Türkiye sosyalistleri, ne denirse densin kendi geçmişiyle barışık olamadılar. Devrimci haraketler arasında sağlıklı bir ilişki kuramadılar. Cezaevinden çıkanlar Kızıldere direnişiyle yüzleşemediği için, Kızıldere eylemiyle sağlıklı bir empati ve ilişki de kuramadılar. Dolayısıyla geçmişi CEPHE düşüncesiyle anlamak yerine 1974 de cezaevinden çıkanların inkarcılığı ile karşı karşıya kalındı. Sol içinde çok ciddi çatışmalara vesile oldular. Sol içi devrimci cinayetler geliştirildi. Kariyerizm örgüt içi ilişkilere hakim oldu.
1950’lerden itibaren emperyalizmin içsel bir olgu olduÄŸu, yeni sömürgecelik iliÅŸkilerine göre biçimlendirilen ve tam anlamıyla bir yeni sömürge ülke olan Türkiye, bu özelliÄŸinden dolayı Emperyalist-
kapitalist sistemin çöküşünü hazırlayan bunalımları doğal olarak kendi bünyesinde hissetti.
Emperyalizm, 1929 krizinden sonra uluslararası arena da bunalım sürecine girdi. Bunalımdan çıkış arayışlarını anti-kriz programların da aradı. Bu programlar sömürge, yarı sömürge bağımlı ülkelere uygulama koşullarını gerçekleştirdi. Dönem dönem yukarıdan aşağıya darbelerle, açık faşist yönetimlere başvurarak, dönem dönem de nisbi demokratik ortamlar yaratarak,kendilerini demokrasiden yana bir havaya sokuyorlar. Ama yükselen halk muhalefeti bu kirli yüzlerini ortaya çıkarmaktadır. 12 Mart (ve 12 Eylül)askeri faşist darbeleri emperyalizmin geleneksel yöntemlerinin örnekleridir.
Emperyalizm, Türkiye’de 12 Mart açık faÅŸizmini tezgahlarken Menderes döneminin Türkiye halkları üzerinde yarattığı saÄŸa karşı tepkiyi ve 27 Mayıs darbesinin getirdiÄŸi ”sola karşı sempatiyi” göz önüne alarak 12 Mart’ı sol bir görünümle kitlelere empoze ettirmeye çalıştı. İlerici diye yutturulan Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’du.Oysa darbecilerin arasında General Muhsin Batur başı çekiyordu. 12 Mart sonrası CHP’nin CumhurbaÅŸkanı adayı oldu. Dönemin baÅŸbakanı Nihat Erim CHP’den Kocaeli milletvekili ve aynı zamanda profösördü.)
Nitekim bu görünümü ile işbaşına gelen Nihat Erim hükümetini sözümona bazı solcular(!) alkışladılar. Türkiye halkları Nihat Erim hükümetinin en acımasız zalim ve baskıcı yöntemleri altında inim inim inledi.
TİP’den ayrılanlar, Fikir Kulüpleri Federasyonu içinde devrimci çalışmalar yapıyorlardı. TİP’in etkisi zayıflamıştı ancak bir akım olarak varlığını sürdüyordu.1969 Ekim ayının baÅŸlarında kurulan Dev-Genç içinden çıkan kadrolardan Mahir Çayan, Hüseyin Cevahir, UlaÅŸ Bardakçı, Ziya Yılmaz, Yusuf Küpeli, Münir Ramazan Aktolga ve ordu içinden Orhan Savaşçı THKP, THKC ‘yi kurdular. Devrimci Öğrenciler BirliÄŸi içinde Hüseyin İnan, Deniz GezmiÅŸ ve Sinan Cemgil’in önderlik ettiÄŸi THKO’yu kurdular.
TKP/ML TİKKO İbrahim Kaypakkaya, Aslan Kılıç ve Muzaffer Oruçoğlu önderliğinde kuruldu.
1968′ olayları tüm Avrupa’yı dalga dalga sarmıştı. ABD savaÅŸ gemisi 6 Filo’nun Türkiye’ye gelmesiyle birlikte geliÅŸen devrimci eylemler, işçi sınıfı ve öğrenci hareketlerinin içinde geliÅŸti. Anadolu halkları silahlı propagandayı ilk kez THKP-C ve THKO’nun eylemlerinde tanıştı. Devrimciler, siyasi gerçekleri açıklamak için iÅŸgaller, boykotlar, grevler, yürüyüşler, silah aksiyonlar ve silahlı banka soygunları vb eylemler yapıyorlardı. Devletin baskısına ve zulmüne karşı olaÄŸan üstü devrimci irade ve çaba gösteriyorlardı. İşçilerin grev çadırlarında, fındık , pamuk üreticilerin yanında, yeraltı madencilerinin direniÅŸlerinde, okularda özerk üniversitenin yaratılması için, hep en öndeydiler.
