Garbis AltınoÄŸlu’nun aramızdan ayrılışının 1. yılı – İsmail Göçüm

Bir Çınarın Ardından:
……ARAMIZDAN AYRILIÅžININ 1.YILI……

Hani bir de şu göçmen kuşlar hikayesi!
Okyanuslar ötesi göçe duran,
İlk karayı gördüklerinde
Tuzaklarda bekleyen!
Avcılara yem olan!
İşte öylesine bizim neslin ÅŸeceresi!…

*Hiç kuÅŸkusuz sosyalizme adanmış bir ömür…
*Hiç kuÅŸkusuz, ezilen ve sömürülen halkların dostu….
*Hiç kuÅŸkusuz sınıf mücadelesi baÄŸlamında Marksist, Leninist bir duruÅŸ…
*Hiç kuÅŸkusuz ML öğretiyi; felsefi düşünce ve diyalektik tarihi metaryalist bir anlayışla harmanlayıp bilimsel sosyalizm öğretisine katkı sunan bir ömür…
*Hiç kuşkusuz, zincirlerinden başka kaybedecek hiç bir şeyi olmayan işçi sınıfı mücadelesine adanan bir ömür.
*Hiç kuÅŸkusuz örgütleyici, sosyalist aydın, düşünür, yazar, komünizme adanmış bir ömür…
*Hiç kuşkusuz bütün ömrünü bu uğurda mücadelelere bağışlayan bir kişilik Garbis Altınoğlu.

Onu anlatırken onun ML düşünceye nasıl baktığı; ÅŸu makalesinde, ÅŸu yazısında ÅŸu kitabının ÅŸu sayfasında ne dediÄŸi deÄŸil, benim onu nasıl anladığım kadarı ile anlatmak…

Bazı insanlar farklıdır, hem de çok farklı. Onları farklı kılan ne kimlikleri ne de doğal çehreleridir. Onlar bulundukları toplumun; sosyal ekonomik toplumsal dram kültürü üzerinde yükselerek farklı bir kişilik ve bambaşka bir kimlikle ortaya çıkarlar. Bu kimlik o insanın yepyeni bir sınıf kimliğidir. O andan itibaren bu insanlar yeni kimlikleri ile bilenir, parlar, bilinçlenir; hareketleri, davranışları, konuşmaları ile bulundukları ortamın ilgi odağı haline gelirler. Bu bir tür öndelik vasfıdır.

Onu yakından tanıyanlar daha iyi bilir. O konuÅŸma diksiyonu ile düşmanını ikna edecek kadar güçlü bir retoriÄŸe sahip; gerek dil bilgisi, gerek bilgi daÄŸarcığı, gerek sade ve sakin anlatım tarzı, gerek se de; konuÅŸtuÄŸu, tartıştığı kiÅŸiyi önemsemesi… onu farklı kılan özelliklerinin en başında yer alır.

Hani daÄŸ baÅŸlarında çoban armaÄŸanı pınarlar vardır. Çam ahÅŸaptan oluÄŸu, oluktun akan şırıl şırıl suyu… o sudan içtikçe içesi gelir insanın; iÅŸte o böylesi bir pınar, bilgi pınarı… oluktan akan suyun sesi, o sesi dinledikçe ÅŸiir gibi melodik düşünceler gelir akla…

Onun etkileyici ses tonu, konuşma diksiyonu konuşmalarındaki sorgulayıcılığı, yazılarının öğretici ve düşündürücü üslubu; uzun olsa da anlatıları, detayları kaçırmaz, bir solukta okunmasa da, okudukça okunası gelir; son satırlara yaklaştığınızda yazının sürekliliğini arar insan.

O ayrımsız bütün halkların dostu; ezilen köylülerin ırgatların, marabaların, işçilerin emekçilerin, kısacası ezen ve sömürenlerin düzeninden çeken tüm insanların dostu. Sakin, ciddi, konuya hakim, alaycılıktan ve küçümseyicilikten uzak bir dava insanı.

Hakim sınıflar onu her ne kadar Ermeni kimliği ile öne çıkararak bölücülük yapsalar da, o kendini abartısız, mütevazi sevecen ve sade insan olarak sunmuştur. bizler onu; naif, mütevazi, olgun, kararlı, düşüncelerinden ve inandığı dava olan Marksist-Leninist düşünceden asla taviz vermeyen, bu alanda katı kuralları olan bilge derviş kişiliği ile tanırız.

O ülkenin en azılı işkencecilerine diz çöktürmüş, 12 Eylül faşizminin işkencehanelerinde tarihin en ağır işkencelerine maruz kalırken inandığı haklı davasından bir milim bile taviz vermeden, -ser verip sır vermeden- alnının akı ile işkencecilerine ders vermiş bir kişilik.

Onun Marksist-Leninist doktirine bakış açısı, bir düşünceye körü körüne bağlanma, marksizmi bir inanç dini olarak algılama değildir. Onun Marksist-Leninist doktirine bakış açısı; bilimsel, felsefi, diyalektik ve tarihi metaryalist bir bakış açısıdır.

Onun ulusal soruna bakış açısı, milliyetçi, ulusal yaklaşımların aksine, işçi sınıfın çıkarlarını öne çıkaran, ulusal bir devrimin bakış açısının sosyalist devrimin özüne uygun düştüğü ölçüde desteklenmesini, demokratik ve ulusal sorunların kendi çerçevesi içinde çözülmesi gereken bir sosyalist devrim anlayışını benimseyen, ML bir çizgi anlayışıdır.

Bu baÄŸlamda ML’lerin, ne bir ulusal hareketin kuyruÄŸuna takılarak, ne de salt sosyalist elit bir bürokratik anlayışın ürünü olan; demokratik ve ulusal sorunları öteleyen, kısacası bu tür anlayışlarla mücadele etmeyi savunmuÅŸtur.

Onun ulusal soruna bakış açısı, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına sahip olmasını savunurken, salt gerici ÅŸoven bir anlayışla deÄŸil, kendi kaderini tayin hakkının toplumsal kurtuluÅŸun ürünü olan işçi sınıfının kurtuluÅŸuna, onun sınıf bilincine hizmet eden bir anlayışla, uluslararası işçi sınıfının kurtuluÅŸu anlayışı ile desteklenmesi gerektiÄŸine inanan ML bir yaklaşımdır. Bu inancı gütmeyen ve bu düşünceye hizmet etmeyen bir kader anlayışının ancak emperyalist kapitalist anlayışa ürünü olan “böl parçala yönet” anlayışına hizmet edeceÄŸi bilinciyle hareket etmiÅŸtir.

Ulus olmanın gerekliliklerini yerine getiren bir ulusun kader birliğinin; salt dil, ulus, tarih birliği ile açıklanamayacağını, iktisadi ve coğrafî kader birliğinin bir ulusun ulusal kader birliğinin olmazsa olmazı olduğu düşüncesindedir. Bir ulusun varoluş koşullarının gerekliliği o ulusun ayrı bir devlet kurma kriterlerini iktisadi ve coğrafi kader birliğini yerine getirmekten uzaklaştığı ve bu nedenle Ermeni halkının kaderinin Türkiye halkının kaderi, Türkiye işçi sınıfının kurtuluşu ile bütünleştiğini savunan erdemli bir sosyalist anlayıştır.

O geçiÅŸ dönemi olan sosyalizmin salt katı sosyalist revizyonist anlayışla deÄŸil, bilimsel sosyalizmi bir öğretinin pratiÄŸi olarak ele alan, her koÅŸul ve dönemde kendi kendisini yenileyen bir sosyalist devlet anlayışından yola çıkarak, devlet aygıtının kendini inkarı olan, otoritenin ve bürokrasinin olmadığı bir komünist toplum olma anlayışını savunanlardandır…

O aramızdan fizikten ayrılalı 1. yılını dondurmasını rağmen bilinci hala beynimizde iz, düşünceleri hala yüreğimizde sıcak bir heyecan uyandırıyor. Bize bıraktığı eserleri devrimci sosyalist hareketin mirasıdır.

O sonbahar mevsiminde aramızdan ayrılan bir yaprak gibi, doğaya can vermeyi sürdürecek.


İsmail Göçüm – 14 Eylül 2020

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir