Kilitlerin başka kilitlerle kilitlenerek nöbet tutulduğu dönem ve Kilitli kapıların ardındakiler!
20 yıl Türkiye’de, 5,5 yıl Almanya’de cezaevinde ömür geçiren enternasyonalist devrimci Müslüm Elma ile söyleÅŸi…
Tekçi zihniyet, inkârcı, imhacı, sömüren sisteme karşı mücadele edenler, her yer ve zamanda bunun cezasını çok ağır ödediler, ödüyorlar. Hele geldiÄŸimiz kendi ülkemizin sisteminin maÄŸduru olan bizler, bu yüzden çekilen acıları çok iyi biliriz. ‘‘kim bu ülkede devrim mücadelesi verdiÄŸi için tutuklanıp, iÅŸkence görmedi? ’diye sorsak; parmağını havaya kaldıran kimse kalmaz herhâlde…Hal böyle olunca, devrimcilerin birbirini anlaması, verilen mücadelede ortak bazda buluÅŸması da kaçınılmaz oluyor. Bu ortak mücadelenin etrafında buluÅŸulması her gün artarken, çekilen acıların meyve verme zamanı da geldi artık denilebilir…

Cezaevlerini anımsadığımız veya konuÅŸtuÄŸumuz zaman muhakkak beden, duygu ve düşüncelerimizde ilk önce bir sarsılma olur bunu görsel biçimde fark etmesek de. Mesela ben çok kısa bir gözaltı ve tutukluluk süreci geçirmeme raÄŸmen bırakıldıktan sonra evimdeki bütün kapıları sökmek istedim. Anahtar ÅŸakırtısı duymak iÅŸkence gibi gelirdi. Üç yıl boyunca hiç gerekmediÄŸi halde kalkıp kapıyı açıp yine kapatıyordum. Kapımı birilerinin anahtar tomarı ile bir süreliÄŸine açması travması… Bu en az yaÅŸanabilecek travmalardan bir tanesi. Halbuki Diyarbakır Zindanlarında 12 Eylül sürecini yaÅŸayanlar hangi iÅŸkencenin travmasını; post travmasını acaba kaç yıl boyunca yaşıyorlar? Bizler bu arkadaÅŸ, yoldaÅŸ, hevallerimizi ne kadar dinledik, anladık, anlamaya çalıştık acaba? Acımak için deÄŸil, onların verdiÄŸi onurlu mücadeleyi anlamak için. iÅŸte bu amaç ile kalemimin yettiÄŸince bu tür konuları iÅŸlemeye çalışıyorum. Aaa sen de mi siyasi tutukluydun? Sen de mi benim gibi iÅŸkenceler gördün? Gel o zaman bunları karşılıklı konuÅŸalım! diye kaç kiÅŸiye ulaÅŸabildik ÅŸimdiye kadar? Öyleyse, zaman kaybetmeyelim ve hemen baÅŸlayalım etrafımızdakilerle diyalog ve empati geliÅŸtirmeye…
Bu yazımın konusu 12 Eylül süreci dahil, 20 yıl Türkiye, 5 yıl, 4 ay Almanya cezaevinde ömür geçiren enternasyonal devrimci Müslüm Elma olacak. Daha önce tutukluluk ve mahkeme sürecine dair haberler yapmıştım. Ama şimdi cezaevinden çıktıktan 12 gün sonra, 9 Ağustos’ta kendisiyle yaptığım kısa söyleşiyi işlemek istiyorum.

Açlık grevleri zorunluluktur ve tercih değildir!
Açlık grevi arkadaşım Mustafa Karasu
12 Eylül sürecinin iÅŸkencehanelerinden yalnız katliamlar deÄŸil, devrimcilerin direniÅŸi ve birleÅŸtirici mücadelesi öne çıktı. Farklı siyasi görüşlerden olan devrimciler birbirlerini yalnız bırakmadılar. Ölümü paylaÅŸmak gibi birleÅŸen bir bütünlüğe büründük. Uzun yıllar birbirimize emek vermiÅŸ ve ölümü dahi paylaÅŸan devrimciler olarak ilkeli olmalı ama ilkel olmamalıyız. Bizlere o zindanlarda aylarca yapılan soruÅŸturma ve iÅŸkencelerle devletin köleliÄŸi dayatıldı. Yani gurur ve onursuzluÄŸu sevk etmek. O soruÅŸturma, iÅŸkencelerde bir sınıf çatışması, ezen ile ezilenin mücadelesi vardı. Bizler farklı siyasi görüşlerimizi, birlikteki onurlu ortak mücadelemizde buluÅŸturduk. Çünkü bu sistem karşısında hepimiz ötekiydik ve maÄŸdurduk…

