Havva ile Adem’i canhıraÅŸ savunanlar; mitolojide onlar da çıplak deÄŸiller miydi? Sadece bir incir yaprağı kullanıyorlardı. GülÅŸen incir yaprağından fazlasını kullanmış en azından…
İlk ergen yıllarımızın güzel bir parçasıydı ‘hür doÄŸdum, hür yaÅŸarım. ‘ ÅŸarkısı.
“Hiç rahat yok mu bana ÅŸu yalancı dünyada
Kimin ne hakkı var ki karışır hayatıma
Hesap soramaz bana kim çıkarsa karşıma
Kimin ne hakkı var ki karışır hayatıma
Hür doğdum hür yaşarım kime ne kime ne
Köle miyim sana ben sana ne sana ne
Zararım kendime kime ne kime ne
Sen bak kendi derdine sana ne sana ne…”
Herkesin hayatımıza karışmayı hala hak saydığı bir çaÄŸda yaşıyoruz ne yazık ki. Ailede, iÅŸte, okulda kısacası bilumum hayatın her alanında yaÅŸamımıza burnunu sokanlar hiç de az deÄŸil. Hayatımıza bu kadar insanın karışmaya hakkı olduÄŸu sanılan dünyada, biz kadınların da mücadele etme alanları daha da geniÅŸliyor haliyle. Sorun deÄŸil bizim açımızdan. Hani bir söz var ya “Maymun uyandı.” diye. Tekrar uyutulabilmesi de mümkün deÄŸil artık. Aslında maymun tüm toplumlarda uyumuyor, üzerindeki hakimiyet, baskı ve sömürü ağı, özel mülkiyet olgusuna karşı sürekli bir mücadele içindeydi. Bunu örgütlü ve saÄŸlam temellere oturtmada, bu mücadeleyi ortak ve kadınların birlikte kurtuluÅŸu mücadelesine çevirmekte sorunlar yaşıyordu. Bu durum kısmen aşılmış olsa da hala yolumuzun uzun olduÄŸu açık ve net. Çünkü, her devrin kendine has zorlukları olduÄŸu gibi, o zorluklara karşı mücadele mekanizmaları oluÅŸturmakta da zorluklar, sıkıntılar yaÅŸayabiliyor. Yüzyıllardır var olan erkek egemen sistematiÄŸi yok etmeye yönelik mücadele hiç de kolay deÄŸil. Ama kadın doÄŸduÄŸu andan itibaren zorluklarla boÄŸuÅŸmayı deÄŸiÅŸik ÅŸekillerde öğrenmeye baÅŸlamıyor mu zaten. Bir yanda baba, diÄŸer yanda koca, ötede kocaman devlet, yetmedi copu…
Onun içindir zaten “Gelsin baba, gelsin koca, gelsin devlet, gelsin cop…İnadına isyan, İnadına özgürlük!” sloganı. Tüm doÄŸrularımızın, hedef ve amacımızın toplandığı ne güzel bir slogandır bu. Tüm altta anlatılmaya çalışılan ve burada yazılamayanlara raÄŸmen bizi anlatan güzel bir slogan.
Kadına, çocuÄŸa, LGBTİ +’lara yönelik ÅŸiddet her gün daha da artış gösteriyor. Kadın katliamları artarak büyüyor. Tecavüz çocuklara ve hayvanlara kadar geniÅŸlemiÅŸ, karşılığında bu kesimleri koruyup, güvenliÄŸini saÄŸlayabilecek mekanizmalar ise suçu engelleyici hiç bir hukuki, insani yaptırımda bulunmamaktadır. Öyle ki, belki sosyal pratikte uygulamamak için her yolu denemiÅŸ olsalar da, kazanılmış bir hak olan İstanbul SözleÅŸmesi’ne dahi tahammül edemeyerek, geri çekildiler. Kadınları bu dayanaktan yoksun bırakarak, istedikleri kadın tiplemesini yaratabileceklerini zannettiler. SözleÅŸmeden çıkılması erkeÄŸin katliam, tecavüz, ÅŸiddet yapma potansiyelini arttırdığı gibi ,yasalar, suçu iÅŸleyen erkeÄŸe bırakalım yaptırımı adeta ödüllendirir gibi ‘iyi hal uygulaması ‘ sunarak ,tekrar toplum içine salıverir hale daha çok getirildi. “adalet” dağıttığını söyleyen erkek adalet erkeÄŸi daha fazla koruyarak kadın üzerindeki erkeÄŸin her türlü egemenliÄŸini tesis etmeyi kolaylaÅŸtırır duruma getirildi adeta.