Daha adeletli, daha özgür, daha insani, daha eşitlikçi bir dünya..Devrimci dayanışma ile, devrimcilerin düşünü betimleyen bu dönem Kızıldere sürecidir.
Kızıldere eylemi; zam, zulüm kan ve barut ortasında düşlerini bileyip, dayanışma bilinciyle devrimin yoludur.
Türkiye devrimci hareketi, devrimci mücadelenin silahlı ilk iki örgütü THKP-C ve THKO OligarÅŸi’ye ve FaÅŸizme karşı birbirlerini yalnız bırakmadı.
Bu örnek devrimci dayanışma Kızıldere eyleminde Deniz GezmiÅŸ, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’nın idamlarının engellenmesi için düşünülen eylem türü rehin alma eylemiydi. Ünye’de emperyalist iÅŸgalcilerin üç teknisyeni kaçırıldı. Bu eylemde gerek 12 Mart cuntasına gerekse OligarÅŸi’ye çifte bir dayatma yapılacaktı. Hem Üç devrimcinin idamının engellenmesi hemde gerilla mücadelesinin kıra çıkmasıyla devrimci dayanışma eylemi yapan devrimcilerin aralarındaki Cephe ittifakıydı.
Ertuğrul Kürkçü ise bir gün sonra samanlık da yaralı olarak yakalandı.( Bu yakalanma olayı bile devrimciler arasında çok iğrenç spekülasyonlara aracı oldu. Ölü sevici bir ahlak ortaya çıkardılar)
Kızıldere’de On’lar özveri ve devrimci iradenin kararlılığıyla devrimci dayanışma örneÄŸi sergilediler. Kızıldere, büyük bir devrimci dayanışmanın iradesiyle örgüt hesabı yapmayan devrimci dayanışmanın onur yeridir. Türkiye devrimci hareketi, tarihinden gereken dersleri çıkarmak ne kadar elzemse bunun yolu Kızıldere’nin yoludur. Mahir Çayan ve yoldaÅŸları, OligarÅŸinin zindanlarında idam fermanı verilmiÅŸ devrimcileri kurtarmak için Kızıldere’ye gittiler. Ve insanlık tarihi yazdılar.
Kimileri bu eyleme maceracı eylem dediler, kimileri küçük burjuva, kimileri ise direkt anarşist diyerek küfür ettiler.
Oysa Kızıldere eylemcileri; O insani deÄŸerleri ve o olması gereken devrimci dayanışmayı canı pahasına ortaya koydular. On’ların bıraktığı devrimci miras örgütsel ve düşünsel dayanışmanın üretimini yaparak bu mirası gerçek devrimci yaÅŸam deÄŸeriyle yükselterek geleceÄŸin yolu olan cephe‘nin yolunu çizdiler.
Mahir Çayan ve yoldaÅŸları devrim yolunda dayanışmanın abidesi’dirler, devrimcilere bırakılan en anlamlı ve en önemli bir mirastır. Kızıldere yolu, devrimciler arasında devrimci dayanışmanın, devrimci yoldaÅŸlığın özne olduÄŸunu mücadele içinde gösterdiler.
Tarih tanıktır ki, devrimciler özgürlüğünü kazanmak için her daim kıyasıya bir kavgaya girmekten sakınmadılar, uğruna ölümü göze almaktan vazgeçmediler Spartaküsler, Brunolar, Bedrettinler,
Pir Sultanlar… Hep insanca yaÅŸamın, eÅŸitce yaÅŸamın, hep bu düşün özlemi için mücadele etmediler mi? Ölümü kucaklamadılar mı?.
Asıl hatırlamamız gereken Kızıldere yolunda gösterilen devrimci iradedir. Kızıldere’nin, emek mücadelesine, sosyalistlere ne hatırlattığıdır. Klasik söylemlerle deÄŸil, laf olsun diye hiç deÄŸil devrimci dayanışmanın hatırlanmasıdır. Ve onun hayata geçirilmesidir. 51 yıl sonra Kızıldere manifestosuyla bugünü anlamak için zorunludur da. Kızıldere pratiÄŸinde onur duyanlar dayanışma içinde cephe kurmalıdır. En geniÅŸ devrimci ‘Cephe’ nin kurulmasına her zaman ihtiyaç olduÄŸu gibi bugün de en elzem bir ihtiyaçtır
( Ama malasef 30 Mart 1972’de Mahir Çayan ve yoldaÅŸlarının gösterdiÄŸi devrimci dayanışma, devrimciler arasında unutulmuÅŸ olmasıdır.)
Bu onurlu devrimci dayanışmayı kendine devrimciyim diyen herkes anlaşılır bir dille, anlaşılır bir dayanışmayla devrimci görevlerini yerine getirmelidir.