İşkence uzmanlarının siyasi tutsaklara zulmü
O iÅŸkence tezgahlarında inanılmaz bir ÅŸekilde uzmanca tespitler sonucu iÅŸkencelere maruz kalıyorduk. Bu iÅŸkenceler insan bedeninin en hassas organlarına uygulanıyordu. Mesela dudakta yapılan iÅŸkence bunlardan biriydi. Dudak çok hassas bir organımız olduÄŸu için sigarayı yakıp, dudak kenarlarımızı sigara ateÅŸiyle yakıyorlardı. Bu acıyı kelimeyle tarif etmek imkansız. Daha sonra bu yakılan yerler yara olup, iltihaplanıyordu. Bu iltihap ve yaraların kabukları ister istemez ağız yoluyla mide ve barsaklarımıza akıyordu. Zincirleme bir iÅŸkence ve hastalığın devamı…iÅŸte bu tür iÅŸkence ve açlık grevleri sürecini Mustafa Karasu arkadaÅŸla birlikte yaÅŸadık. O kadar zor süreçler geçirdik ki, fizikken hem Karasu arkadaşım hem de ben ikiÅŸer defa ölümden döndük. Tabii diÄŸer arkadaÅŸlar da… Bu ağır iÅŸkenceler ve ölüm orucu neticeleri ile çoÄŸumuz ‘’ Wernicke-Korsakoff Sendromu(Fiziksel ve davranış bozukluÄŸu)’’ rahatsızlıkları da yaÅŸadık. Tabii o süreci yaÅŸayanlar bilir. İşkenceci başı Esat Oktay Yıldıran ve 80 dönemi.. Esat Oktay Yıldıran, bana bir gün gelip, ’senin için bir çare buldum’ dedi ve bulduÄŸu çare gereÄŸi beni alıp, Tüberkülozlu hastaların olduÄŸu koÄŸuÅŸa götürdü. Maksat benim de Tüberküloza yakalanıp, ölmemdi. O koÄŸuÅŸta 6 ay tutuldum. Yani o sürecin ve Esat Oktay Yıldıranın sınır tanımayan zulümlerini yaÅŸadık. O yüzden 28 Temmuz’da Münih cezaevinden çıktığım zaman ilk konuÅŸmamda Diyarbakır Cezaevi arkadaşım Mustafa Karasu’ya selamlarımı yolladım.

Hep terörist denildi bize
Ben de birçok devrimci gibi 12 Eylül darbe süreciyle tutuklandım. Diyarbakır BaÄŸlar semtindeki cezaevinde kaldım. Almanya’daki 5 yıl, 4 ay tutukluluk sürecimle birlikte yaklaşık olarak toplam 25 yıl ömrüm cezaevlerinde geçti. Almanya hakimleri bilinçli olarak saÄŸcı eylemlerin yoÄŸunlaÅŸtığı 2015 sürecinin de verisi olarak, bizi tutukladılar. Onun için tamamen siyasi olan bu tutuklanmamızın savunması da siyasi çerçevede yürütüldü. Hiç bir zaman dar çerçevede bir TKP-ML savunması olmadı. Çünkü sömürülen işçiler, Kürt halkına uygulanan zulüm, Kürdistan’ın gaspı ve kadın cinsine uygulanan kölelik ortak savunma gereÄŸimizdir. Mahkemeye her giriÅŸimizde yumruÄŸumuzu havaya kaldırarak giriyorduk. Avukatlarımız da son mütalaalarında bizim verdiÄŸimiz mücadelenin davasına inanarak, sonuçlara deÄŸil, nedenlere bakarak davaya bakmalıyız dediler. Bu davayı etkileyen 2 ÅŸey vardı. Birincisi, dışarda çeÅŸitli eylemlerle yapılan dayanışmanın enternasyonal düzeye varması; ikincisi de savunmanın siyasi bir davaya bürünmesi. Mesela hücreden duruÅŸma salonuna enternasyonal marşı söyleyerek girmemiz militan bir duruÅŸtu. Çünkü maksat bu sistemle hesaplaÅŸmaktı. Devrimci olma gereÄŸi olarak bu ceza verme tartışmasında Avukat – Hakim belirleyenler olmayacaktı. O yüzden de 15 yıl talep edilen ceza 6 yıl, 6 ay ile kaldı. Tabii davaya itiraz edildi ve ÅŸu anda temyiz mahkemesinde.

