Kolay olmadı, Bir Sevda Destanı’nı yazmak… Bir yandan da çekiniyordum, mektup birilerinin eline geçecek diye. Yazım dilim de geliÅŸti o süreçte; yani okuyanın anlayamayacağı ÅŸekilde…
Türkiye’de firar gezdiÄŸim yıllardı, özellikle 1980’den sonra illegal mücadele içinde epey koÅŸturmuÅŸtum.
O berbat dönemlerde bir çok olay yaşadık, gördük ve şahit olduk. Hapishane yaşamım oldu bir dönem. Tahliye olduktan kısa bir süre sonra zamanın Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) savcısı verilen cezayı az bulmuş olacak ki, tekrar yargılanmam için dava açtı.
O zaman doÄŸal olarak tekrar aranır duruma düşmüş ve bir süre sonra Adana’yı terk etmek zorunda kalmıştım. O yıllar gözaltında kayıpların, faili meçhul cinayetlerin yaÅŸandığı yıllardı. Bir de Kürt Ulusal Mücadelesinin yükseldiÄŸi dönemdi.
Öylesi bir dönemde ellerine düşersen neler olacağı belliydi, zorlu bir süreçti benim için. Hapishanedeki yaşamdan daha zordu, benim yaşamım ve akvaryumda gibiydim. Şehre çıkmak zorunda olduğum o kısıtlı zamanlarda bile görüştüğüm insan sayısı en fazla iki kişi olurdu. Yani insan denizinde insanları görüyor, ama dokunamıyorsun.
Adana’dan Mersin’e gelmiÅŸtim.
Bir süre sonra Mersin’den de çıkmak zorunda kalmıştım.
Ankara yaÅŸamım da zorluydu ve epey yaÅŸadım Ankara’da , arada bir telefon kulübelerinden sevdiÄŸim kadınla görüşüyordum. Geride iki çocuÄŸum ve eÅŸim kalmıştı. Yine o görüşmelerin olduÄŸu bir günde, Ankara Kızılay Metrosu’ndan sevdiÄŸim kadınla görüşecektim, belli saatlerimiz vardı, o saatlerde ikimizde telefon numarasını bildiÄŸimiz telefon kulübelerinde oluyorduk ve telefon görüşmemizi yapıyorduk. O günkü konuÅŸmamızda, sevdiÄŸim kadının sesi bir tuhaftı, iyi deÄŸildi yani. “Neler oluyor? İyi deÄŸilsin sen” diye sorduÄŸumda, aÄŸlayarak polisin kendisini taciz ettiÄŸini ve artık ayrılmak isteÄŸini söyledi. Yıkılmıştım.
O günden sonra, günlerce aynaya bile bakamadım, kendimden utanıyordum. Süreci kısa kesmek zorundayım, kelimeler yetmez çünkü. Ben o dönem sevdiğim kadına bir mektup yazmak istedim, o mektup destan oldu ve şimdi yayında halkımızla buluştu.
Kolay olmadı Bir Sevda Destanı’nı yazmak. Önce eskiden lokantalarda peçete yerine masalarda bardak içerisinde çeÅŸitli renklerde pelur kağıtlar olurdu, o kağıtlara yazmaya baÅŸladım mektubu. Uzadıkça saklamaya baÅŸladım. Bir yandan da çekiniyordum, mektup birilerinin eline geçecek diye. Yazım dilim de geliÅŸti o süreçte; yani okuyanın anlayamayacağı ÅŸekilde. Daha çok polisin eline geçmesinden korkuyordum, yakalana bilirdim de.
Bir süre sonra yazdıklarım o kadar çoğaldı ki , bildiğimiz pet şişelerde saklamaya başladım yazdıklarımı. Epey olmuştu ve 3 şişe not birikmişti.
Bir süre sonra yurt dışına çıkmak üzere İstanbul’a gittim. Bir kaç gün sonra havaalanında sahte kimlikle yakalandım ve ufak tefek sıyrıklarla o süreci de atlattım.
Artık İstanbul’daydım ve ne zaman gideceÄŸim belli deÄŸildi o süreçte , Bir Sevda Destanı’nı tekrar sarı saman kağıtlarına yazdım.
1980 ile 2003 yılları arasını anlatır Bir Sevda Destanı. O dönemdeki politik gelişmeler, sınıf mücadelesi, gelişen Kürt Ulusal Mücadelesi ve tarihte yapılan soykırımlar, destan diliyle anlatılır.
Destanda kendim de varım. Benim o dönemki ruh halim, sorgulamalarım, kavgalarım, çocukluÄŸum, acı tatlı anılarım, hepsi var Sevda Destanı’nda.
Bir Sevda Destanı böyle doğdu işte. Bitimsiz bir koşuyu, küçük derelerin denizlere ulaşma mücadelesini anlatır.
Ve 20 yılı bulmuştur kitabın tamamlanması…
Mektuba ne oldu derseniz…
Mektup sahibine ulaşamadı ama şimdi halkımızın ellerinde…
Enver Enli – 9 Haziran 2023