19 Ocak ‘ta Hrant’ımızın aramızdan koparılışının 15. yılıydı. O katledildiÄŸinde doÄŸan çocuklar, bugün 15 yaşındalar. Ama adalet dağıttığını söyleyen çark 15 yıldır Hrant’ın katil/lerini bulamadı, ortaya çıkaramadı, yargılayamadı. EÄŸer bir kiÅŸinin ölümünden sorumluysanız, katili ortaya çıkarmamak için elinizden geleni yaparsınız. Devlet katlettiklerini, katlettirdiklerini her daim korur, besler, zamanı gelince yine ortaya atar ve kullanır. 100 yıllık cumhuriyet tarihinde bunun sayısız örnekleri var. Cumartesi, Barış, Gezi anneleri hala adalet yürüyüşlerine devam ediyorlarsa bu yüzden deÄŸil mi?
Devletlerin ‘ahlakçı’ yüzlerinden biri kaybetme, katletme, gözaltına alıp zindanlara atma, haksız hukuksuz zindanda tutup, içerisinin koÅŸullarından kaynaklı ağır hastalandıklarında dahi bırakmayarak, onları bilinçli ölüme terk etmek iken, bir çok dönem ve zamanda da kültür, sanat, edebiyat, medya üzerinden bunları yapar. Çünkü bu alan geniÅŸ kitlelere ulaÅŸmak için en ideal araçlardır.
Hatırlanır;5-6 Eylül olaylarının çıkması, yüzlerce Rum ve Musevi, Ermeninin katledilmesine, sürgüne gönderilmesine, iÅŸ yerleri ve evlerinin talan edilmesine, kadınların tecavüze uÄŸramasına neden olan yalan, ‘Selanik’te Atatürk’ün evine saldırı oldu.” haberiydi. Yani medya, yani basın-yayın, yani yazılı görsel iletiÅŸim araçları.
Ceremesini de yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan ötekiler, toplumun gayrimüslüm dediği ama yüzyıllardır bir arada yaşayan halklar çekti, birbirine düşman edildi, birbirlerini katletmeleri sağlandı.
Rum, Ermeni, Yahudi avı toplumda insan kalabilmenin bir deneyiydi. İnsana has ahlaki değerlerin korunması sınavıydı ve bunda başarısız kalındı. Çünkü, kanla beslenen devletler topluma her geçen gün ahlaksız olmayı enjekte ediyordu. Ahlaksızlığa yakın olan kişiliksiz toplumlar ise kendi çıkarlarına denk düşüyorsa her yol mubahtır argümanına sarılarak, çoğu zamanda devlete, kimliğine olan milliyetçi yanın ırkçılığa, militarizme ve cinsiyetçiliğe varan boyutuyla tüm ahlaki değerleri yıkarak kötüye doğru yol almış oluyorlardı.
İşte aslında günümüzde bir çok açıdan bakıldığında yaşatılanlar ve yaşananlar dünde kalan bu gelişmelerle sıkı bağlar içinde bugüne kadar korunageldi. Kimi değişiklikler olsa da özde değişmeyen dört şey bugüne kadar devam ettirildi.
Irkçılık
Militarizm
Dincilik
Cinsiyet eÅŸitsizliÄŸi:EÅŸittir Kemalizm: EÅŸittir FaÅŸizm.
Son günlerde yaÅŸananlar incelendiÄŸinde bunların toplamı ve daha fazlasının karşımıza çıkacağını biliyoruz. Bu defa kendi cenahlarından, kendi sınıflarına mensup olanlara saldırarak bunları yaparak, aslında amaç genel olarak topluma bir mesaj vermekti. Yoksa ne Sezen’le ne de GülÅŸen ‘le ciddi sorunları olmazdı, olmadı da bugüne kadar. Yetmez ama evetçi olan, referamdumda “Hayır’ diyenlere “İki cihanda da lekelisiniz.” diyen bir Sezen Aksu, burjuva sanat anlayışını kendi çapında kitlelere ulaÅŸtırmaya çalışan bir kadın GülÅŸen.
Ama iktidar sahipleri mesajlarını topluma ulaÅŸtırmak için her daim bir yol bilir, bulur. Ve bunu bugün yine kadınlar, yine din , yine ahlak, yine kadın bedeni üzerinden yapmaya çalıştılar…
İnsan denen yaratık, çıplak kadın bedeninden ya da GülÅŸen ‘in de yaptığı gibi, bedenine uygun gördüğü kıyafetleri giymesinden neden bu kadar ürker ki? İnsan dedim çünkü, son geliÅŸmelerde erkekleri aratmayacak düzeyde tuhaf ve ilginç bir ÅŸekilde ahlakçı kesilen kesimin önemli bir bölümü kadındı.
