİN SAFLARINDAN ÇIKAN BİR DURUM
Öncelikle iki ÅŸeyi birbirinden ayırmamız lazım. Türkiye’de devletin yürüttüğü tasfiyeci saldırılar, ikincisi bu tasfiyeci saldırıların bir sonucu-etkisi olarak devrimci saflarda ortaya çıkan tasfiyecilik. Tasfiyecilik aslında içeriden devrimci hareketin saflarından ortaya çıkan bir durum. Tasfiyeci saldırıyı ise, zaten devlet dışarıdan yürütüyor.

1905’de Rusya’da Çarlığa karşı işçi sınıfı-köylülük ayaklandı ve demokratik devrim zorlamasına giriÅŸtiler. Moskova ayaklanması oldu. St. Petersburg’da Sovyetler kuruldu. Sonra 1906-1907’de devrim yenilgiye uÄŸradı. Ardından yenilgi koÅŸullarında yani Çarlık zulmünün, polis-istihbarat terörünün ayyuka çıktığı koÅŸullar altında BolÅŸevik Parti saflarında önemli sapmalar açığa çıktı. MenÅŸeviklerin saflarında da çıktı bunlar öncü partinin, illegal devrimci örgütün varlığını, devrimci partinin programını reddeden saÄŸcı bir eÄŸilimdi. BolÅŸevik parti saflarında çıkan ise, daha çok açık-legal mücadele imkanlarını reddeden, partinin sırf illegal olmasını, illegale hapsolmasını isteyen sol tasfiyeci eÄŸilimdi. 

Lenin tabii bu iki eÄŸilimle de mücadele etti. Lenin’in en önemli eserlerinden -hatta felsefi alanda en önemli eseri olan- Marksizm ve Ampriokritisizm’i tam olarak gericilik yıllarında tasfiyecilikle ve onun en önemli düşünürleriyle mücadele koÅŸulları altında yazdı. Tabii BolÅŸevik Partisi gerek işçi sınıfıyla baÄŸlarını gerekse devrimci çizgisini tasfiyecilikle mücadele içerisinde koruyabildi. Hatta şöyle bir örnek vereyim; BolÅŸevik Partisi içinden çıkan otsovistler, ultimatomcular yani kuyrukçular ki onların içerisinde Gorki’de dahil Rus devrimci hareketi içinden yer alan çok önemli isimler de vardı, Lenin bunlarla ayrıca da mücadele etti; öncü parti varlığını, geliÅŸimini sürdürdü.

LENİN TASFİYECİLİĞİ ANALİZ ETTİ
Rusya’da gördüğümüz neydi? Stolphin gericiliÄŸi dönemiydi, Rus Çarlığı devrimci hareket üzerinde terör estiriyordu. Devrimci saflardan büyük bir kaçış vardı. Fiziki kaçıştan, fiziki terörden bahsediyorum. Sibirya’ya yüzlerce, binlerce, on binlerce sürgün, ve Avrupa’ya kaçışlar yaÅŸanıyordu. Bu koÅŸullar altında, saflarda bu baskının, Çarlık rejiminin-Çarlık Devleti’nin estirdiÄŸi terörün sonucu olarak BolÅŸeviklerin ve MenÅŸeviklerin saflarında “yeni” düşünceler yani tasfiyeci dediÄŸimiz düşünceler açığa çıktı. Bir taraftan saÄŸ ya da sol tasfiyeci düşünceler bir taraftan devletin baskısı devrimci hareketi kuÅŸatma altına alıyordu. Bir yandan dışarıdan Çarlığın yok etme-tasfiye saldırısıyla, içeriden de tasfiyeci görüşler; ki tasfiyeci görüşler hem örgütsel hem siyasi hem de ideolojik alanda açığa çıktı ve Lenin tasfiye/tasfiyecilik kavramını analiz etti. Dünya devrimci hareketinde tasfiye kavramı yerleÅŸti, günümüze kadar da sürdü.

