Hüseyin Yavuz ile “Limonlu Mektuplar” kitabı üzerine söyleÅŸi | Mustafa Kumanova


“Limonlu Mektuplar,” bizim bilinmeyenlerimizin sadece bir damlası. Cezaevinde idarenin eline geçmesini istemediÄŸimiz bilgileri limon suyuyla yazdığımız mektuplarla aktarırdık…

Bugüne kadar, “Eylül’le Büyümek” ve ikinci kitabınız, “Limonlu Mektuplar” yayınlandı. Ancak kitaplarınızda hep bir yakınma ve bir sitem var. Bu arada geçmiÅŸ örgütlenmelere iliÅŸkin eleÅŸtirel bir yaklaşım içerisinde olmaya çalışıyorsunuz. Ama kitaplarınız eleÅŸtirel bir gözle okunduÄŸunda geçmiÅŸe iliÅŸkin ortodoksça bir baÄŸlılığı görebiliyoruz. Bu neden?

Hüseyin Yavuz: Bu ÅŸekilde bir buluÅŸmayı mutlulukla karşılıyorum. Bunun için öncelikle teÅŸekkürlerimi belirtmek isterim.

Eylül’le Büyümek kitabımda yakınma ve sitem olmadığını düşünüyorum. O benim(Bizim) çocukluÄŸumuzdu. İnsanlar çocukluklarını hep mutlulukla hatırlar. Saftır, temizdir. Kaygısızdır. Bu dönemde herÅŸeye raÄŸmen “Eylül’le Büyümek “in onurunu duydum. Limonlu mektuplar aslında baÅŸka bir realiteydi. Durup dururken çıkmadı. Bilinsin istediklerim oldu. Geçenlerde 80 yaşında bir abimizle sohbetimizde ÅŸu ifade kaygı ve sitemimi haklı çıkartıyor.68’den beri bu iÅŸin içindeyim. Son 30 senede yaÅŸadıklarımızı kabul edemiyorum. Bu ifade aslında beni doÄŸruluyor. Sorgularken bile insanlar çekiniyor. Birbirimize duyduÄŸumuz güvensizlikler kırılganlıklar… Bunlar var.

 Yalnızlık gibi önemli bir konuya deÄŸiniyorsunuz ve buna deÄŸinirken kendi iç dünyanızda yaÅŸadıklarınızı da cesaretli bir ÅŸekilde aktarıyorsunuz. Burada da örgüt ve parti gibi örgütlenmelerden bir beklenti söz konusu, ancak bu tarz örgütlenmeler amaca gidiÅŸte sadece bir araçtırlar. Sonuçta tek tek bireylerin sorunlarına çözüm bulmaktan ziyade genel toplumsal sorunlara iliÅŸkin projeler oluÅŸturmak nihai hedefti. Bu baÅŸarılamayınca payımıza düşen sürgün, cezaevleri ve hayatın sillesini yemek oldu. Bu durumda ölenler kahramanlaÅŸtırılırken yaÅŸayanlar hayat mücadelesi içinde farklı bir sınava girdiler. Kimileri kendini koruma adına kimleri de her yol mübah anlayışıyla hareket ettiler. Çünkü yaÅŸam mücadelesi farklı bir durumdu. Ve zor oyunu bozuyordu. DiÄŸer yandan pek çok kiÅŸi de devrimci mücadeleden kopuk deÄŸildi. Kelimenin tam anlamıyla yalnızlaÅŸma ve diÄŸer yandan paylaşım ve dayanışmanın önemi arttı.

Böylesine yalnızlaÅŸma ve yalnızlaÅŸtırılmaların yaÅŸandığı hayatın girdabında “örgütlü” yapılar bir anlamda sınıfta kaldılar. Daha açık ifade etmek gerekirse örgütlerin yaklaşım ya da bakış açıları genelde kendileri ve kendilerinin militanları ÅŸeklindeydi. Peki siz cezaevi çıkışından sonra nasıl bir yol izlediniz?

Hüseyin Yavuz: Cezaevinden çıktığımda kayıtsız mücadele bu benim tek seçeneÄŸimdi. İçerden çıkmıştık. Cezaevinde düşmanla yüz yüzeydik. ArkadaÅŸlarımız, yoldaÅŸlarımız cezaevinde kalmıştı. Åžartlı salınmıştım. Cezam onaylanacak ve daha 6 yıl yatmam gerekiyordu. Çıktıktan sonra örgütle iliÅŸkim ki o zaman bu bölünmelerdeki bir gurupla irtibatım hemen oldu. Fakat 91 tahliyeleri çıkanların girdikleri parasal iliÅŸkiler devletin çeteleri ile iÅŸ birliÄŸi içine girenler. Bunlar hep oldu fakat normal karşılandı. Sorgulanmadı. Hala o dönemde ciddi paralar kazanıp o kirli paraların keyfini sürüp Devrimciliklerini hayatta olmayan liderlerin üstünden sürdürenler var. Bunun bedelini ödeyenlerden biri de sensin. Belki de bu dönemi arındırmak istemiyoruz. Eminim senin de bir sürü kırılganlıkların vardır.