Sonuçta ana rahminden çıkarken çıplak doÄŸuyoruz. Bizi her türlü ahlak örtüsüyle sarmalayan bu sistem deÄŸil mi? Ne için, neden yaptığından ziyade bugüne kadar kadın bedenini sadece cinsel obje olarak gören mantığa vurmak gerekirken, GülÅŸen ‘in transparan kıyafeti, Sezen’in 5 yıl önce yaptığı/ yazdığı ÅŸarkıyı hedef tahtasına koyarak “vurun kahpelere” saldırısı tam da bu düzeneÄŸin istediÄŸi cinsiyetçi saldırılardan deÄŸil mi? Her gün en rezilinden Müge Anlı’nın yaptığı gibi programları kaçırmayanlar, dini vakıflarda, yatılı kuran kurslarında, cemaatlerle, devletin çocuk esirgeme kurumlarında, cezaevlerinde onlarca çocuÄŸa tecavüz edilirken, devlet yetkililerinin “Bir defadan bir ÅŸey olmaz.” dediÄŸi tecavüzü sahiplenen durumlara ses çıkarmayanların kadının kendi özgür iradesiyle seçtiÄŸi kıyafetlerde ahlakçı kesilenler, anladığınız o ahlak normları içinde en ahlaksızı olmuyor musunuz?
Havva ile Adem’i canhıraÅŸ savunanlar; mitolojide onlar da çıplak deÄŸiller miydi? Sadece bir incir yaprağı kullanıyorlardı. GülÅŸen incir yaprağından fazlasını kullanmış en azından.Â
Özellikle kadınlar;
Hemcinslerinize gelen saldırılara erk’ek aklına uyarak, içinizdeki erkeÄŸin sesini dinleyerek saldırıya siz de geçerseniz, o saldırıların bir gün, bir ÅŸekilde sizler de hedefi olabilirsiniz. Her gün kadın katliamlarının arttığı bir dünyada yaÅŸadığımız unutulmamalı. GirdiÄŸimiz kıyafetler hala erkeklerin “tahrik olma ve tecavüz etmeye davetiye” olduÄŸunu varsayan ciddi bir kitle sayısı ve erkek adalet mekanizması var. Dolayısıyla tek bir kadına dahi olsa yapılan saldırıyı, bize yapılmış gibi hissetmiyorsak biz de sorun var demektir. Hem de ciddi düzeyde bir sorun. Gönül isterdi ki, GülÅŸen gibi giyinme cesareti gösterip, “Hepimiz GülÅŸen ‘iz!” sahiplenmesi yapabilseydik. Farklı sınıf katmanlarından olduÄŸumuzdan bağımsız, hala bedenimizi ne ile, nasıl örteceÄŸimize kimsenin ve bu sistemin karar verme hakkı olmadığını, bedenimizin sadece ve sadece bize ait olduÄŸunu bir kez daha haykırabilme adına bunu yapabilseydik.
GülÅŸen’i dinlemem, tarzını da sevmem ama hatırladığım pijamalı toplumun tabiriyle ‘masum’ ,bir ara çocuksu, sonra kısacık saçlarıyla dominant, hatta ‘kadın kabadayı’ tarzlarıyla da hatırlardadır sanırım. Bunların yakıştırıldığı aynı kadın sahneye çıktığı ve vücut hatlarını ortaya seren kıyafet giydiÄŸinde birden ahlaki deÄŸerleri alt üst etmiÅŸ oluyor, öyle mi? Neye, kime göre ahlak anlayışı bu? Kim çiziyor bu ahlak sınırlarını? Kim koyuyor bu kuralları? Kadını mal gibi görüp, sözüm ona imam nikahı adı altında yaÅŸadığı ‘birliktelikleri ‘ olaÄŸan karşılayıp, karşılatmaya çalışan ,birlikte olduÄŸu kadınlar otoritelerine boyun eÄŸmeyi reddettiklerinde ayaklarına kurÅŸun sıktıran ‘karımı severim de döverim ‘ de diyen insan suretindeki kadın düşmanı olan İbrahim Tatlıses ve İzzet Yıldızhan gibi yaratıkların sahnelere çıkmasını hoÅŸ karşılayan ve programlarını izleyip, ÅŸarkılarını dinleyen bir toplum ikiyüzlü olmaktan kurtulamaz. Belki de ahlaksızlık burada baÅŸlıyor zaten.