MLKP 7. KONGRESİ BİR SÜRECİ ANALİZ EDİYOR

Tasfiyecilikten bahsettiniz, MLKP 7. Kongre açıklamasında da buna vurgu yapıyor. MLKP’nin 7. Kongresinde ısrarla altını çizdiÄŸi tasfiyecilik bugün devrimci hareket bakımından ne anlama geliyor? Nasıl bir tehlike var devrimci hareketin önünde?
MLKP’nin 7. Kongresi görebildiÄŸim kadarıyla 6. Kongresinden bugüne kadarki süreci -dahası da 2015’den bugüne kadar- analiz ediyor. 2015’in özellikleri var. Haziran seçimleri gibi büyük baÅŸarılar, hemen onun arkasından saray cuntasının yaptığı darbe ve baÅŸlattığı savaÅŸ var. 20 Temmuz’da Suruç’da Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun (SGDF) devrimci eylemine yönelik saldırı var, devrimci yoldaÅŸların, devrimci siper yoldaÅŸlarının onlarca devrimcinin hayatına son verdiler. 24 Temmuzu hatırlıyorsunuz. Medya savunma alanlarına yönelik savaÅŸ baÅŸlatıldı. Daha sonra da özyönetim direniÅŸlerine saldırıldı. Ankara’da 10 Ekim katliamı gerçekleÅŸti. 2015 yeni bir sürecin baÅŸlangıcı oldu.

Bu sürecin birinci en belirgin temel özelliÄŸi faÅŸist ÅŸeflik rejimi dediÄŸimiz diktatörlüğün kuruluÅŸunun dönemeç noktası olmasıdır. Biraz tarihi hatırlayacak olursak iktidar ittifaklarının yenilendiÄŸini gördük. AKP ile cemaat arasındaki ittifak bozuldu. AKP-MHP arasında AKP ile Ergenekoncular, İP arasında yeni ittifaklar doÄŸdu ve devrimci harekete karşı çok kapsamlı bir savaÅŸ baÅŸlatıldı. BaÅŸlangıçta 2016/2017’ye kadar  faÅŸist ÅŸeflik rejiminin kurucu terörü olarak ortaya çıktı. 2014’de bir çöktürme planı yapmışlardı ve Kürt ulusal demokratik hareketi ile görüşmeler ve bir anlaÅŸma metni (Dolmabahçe Mutabakatı’nın) reddedilmesi sonrası büyük bir tasfiyeci saldırıya giriÅŸeceklerini ilan etmiÅŸlerdi. Özetle, 2015’den baÅŸlayan süreç komünist hareketi, devrimci hareketi tasfiye etmeyi öngörüyordu. DiÄŸer yandan da Kürdistan özgürlük gerillasını tasfiye etmeyi, PKK’yi yok etmeyi, Kürt halkının demokratik devrimci iradesini kırmayı, Rojava devrimini yenilgiye uÄŸratmayı vb. amaçlıyordu.

DEVRİMCİ ÖRGÜTLERE YÖNELİK TERÖR SALDIRISI BAŞLATILDI
Dolayısıyla böyle bir süreç baÅŸladı. Terör süreci çok kapsamlı ÅŸekilde yıllara yayıldı. Ve bu terör süreci içerisinde bir yandan devrimci örgütlerin kitlelerle iliÅŸkisi koparılmaya, bir yandan da devrimci örgütlerin siyasi ve örgütsel çalışma alanları daraltılmaya, tasfiye edilmeye çalışıldı. Devrimci örgütlere yöneltilen tutuklama, gözaltı terörüyle, iÅŸkence ile yani kadroların ve örgütlerin fiziki tasfiyesi ile daha ileri bir noktaya giderek de devrimci önderlere yönelik suikastler yürürlüğe sokuldu ve burada PKK’nin önder kadrolarına yönelik suikastleri hatırlıyoruz. Baran Serhat (Bayram Namaz) yoldaÅŸa yönelik suikasti, geçen sene Zeki (Gürbüz) ve Özgür (NamoÄŸlu) yoldaÅŸa yönelik suikastleri, Osman Nuri Ocaklı (Yılmaz BahrereÅŸ) yoldaÅŸa yönelik suikasti hatırlıyoruz. Türkiye devrimci hareketinin kadrolarının bu tehlike ile karşı karşıya yani sürece yayılmış kapsamlı ve sistematik bir yok etme saldırısı aynı zamanda devrimci hareketin kitlelerle bağını sınırlandırmayı, onları örgütsel siyasi bakımdan daraltmayı dayatıyor ve bu yönde sonuçlar da üretiyor.