“Limonlu Mektuplar,” bizim bilinmeyenlerimizin sadece bir damlası. Cezaevinde idarenin eline geçmesini istemediÄŸimiz bilgileri limon suyuyla yazdığımız mektuplarla aktarırdık. “Limonlu Mektuplar” da bilinmeyenleri sorgulatıyor.

Kitabınızın bir paragrafında şöyle bir ÅŸey geçiyor, “devrimci duruÅŸtan önce devrimci yol duruÅŸu belirleyici oldu,” diyorsunuz. Bu konuda biraz Devrimci Yol’a karşı haksızlık yok mu? Çünkü geçmiÅŸin eleÅŸtiri ve özeleÅŸtirisini genel olarak sosyalist hareket yapamadı. Hatta tartışma ve eleÅŸtiri adı altında birbirlerine karşı öldürmeye varan ÅŸiddet uygulanması durumları yaÅŸandı. Devrimci Yol geleneÄŸinde bu tür durumlar olmadı. Biz bunun bu hareketin biraz da demokratik yapısından kaynaklandığını düşünüyoruz. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Hüseyin Yavuz: Yumruk yıldız benim için hala bir duruÅŸ. Dik durmaya kirli iliÅŸkilerden uzak kalmaya neden olan bir etik diyebilirim. Beni ve ailemi dostlarıma karşı iliÅŸkilerimi belirleyen bir kök. Aslında bizim yumruk yıldızla hiçbir sorunumuz olmadı. Bundan yakınan kimseyi görmedim. İnanıyorum sen de öyle düşünüyorsundur. Genelde herkes öyle düşünüyor. Bizim Yumruk Yıldızı eleÅŸtirme bakışımız hiç olmadı. En azından ben böyle düşünüyorum. Biz Devrimci Yol’a haksızlık yaptık. DediÄŸine katılıyorum. KeÅŸke eleÅŸtirebilmeyi itaat etmenin yerine koyabilseydik. O zaman Yumruk Yıldızı kimse sömüremezdi kozalar içinden çıkmayı baÅŸarabilirdik. Yumruk Yıldızı rant için kimse kullanamazdı. Cezaevinde iÅŸkenceci bir subayın deÄŸil cezalandırılması. Yumruk yıldız etiketiyle onore edildiÄŸini gördüm. Bunların formülünü yapamıyorum. Her ÅŸey karman çorman. Sadece gördüklerimi bi damla limon suyuyla yazdım. Kitabımın giriÅŸinde piÅŸmanlık duymalıyız derken aslında bunu vurgulamak istedim. Her tür acıyı heybeye koydum. Öyle öyle gideceÄŸim. Bazen ağır oluyor.

Biraz da farklı bir soru sormak isteriz genel olarak bu anı kitapları son dönemde yaygınlaÅŸtı. “Tarih” anlatımı adı altında her yazar kendi tarihini anlatırken, bir takım yanlış ve eksik anılara da tanık oluyoruz. Genelde rahatsız edici bir durum! Yayınevlerinin bu durumu dikkate alması gerekiyor. Siz iki kitap yayınladınız. Bu konuda yayınevlerinin kitaplarınıza iliÅŸkin tutumları nasıl oluyor? Sonuçta siz de kendi çapınızda bir tarih yazamaya çalışıyorsunuz.

Hüseyin Yavuz: Benim kitaplarımı yayınlatmam tam bir sıkıntılı süreç. Özellikle bunu yazmak istiyorum. Çok teÅŸekkür ediyorum. Kitapları da sadece apoletli tabir ettiÄŸim ÅŸefler yazar gibi bir izlenim var. Ya arkadaÅŸ, ben de yattım. Benim ailem de o acıları yaÅŸadı. Ailemin ve benim cezaevleri süresi toplam 13 yıl. 58 yaşındayım. Hayatımın dörtte biri cezaevleri. Yazma ihtiyacı birazda bundan çıktı. Son zamanlarda yazılan kitapların yayınevleri açısından ilk tercihi, İsimler ya da ÅŸefler. Bu böyle. Partiler dernekler bu isimlerin kitaplarını sahiplenirken ben yalnız mücadele etmek durumunda kaldım. Bu aÅŸamada siz de dahil bana destek olan herkese teÅŸekkür ediyorum. Kitapta sayfa sayısını ekonomik kaygılardan sınırlı tutmak zorundasın. 120 sayfayı geçerse maliyet ağır oluyor. Dağıtım ulaÅŸtırma yine maddi manevi yazara düşüyor. Kitaptan çıkarmak zorunda kaldığım hikâyeyi sonra keÅŸke koysaydım piÅŸmanlığı oluyor.

Bu tür kitaplar yayınlamaya devam etmeyi düşünüyor musunuz?
Böylesi bir söyleşiyi bize sağladığınız için çok teşekkür ediyoruz.

Hüseyin Yavuz: “Eylülle Büyümek” ve “Limonlu Mektuplar”

Bunu 120 sayfalık üç seri olarak tasarladım. En azından bunu tamamlamak istiyorum. Yarım kalan şeyler acıtıcı oluyor.

Tekrardan teşekkür ediyorum.


Mustafa Kumanova – 01.12.2022