Geride bıraktığımız 2021’e damga vuran bir belge! | DoÄŸan Özgüden


34 yıl önce Köln’deki 12 Eylül’ü Yargılama Mahkemesi’nden sonra 2021’de Cenevre’deki Türkiye Mahkemesi’nden Ankara rejimine ağır mahkumiyet.

Bu yazıyı dünyanın tüm metropolleri gibi, Avrupa baÅŸkenti Brüksel’in de yılbaşı kutlama ertesi derin uykuda olduÄŸu sabahın alacakaranlığında yazıyorum. 

Nerdeyse 86’yı dolduran yaÅŸamımın ilk on yılından belleÄŸimde iz bırakmış hiçbir yılbaşı kutlaması yok… Nasıl olsun ki, Türkiye fiilen katılmamış olsa da, 2. Dünya Savaşı’nın endiÅŸe dolu ortamında, hele de demiryolcu çocuÄŸu olarak ilkokulu okuduÄŸum Anadolu bozkırının yoksul köylerinde kimsenin yılbaşı kutlama lüksü yoktu.

AnımsayabildiÄŸim ilk yılbaşı gecesi tam 75 yıl önceydi… İlkokulu 1946 yazında bitirdikten sonra, Anadolu’nun bir ara istasyonundan Ankara’ya atanan demiryolcu aileme kavuÅŸabilmiÅŸtim, Atatürk Lisesi’nde orta bölümün birinci sınıf öğrencisiydim… 

Yıllarca süren tek parti diktasından sonra 21 Temmuz 1946’da ilk kez çok partili genel seçimler yapılmış, yeni kurulan sol partiler ve sendikalar sıkıyönetimce derhal kapatıldığı için seçime tek muhalif parti olarak katılan Demokrat Parti, oylamalardaki birçok usulsüzlüklere ve seçmen üzerindeki baskılara raÄŸmen 64 milletvekilliÄŸi kazanarak Meclis’e girmiÅŸti.

Hem yaÅŸadığımız mahallede, hem de okulumuzda tüm söyleÅŸiler seçim sonrasının tartışmalarına odaklıydı. Bizim evde de 31 Aralık 1946’daki ilk yılbaşı kutlamasına, gece yarısı radyodan milli piyangoda kazanan numaraların açıklanmasına kadar ardı arkası kesilmeyen, hattâ bir ara kırıcı boyut kazanan parti tartışmaları damgasını vurmuÅŸtu.

Her yıl tekrarlanan bu aile içi yılbaşı kutlamaları, 1952’de gazeteciliÄŸe baÅŸlamamdan sonra benim için mazide kaldı… Çalıştığım gazetelerde evli meslektaÅŸlarımın yeni yılı aileleriyle birlikte kutlamalarına olanak saÄŸlamak için 1 Ocak sayısını yılın son gecesi baskıya sokmayı gönüllü olarak üstlenirdim. Gece yarısı saat 12’yi vurduÄŸunda da yeni yılı mürettiphane ve baskı makinesinde çalışan arkadaÅŸlarla birer bardak ÅŸarap yudumlayarak kutlardık.

1962’de örgütlenmeye baÅŸlayan Türkiye İşçi Partisi’ne katıldıktan sonra yılbaşı kutlamaları benim ve dostlarım için bir eÄŸlenceden çok, devrimci marÅŸlar söyleyerek ve ÅŸiirler okuyarak mücadele kararlılığını paylaÅŸma etkinliÄŸine dönüşecekti. 

Bir istisnasıyla, 1964’ü 1965’e baÄŸlayan yılbaşı gecesi… AkÅŸam gazetesini solun günlük gazetesine dönüştürme çalışması içinde olduÄŸum günlerdi. Gazetenin Ankara bürosunda muhabir olarak çalışan İnci de yılbaşı tatilinde İstanbul’a gelmiÅŸti. YaÅŸamlarımızı birleÅŸtirme ve kavgamızı ömür boyu birlikte yürütme kararı verdiÄŸimiz o gece ben İnci’ye Beethoven‘ın “Kızıl Keman” David Oistrakh tarafından icra edilmiÅŸ Kreutzer Sonatı‘nı hediye etmiÅŸtim, o da bana Bach‘ın Albert Schweitzer tarafından icra edilmiÅŸ Toccata ve Fügler‘ini…

Sonraki yıllarda AkÅŸam‘ı, ardından Ant‘ı birlikte yönetirken de, 12 Mart darbesiyle Türkiye’den kopartılıncaya kadar yılbaşı gecelerini devrimci marÅŸlar söyleyerek ve ÅŸiirler okuyarak mücadele arkadaÅŸlarımızla birlikte geçirmeye devam ettik.