EMEKÇİ SOL HAREKETİN SAFLARINDA YASALCILIK, PARLAMENTARİZM GELİŞİYOR
FaÅŸist saray rejimi hiç baÅŸarılı olmadı diyemeyiz. Ama karşılarında bir de devrimcilerin direniÅŸi var tabii ki. FaÅŸist terörün baskısı ve psikolojik savaÅŸla birleÅŸmiÅŸ bu durum devrimci örgütlerin saflarında duygu ve düşüncelerinde, her ÅŸeyden önce kitlelerin saflarında etki yaratıyor. 10 Ekim katliamından sonra kitle katliamları ve faÅŸist devlet terörü bir korku iklimi oluÅŸturdu bu korku iklimi nedeniyle kitlelerde geriye çekiliÅŸ oldu. Özellikle binler, on binler halinde sokaÄŸa çıkmaktan bir geri çekiliÅŸ oldu. Çünkü MİT güdümlü DAİŞ katliamları doÄŸrudan doÄŸruya kitlelere yönelikti. Kitleleri caydırma, geriye itme amaçlıydı. Kitleler geriye doÄŸru itilince veya geri çekilince tabii ki kitleler ile devrimci örgütler, devrimci öncüler arasındaki iliÅŸkiler sorunlu hale geldi. Bunu en çarpıcı ÅŸekilde yurtsever harekette görebiliriz. Çünkü nicelik bakımdan büyüklüğü ve bütün süreçlerde özgürlük mücadelesinde oynadığı rol nedeniyle daha net görünüyor. Mesela küçük bir örgütün kitlelerle mücadelesinde tuttuÄŸu bir ağırlık yok. Onun üzerinden bu konuyu tartışamaz, deneyimleyemezsiniz. PKK gibi çok geliÅŸkin büyük bir örgütün siyasi gücü açısından deÄŸerlendirebilirsiniz. Ya da devrimci hareket açısından MLKP olabilir. MLKP gerçekliÄŸi açısından bunu ölçebilirsiniz. Dolayısıyla bu konunun MLKP’nin 7. Kongresinde bu kadar ağırlıklı olarak gündeme gelmesi bizzat devrimci hareketin yaÅŸadığı, içerisinden geçmekte olduÄŸu süreçte -muhakkak kendi yaÅŸadığı süreçte de- bu gerçekliÄŸi, bu tehlikeyi görmesiyle ilgilidir. Çıplak bir gözle görülüyor ki batıda, Türkiye’de illegal örgütlenme, illegal mücadele ve yöntemleri, illegal örgütün varlığı, onun ayakta tutulması, duygu ve düşüncesi devrimci hareketin saflarında zayıflıyor. Özellikle emekçi sol hareketin saflarında yasalcılık, legalizm, parlamentarizm geliÅŸiyor.

TÜM BU SALDIRILAR AKTİF SAVUNMAYLA PÜSKÜRTÜLEBİLİRDİ

2015’ten bu yana devrimci örgütlerin mücadele tarzında, anlayışında neler oldu? Öncü parti yerine sendikayı, kooperatifi ikame etme tartışmalarını emekçi sol harekette görüyoruz. Dolayısıyla kitlelerde yılgınlık, geriye çekilme, düşüş tamam ama biraz da öncü güçler bakımından bu konuyu tartışalım istiyorum.
Siyasi görüş açısı etkilenmesi ve pratik politikada karşımıza çıkıyor bu durum. Birinci soru şu, böylesi tarihsel ve kapsamlı bir saldırı karşısında devrimci örgütler, hareketler ne yapmalıydı? Tarihsel bakımdan direniş yapmalıydı. Türkiye ve Kürdistan koşulları altında dünya komünist hareketinin mücadele tarihinin ortaya çıkardığı taktik konseptlerden biri olarak aktif savunma ile saldırı göğüslenebilirdi. Kuşkusuz ki aktif savunma, bütün mücadele biçimlerini kendi konseptinde ele alan bir taktik, fakat devrimci örgütlerin büyük çoğunluğu ve hareket aktif savunmaya yönelmedi.