Dolayısıyla kendimizle de yüzleÅŸmek gerekir bu durumda. Devletlerin her türlü kirli politikalarıyla da barışmadan yapılmalı bu yüzleÅŸme. Madonna’yı izlerken alkış tutanlar, bizim memleketten olunca kadınlar, eti deÄŸere mi biniyor? Mal mı ki bu kadınlar kıyafetine laf söylüyor ,bedenine dil uzatıyorsunuz, emeklerini yıllar önce yazdığı güzel bir ÅŸarkıdan dolayı çar çur etmeye çalışıyorsunuz. Bunu da tüm kadınlara bir gözdağı, haddini bildirme ÅŸeklinde sunuyorsunuz .Ahlakçı ve dinci kesiliyorsunuz. Ahlakınız ve kadını köle gibi gören inancınız batsın…
Aslında GülÅŸen ‘in söylediÄŸi, özellikle biz kadınların yüksek sesle söylemesi gereken sözü bugünlerde bizler de yüksek sesle bir kez daha söylemeliydik:
Hiç bir sıfatın kölesi deÄŸiliz…
DiÄŸer yandan bir ülke cumhurbaÅŸkanı düşünün ki, toplumun gerici yanlarını kaşıyarak galeyana getirsin, insanları hedef yapsın, katli vaciptir fetvası versin. Åžaşırmalıydık bu duruma deÄŸil mi ama RTE’nin açıklamaları bizi ÅŸaşırtmadı. Bilakis hakkındaki düşüncelerimizin doÄŸruluÄŸunu bir kez daha kanıtladı. Çünkü;
= Kadın erkek eşit değildir,
= Kadın mıdır, kız mıdır?
= Ananı da al git,
= Onlar terörist anneleridir gibi ve daha bir çok açıklamalarından tanıyorduk zaten.
Faşizmin tepedeki en iyi temsilcisi olmaya devam ediyor, görevi de bu zaten.
En iyi becerdikleri de insanları provoke ederek dinle, imanla, kuranla, peygamberle, ÅŸimdi de -siz elma deyin, ben ayvayı diyeceÄŸim- yiyerek çok deÄŸerli Allaha karşı gelerek günah iÅŸlemiÅŸ Adem “babamız”a dil uzattı diye, camiden Sezen Aksu’nun dilini kesme tehdidiyle ulvi görevini yerine getirmenin rahatlığını yaşıyor belli ki. Zaten Cuma namazları sonrası yapılan saldırılarla dolu tarih. Sivas’ta yakılan 33 can da, Cuma namazı sonrası Madımak ‘ta yakılmamış mıydı?
Sahi insanlar Allaha karşı itaat etmeyip, günah işleyenlere neden sahip çıkar ki? Ya da Adem babamız, Havva anamızsa biz nasıl türedik, insan nesli nasıl üredi diye sormaz mı insan? Bu din, özellikle İslamiyet olunca mantık ortadan kalkar. Sadece İslamiyet de değil, diğer dinlerin de Adem-Havva formülasyonu hala önemli oranda insanlar tarafından kabul görür durumda.
Sonuca gidecek olursak; RTE’nin unuttuÄŸu bir ÅŸey var. Bu toplumun yarısından fazlasını kadınlar oluÅŸturuyor ve bu kadınlar senin gibi külhanbeylerine, din tüccarlarına öyle hiç de dillerini kestirecek kadınlar da deÄŸil. Hodri meydan, yetiyorsa gücünüz, gelsin polisiniz, devletiniz de kessin dillerimizi.
Biliyoruz yaparsınız da. Turan Dursun’u da sokak ortasında katletmiÅŸtiniz ‘Din Bu’ dediÄŸi için…
Charli Hebdo dergisi peygamberin karikatürünü yayınlandığı için çirkin yüzünü göstermiÅŸ, insanları Allah, peygamber adına katletmiÅŸti düşündaÅŸlarınız. İslam dininin özünde var zaten, kendinden olmayanın dilini kesip, kafasını koparmak. Din kardeÅŸleriniz olan barbar IŞİD’in yaptıklarını dünya halkları, özellikle de kadınlar hala unutmadı.
Tanıyoruz sizi ve karanlığınızı.
Emin olun korkmuyoruz.
Hülya Onur – 22.01.2022