Müslüm Elma gibi enternasyonal devrimciler nasıl anlatılabilir ki?
‘’BOYUN EĞİLMEZ!’’ onun nezdinde sadece bir slogandan ibaret değildir
İnsan Müslüm Elma gibi devrimciler hakkında yazmak isterken, onların verdiği mücadele ve çektikleri acıları anlatacak kelimeleri bulmakta zorlanıyor. Müslüm Elma, 1960 yılında Dersim’de Kürt ve Alevi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Yürüttüğü siyasi çalışmalarından dolayı üniversiteyi(Gaziantep eğitim enstitüsü) terk etmek zorunda kalır. Onun hayatı, Türk devletinin komünistlere ve Kürt halkına yönelik baskıcı ve zalim tutumuna karşı bir ayna tutmakla geçer.
Ömrünün 25 yılını cezaevlerinde geçiren enternasyonal devrimci Müslüm Elma Åžu anda Almanya’da siyasi mülteci olarak tanınmış olsa da, siyasi duruÅŸundan dolayı mültecilik hakkı veren ülkede de 5 yıl, 4 ay hapiste kaldı. Bazı insanlar geçmiÅŸte yaÅŸamış oldukları ve ÅŸu andaki duruÅŸlarıyla, özgürlüğe dair tarihe güçlü izler bırakırlar. Verdikleri bir ömür uzunluÄŸundaki güçlü deÄŸer ve iddiaları kendisini özgürlüğün insanı olarak gelecek kuÅŸaklara da anımsatır. Hak, adalet, eÅŸitlik ve adaletli özgürlük onların maddi deÄŸeri ve mülkiyet anlayışıdır. Maddiyete dayanan çürük ve kapitalizmin aldatıcı sahtekarlığına yüzlerini asla dönmezler. Onun için onlar yoksul ve ezilenlerin yoldaşıdır. Müslüm Elma, Almanya ve Türkiye’nin iÅŸbirliÄŸi ile 15 Nisan 2015 tarihinde Almanya, Yunanistan, İsviçre, Fransa’da eÅŸzamanlı yapılan bir operasyonda 9 arkadaşı ile gözaltına alındı. Bütün bu ülkelerden gözaltına alınan toplam 10 kiÅŸi Almanya’ya teslim edildi. Ancak duruÅŸma 17 Haziran 2016 tarihinde Münih Eyalet mahkemesinde baÅŸladı. Alman ceza yasasının 129 a/b maddesine dayanılarak yapılan duruÅŸmalar sonunda, Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist üyesi ve yöneticisi olmakla suçlanan tutuklular peyde pey serbest bırakılırken, Müslüm Elma ise cezaevinde tutularak, yargılanmasına devam edilir. 234 kere duruÅŸması yapılan Müslüm Elma’nın yargılanması 28 Temmuz 2020’de 6,5 yıllık ceza hükmüyle sonuçlanır…
Müslüm Elma’nın ilk tutsaklığı 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğünün ilk günlerine rastlıyor. 25 Eylül 1980’de Diyarbakır’da gözaltına alınıyor. Altı ayı aşkın bir süre Diyarbakır, Antep, Adana, Elazığ illeri dolaştırılmak suretiyle ağır işkencelerden geçirilir. İşkenceli sorgu sürecinin ardından Diyarbakır’ın ünlü 5 Nolu Hapishanesi ilk durağı ve Mustafa Karasu dahil diğer siyasi tutsaklarla 1991’e kadar yaşadığı yer oluyor.

Gül Güzel – 14.08.2020