SİLAHLI VE İLLEGAL MÜCADELENİN REDDEDİLMESİ GİBİ BİR YANI VAR
Büyük bölümü pasif savunmaya yöneldi. Pasif savunma derken de bekleme, yani bugünlerin geçmesini, terör dalgasının geçmesini bekleme. Fakat bu herhangi bir dönemde ortaya çıkan kendiliÄŸinden gidecek bir terör deÄŸildi. Ancak direniÅŸle püskürtülebilirdi. Tabii bu karşı koyuÅŸun bir tarafı kitle mücadelesi, bu hiç bir ÅŸekilde ihmal edilemez, önemsizleÅŸtirilemez, hayati noktadır. Hatta devrimle karşı devrim arasında, kitleleri kimin kazanacağı çarpışmanın temel konusudur. Åžu anda da bu mücadele böyle sürmektedir. Ama öbür yanı açık mücadele mevzilerine devlet öyle bir saldırıyor, yükleniyor ki bu koÅŸullar altında illegal mücadele, illegal çalışma, deÄŸiÅŸik ÅŸiddete dayalı mücadele biçimleri çok daha önemli hale geliyor. Yani milis-gerilla mücadelesi; kırdaki-kentteki direniÅŸ daha önemli hale geliyor. FaÅŸizme karşı mücadele bütün yöntemlerle yürür, meÅŸrudur; meÅŸruiyeti tartışılmaz. Ama Mersin ve Ankara eylemlerinde karşımıza şöyle bir ÅŸey çıktı. “Silahlı mücadele çağı geçmiÅŸ, zamanı geçmiÅŸ, nereden çıktı, provokasyondur” söylemleri yayıldı. Aralığın sonunda Zap’ta ve Metina’da gerilla iÅŸgalcilere karşı kapsamlı bir harekat yaptı, Türkiye’de ne tartışıldı; seçimler geliyor bu provokasyondur. 7 Ekim’de Filistin’in İsrail’e karşı direniÅŸini düşünün, provokasyon dediler. Silahlı mücadelenin, illegal mücadele biçimlerinin reddedilmesi gibi bir yanı da var.

KENDİSİNİ KOMÜNİST ÖNCÜNÜN YERİNE KOYMAYA ÇALIŞAN SENDİKAL ÖRGÜTLER VAR
Örgütsel açıdan da bazı ÅŸeylere deÄŸinmek istiyorum. Türkiye’de mücadeleci sendikalar var. Bunlardan bazıları proletarya partisinin, öncü partinin gereksiz olduÄŸunu, kendileri gibi sendikal örgütlenmelerin bu iÅŸleri yapabileceÄŸini; siyasi iktidar mücadelesine önderlik edebileceÄŸini hayalini taşıyor ve yayıyorlar. Tabii ki bunlar anarko sendikalist hareketler ama bugünkü koÅŸullarda ÅŸekillenmiÅŸ düşünüş ve yapılar olarak karşımıza çıkıyor. Onlar için ücret mücadelesi çok önemli, sendikal haklar için mücadele çok önemli ama Kürt ulusunun özgürlüğü için mücadele etmek o kadar önemli deÄŸil, faÅŸist diktatörlüğün yıkılması mücadelesi o kadar da önemli deÄŸil, ihmal edilebilir. Yani kısmi talepler için mücadeleye evet ama iktidar mücadelesine, politik özgürlüklerin elde edilmesi mücadelesine, devrimci demokratik bir programın temel talepleri için mücadele edilmesine hayır. Niye hayır? Çünkü işçiler bunu anlamazlar. Çünkü işçiler buna gelmezler. Çünkü işçiler ancak çorba ile ilgilenirler, patatesle ilgilenirler, ücretle ilgilenirler. Daha fazlasıyla ilgilenmezler. Ya da 2000’lerin başında da vardı daha sonra geliÅŸtirildi; kooperatifçilik, üretim ve tüketim kooperatifçiliÄŸi kurmak ve bunlarla kitlelere gitmek. Kitlelere gitmek olarak gösteriliyor ama bir mücadele örgütünün yerine böyle bir kitle örgütü veya sendikanın geçirilmesi oluyor. Dolayısıyla öncü bir örgüt fikri ve eylemi de yadsınıyor. Gördük, 2000’lerin başında denenen bu kooperatifçilik devrimci bakımından hiçbir sonuç vermedi. Öyle kitlelerle iliÅŸkiler açısından da büyük sonuçlar vermedi. Komünist hareketi de ileriye doÄŸru götürmedi. Buna soyunan arkadaÅŸlar da gecikmeli olarak anladılar tasfiyecilik olduÄŸunu. Bunun özeleÅŸtirisini verdiler. Ama buradan devam edenler, popülizm yapanlar var, olabilir.

BU İŞ SENDİKALARLA, KOOPERATİFLERLE DEĞİL KOMÜNİST ÖNCÜYLE OLUR
Dünya uluslararası komünist hareketin deneyimleri, Marksist Leninist teori, Türkiye devrimci hareketin deneyimleri açısından söyleyeceÄŸimiz ÅŸey ÅŸudur; derneklerle, kooperatiflerle, sendikalarla, esnek örgütlerle bu iÅŸler olmaz. Komünist öncünün her ÅŸekilde güçlendirilmesi gerekir. Komünist öcü örgütlenmesinin yerine bunlar geçirilemez. 150-200 yıllık işçi sınıfının mücadele tarihi; sosyalizm ve devrim mücadeleleri tarihi yeterince kanıtlarıyla doludur. Dolayısıyla herhangi bir ÅŸekilde devrimcilerin yön kaybına, bocalamaya düşmeleri için bir sebep yoktur. Devrimci, komünist hareket içinde ortaya çıkan sapmaların hepsi her ÅŸeyden önce dönemin politik, sosyal koÅŸullarıyla ilgilidir. Bugün ortaya çıkan bu sapmalar terör dönemiyle ilgilidir, baÄŸlıdır. Yani şöyle deÄŸil, sen bir inceleme yaptın, falanca gitti bir inceleme yaptı fikirler örtüştü deÄŸil. Halk umutsuzluÄŸa doÄŸru itilmeye çalışılıyor, itiliyor. “Bu iÅŸ böyle yapılmaz, olmaz duygusu” halkta örgütlenmeye çalışılıyor. Aynı duygu devrimciler üzerinde de Boca ediliyor. Devrimci programdan, partiden, devrimci stratejiden, devrimci örgütten vazgeçmek baÅŸka bir yol aramak, sineklik, yenilikçilik vb. İşte bunlar koÅŸulların tohumladığı tamamen tasfiyeci bir yaklaşımlar.

DEVLET MLKP’Yİ YOK EDEMEMİŞTİR

Böylesi bir tablo içinde örgütlenen MLKP 7. Kongresini gerçekleştirdiğini duyurdu. Tasfiyeciliğe karşı mücadelede, tasfiyeciliğin ikinci biçimi olarak tanımladığın şeyden sormak istiyorum nasıl ideolojik ve politik bir anlamı oldu bu kongrenin?
Yine 2015 saray cuntasının darbesinden bakacak olursak -çünkü orası bir eÅŸik- MLKP’nin 6. özellikle 7. Kongresini toplaması tam olarak faÅŸist rejime bir cevaptır. Bunu böyle görmek, analiz etmek ve deÄŸerlendirmek gerekiyor. Çünkü devlet dedi ki, “onları fiziki olarak yok edeceÄŸiz” ve devletin bunu uygulamaya yönelik mücadele tarzı görülüyor. Peki MLKP ortaya koyduÄŸu strateji ve taktiklerle ne demiÅŸ oldu? “Ben sana karşı işçilerin, emekçilerin, devrimcilerin aktif direniÅŸini, kendi aktif direniÅŸimi örgütleyeceÄŸim. Senin saldırılarını püskürteceÄŸim ve sen amaçlarına ulaÅŸamayacaksın.” PKK ve devrimci örgütler de Halkların BirleÅŸik Devrim Hareketi’ni (HBDH) kurarak bunu dile getirdi. Devlet ile eÅŸitsiz kuvvetler arasında bir mücadele var. Devlet, MLKP’yi yok etmek istiyor, illegal örgütleri tasfiye etmek, illegal örgütlenmenin önüne geçmek istiyor. MLKP ise hem milis hem kent ve kır gerillası direniÅŸini hem de kitle hareketiyle direniÅŸini sürdürmek istiyor. MLKP örgütsel sürekliliÄŸi ve çizgi sürekliliÄŸini saÄŸlayarak, faÅŸizmi geri püskürtecek mücadele çizgisini ayaÄŸa kaldırmak ve ileri götürmek istiyor. Ve eÄŸer MLKP 7. Kongresini yapabildiyse demek ki devlet MLKP’yi tasfiye etme amacına ulaÅŸamamıştır, MLKP’nin kendi organlarını iÅŸletme iradesini ve özgürlüğünü ortadan kaldıramamıştır. Aksine MLKP devletin yok edici saldırısını boÅŸa çıkarmıştır.

MLKP TASFİYECİLİĞİN DALGAKIRANI
DiÄŸer yandan MLKP “benim çizgim doÄŸruydu, daha güçlü ve baÅŸarılı uygulamalıyım. Daha güçlü ve baÅŸarılı uygularsam faÅŸist ÅŸeflik rejimini püskürtebilirim; buna iradem, Türkiye ve Kürdistan toplumunun direnişçi, özgürlükçü potansiyeli var. FaÅŸist rejimi püskürtürüz, bununla da kalmaz yeneriz” diyor. Kongresini yapabildiÄŸine göre MLKP sürekliliÄŸini saÄŸlamış, parti ve önderlik iradesi kırılmamış. İyi niyet beyanında bulunmuyoruz, MLKP güzellemesi-propagandası yapmıyoruz, ortada olan durumu söylüyoruz. MLKP dışında herhangi bir yasa dışı, silahlı mücadele yürüten devrimci bir örgüt kongresini yaparsa aynı ÅŸeyi söyleriz. Çünkü belli ölçüler var. Tabii ki MLKP’nin gerçekliÄŸi açısından da kongre çok önemli. Çünkü MLKP aynı zamanda “tasfiyeciliÄŸin dalgakıranıyız, tasfiyeciliÄŸi püskürtmek, etkisizleÅŸtirmek görevimiz; tüm devrimci örgütleri tasfiyeciliÄŸi geri püskürtmek için göreve çağırıyoruz” diyor. MLKP’nin 7. Kongresi bireysel, grupsal bir çıkar, baÅŸarı deÄŸil devrimci, sosyalist hareketin de kazanımıdır.

MLKP DEVRİMCİ İDDİALARINI BÜYÜTEREK ÇIKMIŞ
Türkiye gerçeÄŸinden düşmanın yürüttüğü karşı devrimci saldırganlık altında devrimci sosyalist deÄŸerlerin ayakta kalması için büyük fedakarlıklar yapıldığı, büyük bedellerin göze alındığı sonucunu çıkarıyoruz. MLKP’nin 7. Kongresi baÅŸarısı aynı zamanda devrimci hareket için bir yandan yasal devrimcilikle  mücadelenin de kazanımıdır.  Ama aynı zamanda faÅŸizme karşı aktif savunma çizgisinin tahkim edilmesi, daha güçlü bir biçimde yürütülmesi ve MLKP’nin bu konuda kendisini daha güçlü tarzda ortaya koyması için de önemlidir. Şöyle de bakabiliriz; Kongresini topladıysa demek ki MLKP beÅŸ yıllık sürecini analiz etmiÅŸ, önderliÄŸini denetlemiÅŸ, eleÅŸtirilerini yapmış; Kongre özeleÅŸtirisini vermiÅŸ ve kendi mücadelesi için kendini yenilemek, mücadeleyi daha ileri götürmek için bir kısım sonuçlar çıkarmış. Bunların bir kısmını açıktan gözlemliyoruz; açıklamalarından okuyor, hareket tarzından görüyoruz. Bu da ÅŸu anlama geliyor; 7. Kongre’sinden MLKP devrimci iddialarını büyüterek çıkmış.

YASAL ÖRGÜT AYRI DEVRİMCİ ÖRGÜT AYRI ŞEYLERDİR

Yasal devrimciliğe ve tasfiyeciliğe karşı mücadelede, devrimci hareketin önümüzdeki dönemde ideolojik görevleri nelerdir?
Yasal devrimcilik,”gerçekten devrimci”; ama yasallıkla sınırlanmış bir devrimcilik mesajı veriyor. Hem yapılan ÅŸeyin devrimci niteliÄŸini hem de çerçevesini ve sınırını söylüyor. Mesela Avrupa’da bizim kullandığımız, “sınırlandırılmış devrimcilik” gibi bir kavram. Mesela ilerici-devrimci akımların, parti ya da örgütlerin bazıları diyor ki; gözaltı-tutuklama olmasın, devrimcilerin yolu hapishaneden geçmesin; böylece kuvvet biriktirelim, yöntem olarak da düşmanın dikkatini çekmeyecek kitlelerin hoÅŸuna gidecek yöntemler bulalım. Gelecekte koÅŸullar oluÅŸtuÄŸunda da devrimci tutumumuzla ortaya çıkarız diyorlar. Yasallığa alıştığınız zaman bir kadro ve örgüt tipi ÅŸekillenir, yasallık sizi bazı ÅŸeylere alıştırır! Yasal örgüt ayrı, devrimci örgüt ayrı bir ÅŸeydir.

Niye devrimci örgüt diyoruz. Kendi özgürlüğünü kendi elde etmek, elinde tuttumak istiyor; burjuvazi, faşist saray rejimi tarafından propaganda, ajitasyon, örgütlenme, eylem imkanının sınırlandırılmamasından bahsediyoruz. Devrimci örgüt sınıflar mücadelesinin tanımladığı bütün mücadele biçimlerini kullanmayı; barışçıl, yasal, legal biçimlerinden yarı illegal, yasa dışı, silahlı, kitlesel, ayaklanmacı mücadele biçimlerine kadar kullanmak üzere görüş açısını beyan etmiş; pratik çalışmalarında, hazırlıklarında bunu gözeten bir örgüttür.

YASAL DEVRİMCİLİK DEVRİMCİ HAREKET BAKIMINDAN TEHLİKELİ
“Yasal devrimcilik” ise özellikle illegal ve silahlı mücadeleyi önemsemeyen, erteleyen, iptal eden, geleceÄŸe erteleyen, deÄŸersizleÅŸtiren bir görüş açısını ifade ediyor. Bu gerçekten devrimci hareket açısından tehlikeli. Çünkü doÄŸrudan doÄŸruya parlamenter yola baÄŸlanıyor. BaÅŸka ne oluyor. Yasal devrimcilerin, sosyalistlerin güçleri belliyken siz çıkıyorsunuz, Anayasa istiyorsunuz kim yapacak bu Anayasayı? Meclis! Peki halkın bu meclisin üzerinde denetim, yönetim gücü ne? Yok. Ama bunun üzerinden politika yapmaya çalışıyorsunuz. Bu yönünü kaybetmek demektir. Kürt ulusal hareket açısından farklı. Kürt ulusal hareket önemli mevziler kazanmış, elde ettiÄŸi kazanımları kayda geçirmek istiyor. Dolayısıyla hukuki, anayasal bir kayıt olsun istiyor. Yani diyor ki, “Türk burjuvazisiyle uzlaÅŸma yapmak istiyorum.” Güzel olabilir. Biz bu uzlaÅŸmanın demokratik, özgürlükçü olmasını isteriz. Bunun için eleÅŸtirir, mücadele ederiz. Fakat bizim Türk burjuvazisiyle uzlaÅŸmak için ne gibi sebebimiz var? Sosyalistler, Türk sosyalistleri olarak neden, niçin, niye uzlaÅŸalım? Türk sömürgecilerle Türk sosyalistlerin uzlaÅŸması için hiçbir sebep yoktur. Dolayısıyla bizim bugün anayasa sorunumuz yok. Yani eÄŸer Türkiye’deki, batıdaki sosyalistler, Türkiyeli devrimciler, sosyalistler, Anayasal planlarla uÄŸraşıyorlarsa bu burjuva demokrasisine hapsolma yönelimi demektir. İşte o zaman CHP’yi destekleme çizgisi/doktrini/noktasının ötesine gidemez. CHP’yi destekleyecek, CHP aracılığıyla burjuva demokrasisi gelecek, kendisi de burjuvazinin Meclis’teki sol kanadı olacak anlamına geliyor.

NETLİK VE AÇIKLIĞA SAHİP OLMAK GEREKİYOR
Dolayısıyla tabii bu da bütün devrimci stratejinin, programının inkar edilmesi anlamına geliyor. İçinden geçtiğimiz süreci şöyle ifade edebilirim. İdeolojik mücadelenin birçok sorunu var. Birinci sorunu tasfiyecilikle, yasal devrimcilikle mücadele oluşturuyor. Bu çok özel bir yerde duruyor. Postmodernizmle, kuir feminizmle, bireycilikle mücadele tabii ki önemli. Sosyal şovenizmle mücadele gündemimizden çıkma ihtimali hiç olmayan bir şey. Göçmenlik, Kürt ulusal sorunu var. Her yerden büyük bir şovenizm fışkırıyor. Bütün bir toplumu çürütüyor. Sosyalist hareketi de sosyal şovenizm biçiminde çürütüyor ve teslim alıyor. Dolayısıyla siyasi mücadelemiz, örgütsel mücadelemiz çok önemli. Fakat bu siyasi mücadelenin, örgüt çalışmasının da önünü açacak ideolojik mücadelenin bir adım önde yürümesi, ona bir alan açması, onun haklılığının ve meşruluğunun net bir şekilde ortaya konması; ilerici devrimci güçleri, arayışı olan devrimci güçleri ikna edecek bir netliğe ve açıklığa sahip olmak gerekiyor.

YASAL İMKANLARDAN DA YARARLANMALISINIZ
İdeolojik mücadele tabii ki önemli, kendi başına deÄŸil elbette devrimci bir çizginin önünde yürüyen bir ÅŸey olarak. Hem siyasi stratejinin, hem taktik planın, hem örgütün önünde yürüyen olarak… Dolayısıyla yasal devrimcilikle mücadeleyi vurguladığımızda onun öbür anlamı ÅŸu; tüm yasal, açık imkanlardan yararlanmalısınız çünkü bunu yapmazsanız bu da tasfiyecilik olacaktır. Bir yandan bunu yapmalısınız ama bir yandan devrimci örgütlerin, illegal temelini koruyup geliÅŸtirmeniz gerekmektedir. Bir yandan devrimci örgütün özgürlüğünü ve eylem özgürlüğünü korumalısınız. Bir yandan da devrimci örgütün faÅŸizme karşı direniÅŸini her biçimde geliÅŸtirmesinin imkanlarını geliÅŸtirecek kapasiteye, örgütçü yeteneÄŸe ve güç düzeyinde yükselmesi gerekir.

DEVRİMCİ TARİHTE TASFİYECİLİK EŞİKLERİ

Son olarak neler söylersiniz?
Türkiye’de tasfiyecilik süreçlerinin tarihi önemli, sürenin kısıtlılığı nedeniyle bunlara giremedik. Eksik bırakmamak açısından ÅŸunu söylemek istiyorum. 1920’de TKP kuruldu, Mustafa Suphi ve arkadaÅŸları Ocak 1921’de imha edildi. Sonuç ÅŸu oldu; TKP’nin 1. Kongresinde ortaya koyduÄŸu enternasyonalist devrimci çizgi uygulanamaz hale geldi. TKP’nin saflarında tasfiyecilik çıktı, kemalistlerin yanına gidenler oldu.  Åžefik Hüsnüler de o çizgiyi devam ettiremediler Kemalizmle uzlaÅŸmayı çizgi haline getirdiler. Bu aynı zamanda bir bakıma 1920 TKP’sinin de sonu oldu.. 3. Enternasyonalin TKP’yi likidite etme kararı vardı.

Bir diÄŸer eÅŸik, 1971 devrimci hareketinin çıkışı ve yenilgisi. İbrahim Kaypakkaya, Deniz GezmiÅŸ ve Mahirler Çayan haraketinin fiziki ve askeri, örgütsel yenilgisinin ardından -ideolojik bir yenilgi deÄŸildi, fikirleri bütün Türkiye ve Kürdistan’da topluma yayıldı, işçi ve emekçiler tarafından sempatiyle karşılandı veya benimsendi-, örgütler içinde büyük bir tasfiyeci dalga, kaos meydana geldi. 

TasfiyeciliÄŸin en çok tartışıldığı dönem ise 1980 darbesi ve sonrasıdır. Bir kısım devrimci hareketin tasfiyeye giden içsel tasfiye sürecinin baÅŸlangıç noktasıdır ’80 darbesi. Özellikle Devrimci Yol için söyleyebiliriz bunu, o zamanın en büyük devrimci örgütüydü. KurtuluÅŸ ve TDKP’nin de izlediÄŸi geliÅŸim seyri açısından da bunu söyleyebiliriz.

SOVYETLERİN DAĞILMASI DÜNYA ÇAPINDA TASFİYECİ DALGAYDI
Fakat 1990’larda modern revizyonist Sovyetler BirliÄŸi’nin çöküşü, VarÅŸova paktının dağılması ve dünya burjuvazisinin bunu sosyalizmin yenilgisi olarak, liberalizmin dünya çapında baÅŸarısı ve tarihi son olarak sunması toplumda çok büyük bir gericilik ve umutsuzluk yarattı. Bu dünya çapında etkili bir tasfiyeci dalgaydı. Hala kitleler etkisi altında. 1975-1980’de hatta 1960-1970’lerde burjuvaziyle mücadeleye tutuÅŸan herkes sosyalizme doÄŸal sempati, eÄŸilim duyuyordu. Biz 1980’den daha çarpıcı olarak da 1990’lardan sonra ÅŸuna tanık olduk ki, büyük işçi kitleleri, gençlik kitleleri harekete geçtiÄŸinde dün olduÄŸu gibi sosyalizme yönelmiyorlar! Artık böyle bir geliÅŸme imkanı yok. Çünkü dünya koÅŸulları deÄŸiÅŸti. Dünya emekçileri, işçileri, ezilenleri sosyalizmi sorgulamaya baÅŸladı, güvensizlik ve sınıf bilinci yıkımına uÄŸradı. Burjuva ideolojisinin basıncı, dünyanın her yerinde işçi sınıfının sınıf bilincinin kırılması açısından büyük bir rol oynadı. Bu daha çok tartışılacak bir konu. Nerede yenilgi, devrimci hareketin yenilgisi baÅŸarısızlığın yayıldığı bir süreç varsa orada tasfiyecilik kendisini gösteriyor. 2000’lerin baÅŸlarında da bu belli ölçüler içinde kendisini gösterdi. 2015’den sonraki faÅŸist terör dalgasının çok derin etkileri olduÄŸunu bugün onun içinde olduÄŸumuzu; her devrimcinin, her antifaÅŸistin, demokratın kavraması, mücadeleci duruÅŸunu buna göre konumlandırması gereklidir.


Etha – 12.01.2023