THKP-C ve THKO’nun bu örnek devrimci dayanışması, devrimci hareketler arasında Kızıldere sonrası bir daha yaÅŸanmadı.
Tarih, devrimciler için her zaman iyi koÅŸullar saÄŸlamaz, ama mücadelenin nezdinde Mahir Çayan’ın o ünlü sözünü bir hatırlayalım. Devrim için SavaÅŸmayana Sosyalist Denmez sözü bir güneÅŸtir, yoldaÅŸlığın ve direniÅŸin ardındaki kızıl bir güneÅŸtir.
GüneÅŸe yolculuÄŸumuzun en güzel devrimci dayanışmasıdır Kızıldere…
THKP-C’nin örgütsel yok oluÅŸunu getiren eylem Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idamını önlemek amacıyla bir İngiliz iki Kanadalı teknisyenin kaçırılması oldu. THKP-C Aralık 1970-Mart 1972 kısa bir sürece raÄŸmen sosyalist haraket üzerinde görüşleri ve pratiÄŸi en derin ve yaygın etkiye sahip örgüt oldu. Siyasal analizleri tartışma konusu olsa da, etkisini sürdürmeye devam ediyor.
Mahirler, Denizler ve İbrahimler sonrası
1965-1971 arası gelişen devrimci hareket 1972-73’de katledilen THKP-C‘li, THKO’lu ve TKP/ML’li devrimcilerden bu yana 51 yıl geçti. Bu bahar ayları sırasıyla THKP-C’nin 30 Mart, THKO‘nun 6 Mayıs, TKP/ML‘nin18 Mayıs’ı liderlerinin çatışmada, idam sehpalarında ve işkencede öldürüldüğü günlerin yıldönümü.
Bu yıldönümlerinde onların siyasal ardılları, onların en keskin, en sadık savunucuları ve izleyicileri olduklarını vede geçmişe sahip çıktıklarını iddia edenlere kadar, her biri kendi içinde 5 er10 ar parçaya bölünmeleriyle birlikte ayrı ayrı anmalar yapmaktadır.
Bunların içeriği duygu ve ajitasyonla dolu olacak.
Sosyalistler, Devrimciler yıldönümleri dışında ve sık sık onların izleyicisi olduklarını vurgulamanın dışında, devrimci haraketin bir dönüm noktası olan 1971 devrimcilerini, bir tarih olarak toplumla buluşturamadılar ve başaramadılar.
THKP-C, THKO ve TKP/ML her üç örgütte gençliği ve onun aracılığıyla toplumsal muhalefetin önemli bir kesimini etkileyen örgütlerdi. Her üç örgütün liderleri, o dönem izlenen (12 eylül’dekinin tersine) lider kadroların yok edilmesi yoluyla örgütleri etkisizleştirme politikasının gereği olarak katledildiler.
30 Mart gibi bir devrimci dayanışmayı,bu tarihsel sürecin en büyük devrimci dayanışması olan KIZILDERE’yi anlamadılar.
Düne ve bugüne ilişkin ciddi bir cephe örgütlenmesini, ciddi bir araya gelmeyi, ortak siyasal ittifaklar kuramayı , yanyana gelmeyi başaramadılar.
Türkiye sosyalistleri, ne denirse densin kendi geçmişiyle barışık olamadılar. Devrimci haraketler arasında sağlıklı bir ilişki kuramadılar.
Cezaevinden çıkanlar Kızıldere direnişiyle yüzleşemediği için, Kızıldere eylemiyle sağlıklı bir empati ve ilişki de kuramadılar. Dolayısıyla geçmişi CEPHE düşüncesiyle anlamak yerine 1974 de cezaevinden çıkanların inkarcılığı ile karşı karşıya kalındı.
CEPHE ittifakını yaratmak için hiç bir adım atmadılar. Kariyerizm kulvarında, çukur batağında kıvrandılar. 1974 sonrası çıkan örgüt yöneticileri birbirine düştüler. Her örgüt kendi içinde üçe beşe bölündüler. Bırakalım dayanışmayı birbirinden devrimci bile öldürdüler. CEPHE ve İTTİFAK diye bir dertlerinin olmadığı ortaya çıkmıştı. Devrimci dayanışmanın iradesini hiçbir zaman benimsemedikleri için
Devrimci bir Cephe’nin yaratılmasını deÄŸil , devrimciler arasında çatışmaları geliÅŸtirdiler. Oysa Kızıldere’ ye gidiÅŸ devrimci dayanışmaya en büyük anlamını veren devrimci yoldaÅŸlık eylemidir. KIZILDERE eylemi en samimi yan yana gelme eylemidir. Devrimci dayanışmanın en saÄŸlam, en somut, en anlamlı devrimci iradenin eylemidir.
Erdal BoyoÄŸlu – 23.03.2023