Sürgündeki yılbaşı gecelerimiz çoÄŸunca acılı oldu… Bunların öyküsünü iki yıl önce Artı Gerçek‘te yayınlanan “Sürgünün buruk yılbaşıları…” baÅŸlıklı yazımda ayrıntılı olarak anlatmıştım.*

Sürgünde umut dolu ilk yılbaşını 35 yıl önce, 1987’yi 1988’e baÄŸlayan gece yaÅŸamıştık. Ana nedeni, kapanan yılda siyasal sürgünler olarak, görüş ve örgüt farklılığı gözetmeksizin, önemli bir birlikteliÄŸi baÅŸarmış olmamızdı.

12 Eylül darbesinden sonra baÅŸta yurt dışında direniÅŸ gösterenler olmak üzere 13.788 kiÅŸi Türk vatandaÅŸlığından çıkartılmıştı. Önce baÅŸbakan yardımcısı, daha sonra baÅŸbakan olarak tüm bu vatandaÅŸlıktan atma kararlarının altında imzası bulunan Turgut Özal‘ın Berlin’i ziyareti sırasında siyasal sürgünler olarak 23 Eylül 1987’de Berlin Senatosu’nda ortak bir basın toplantısı yapmış, Türkiye’nin gerçekten demokratikleÅŸtirilmesi için nelerin yapılması gerektiÄŸini dünya kamuoyuna açıklamıştık. TİP genel baÅŸkanı Behice Boran, TSİP genel baÅŸkanı Ahmet Kaçmaz, TÖS genel baÅŸkanı Gültekin GazioÄŸlu ile DİSK’in sürgündeki yöneticileri de açıklamamıza ya bizzat katılmışlar ya da imza vermiÅŸlerdi.

Özal’ın sırf Avrupa ülkelerinin desteÄŸini almak için tekrarladığı “demokratikleÅŸme” vaadlerini önemseyen sürgündeki bazı arkadaÅŸlar, baskı, tutuklama, iÅŸkencelerin devam ediyor olmasına raÄŸmen, Türkiye’ye dönmeye baÅŸlamışlardı. TKP ve TİP genel sekreterleri de 16 Kasım 1987’de birlikte ülkeye dönmüşler, ancak hemen tutuklanmışlardı.

1986’da dünya kamuoyuna hitaben Black Book on the militarist “democracy” in Turkey adında hacimli bir kara kitap yayınlamış olduÄŸumuz için bizler kısa zamanda ülkeye dönemeyeceÄŸimizin farkındaydık.

Türkiye’ye dönüşün bizim için uzun süre mümkün olmayacağını, yine “demokratikleÅŸme” göz boyacılığıyla Avrupa BirliÄŸi‘nin kapısını aralamak için 4 Mart 1988’de Belçika’ya gelmiÅŸ olan BaÅŸbakan Turgut Özal bizzat kanıtladı.

Brüksel’deki Uluslararası Gazeteciler Merkezi‘nde yaptığı basın toplantısında kendisine Türkiye’de insan hakları ihlallerinin sürüp gidiyor olması konusunda sorular sorduÄŸumuz için öfkelenen ve toplantıyı yarıda kesen Turgut Özal, Türkiye’ye döner dönmez Brüksel’deki T.C. BaÅŸkonsolosluÄŸu’na talimat vererek, vatandaÅŸlıktan atılışımızdan tam beÅŸ yıl sonra, 26 Mayıs 1988’de, Türk vatandaÅŸlığından atıldığımızı iadeli taahhütlü mektupla ikinci defa tebliÄŸ ettirdi.

Türkiye’de tutuklamalar, mahkumiyetler, iÅŸkenceler, Kürt ulusuna karşı askeri operasyonlar sürüp gitmekteydi.

İşte o ortamdadır ki, 10-11 Aralık 1988 tarihlerinde Almanya’nın Köln kentinde 12 Eylül Rejimine Karşı Uluslararası Mahkeme kuruldu… Uluslararası düzeyde ün sahibi hukukçu, bilim insanı, insan hakları savunucusu, siyasetçi ve sendikacılardan oluÅŸan jüri iki gün boyunca çeÅŸitli biçimlerde maÄŸduriyete uÄŸramış tanıkları dinledikten sonra 12 Eylül rejimini mahkum etti. 

Server  Tanilli, Åžerafettin Kaya, Gültekin GazioÄŸlu, Nihat Behram, Ömer Polat, Tarife Okkaya, Turgan Arınır, Yücel Top ve Arife Kaynar’la birlikte benim de tanıklık yaptığım  yargılamada,  Artvin’de öğretmenlik yaparken göz altına alınıp gırtlağına kaynar su dökülerek iÅŸkenceden geçirilen sevgili dostumuz Enver Karagöz‘ün anlattıkları jüriyi üyelerini ve duruÅŸmayı izleyenleri çok sarsmıştı. 

Mahkeme, mahkumiyet kararını verdikten sonra uluslararası kurumlara da şu çağrıda bulunmuştu:

– Halkın üzerine bütün ağırlığıyla çöken 12 Eylül politikaları, adaleti ve hukuku iptal edilmelidir.

– Bir genel af ilan edilmeli, tüm siyasi tutuklular derhal serbest bırakılmalı, ölüm cezası kaldırılmalı, iÅŸkence, kötü muamele ve cezaevlerindeki insanlık dışı yaÅŸam koÅŸulları son bulmalıdır.

– Türkiye’de halkların kendi kaderlerini kendi tayin hakları tanınmalı, sürgün uygulamaları kesinlikle son bulmalıdır. İşkence ve katliamların sorumlusu olan hükümet ve devlet görevlileri, polis ve ordu mensupları bunların arkasındaki güçler yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır.

– Özgür siyasi ve sendikal örgütlenme ve faaliyet hakkı pratik olarak gerçekleÅŸtirilmelidir.

– Türkiye’de insan hakları kanıtlanır bir ÅŸekilde garanti altına alıncaya kadar, Türkiye’nin Avrupa TopluluÄŸuna giriÅŸi ertelenmelidir.

– Türkiye’ye yapılan askeri yardımlara ve rejime verilen desteklere son verilmelidir.

12 Eylül Rejimine Karşı Uluslararası Mahkeme‘nin kuruluÅŸu, jüri üyeleri, dinlediÄŸi tanıklar ve verdiÄŸi karar üzerine ayrıntılı Türkçe bilgi Özgürlük Dünyası dergisinde bulunuyor.**

Bu uluslararası mahkemenin verdiÄŸi hüküm tüm sürgünler gibi bizleri de memnun etmiÅŸ, umutlandırmıştı, o nedenle de 1988’i 1989’a baÄŸlayan yılbaşı gecesini Brüksel’de dostlarımızla büyük bir coÅŸkuyla kutlamıştık.

Ama üzerinden 33 yıl geçti, 12 Eylül faÅŸizminin karanlığı ÅŸimdilerde islamcı faÅŸizmin karanlığı olarak sürüyor, ülkemizde olduÄŸu gibi sürgünde de yılbaşı geceleri hâlâ mutlulukla ve umut dolu olarak kutlanamıyor. 

İşte bu karanlık içinde, tam da 2021 yılının tarihe karışması yakınlaşırken postadan bana ulaşan bir belge, son yıllarda aldığım en güzel yılbaşı hediyelerinden biri oldu.

64 sayfalık belge Eylül ayında Cenevre’de toplanan Türkiye Mahkemesi‘nin Ankara rejimini mahkum eden gerekçeli kararını içeriyor.***

Türkiye Mahkemesi giriÅŸimini baÅŸlatan Belçikalı eski bakan ve Flaman Sosyalist Partisi baÅŸkanı Prof. Dr. Johan Vande Lanotte, bu önemli belgeye ek olarak bana gönderdiÄŸi özel mesajında, çok sayıda tanığın dinlendiÄŸi duruÅŸmaların her gün 85 ülkeden yaklaşık 70.000 kiÅŸi tarafından Youtube üzerinden izlendiÄŸini belirtiyor, Türkiye’de insan hakları ihlalleri sürdükçe mahkemenin bunları da ele alacağını vurguluyor.

Johan Vande Lanotte‘un bu mesajı beni çok sevindirdiÄŸi gibi, aynı zamanda tam 22 yıl önceye götürdü. 

2000 yılında Türkiye büyükelçisinin onursal başkanı olduğu Türk Diyanet Vakfı tarafından Türk camilerine, derneklerine, bakkallarına PKK Terörünün İçyüzü: İşte Onlar! adlı bir kitap dağıtılmaya başlanmıştı.

Hürriyet gazetesinin Brüksel’deki muhabirlerinden biri tarafından sahte imzayla yazılmış olan kitaptaki bir tabloda Belçika’daki tüm Kürt dernekleriyle birlikte Brüksel Kürt Enstitüsü, İnfo-Türk, Asurilerin Mezopotamya Kültür DerneÄŸi ve Belçika Demokrat Ermeniler DerneÄŸi de PKK Bölge SekreterliÄŸi’ne doÄŸrudan baÄŸlı gösteriliyordu. 

İnfo-Türk’e hasredilen bölümde, DoÄŸan Özgüden’in Belçika’daki tüm Türk düşmanı faaliyetlere katıldığı, 1994 Saint-Josse Olayları’ndan sonra da Kürt, Ermeni ve Asuri dernekleriyle birlikte ortak bildiri yayınlayarak PKK’yle iliÅŸkisini açıkça ortaya koyduÄŸu ileri sürülüyordu. 

Kürt televizyonu Med TV’nin Brüksel’de yayına yeni baÅŸladığı günlerde benim de yer aldığım bir televizyon programına telefonla katılan Abdullah Öcalan’ın 1971 öncesi Türkiye’deki mücadelelerimi anımsatarak beni ÅŸahsen selamlamış olması da kitapta benim PKK’yle iliÅŸkimin kanıtı olarak veriliyordu.

Kitabın en gülünç olan yanı ise, farklı siyasi çizgilerdeki Belçikalı 22 siyaset insanının da PKK’ye hizmet ettikleri iddiasıydı.

Belçika İnsan Hakları Birliği Başkanı tanınmış avukat Georges-Henri Beauthier de, Evrensel Gazetesi muhabiri Göktepe’nin öldürülmesiyle ilgili davayı birçok Avrupalı gözlemciyle birlikte izlemiş olduğu için Türkiye’deki teröristleri desteklemekle suçlanıyordu.

Johan Vande Lanotte, bu saldırıya hedef olduÄŸu 2000 tarihinde Belçika Federal Hükümeti’nde BaÅŸbakan Yardımcısı ve Bütçe Bakanı idi.

Evet, üzerinden tam 21 yıl geçti… 

Johan Vande Lanotte o zaman olduÄŸu gibi bugün de Türkiye’de insan haklarının çiÄŸnenmesine karşı mücadelenin uluslararası planda başını çekenlerden biri.

Bana gönderdiÄŸi Türkiye Mahkemesi Gerekçeli Kararı sürgündeki mücadelemizin en deÄŸerli anılarından biri olarak çalışma masamın üzerinde…

Türkiye’de kitlelerin Tayyip diktasına muhalefeti gün geçtikçe daha güçleniyor… 

Muhalefet partileri demokratik bir platformda birlik olmayı baÅŸarıp da, bu yıl mı olur, Cumhuriyet’in 100. yıldönümüne denk gelen 2023’te mi olur, bu karanlığı yırtıp islamcı faÅŸist diktayı alt edebilirlerse, demokratik cumhuriyetin ilk temellerini atabilirlerse, sadece biz sürgünler için deÄŸil, mücadelemizi uluslararası planda destekleyen Johan Vande Lanotte‘lar için de en büyük hediye o olacak…


DoÄŸan Özgüden – 02.01.2022

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir