Uluslararası Ceza Mahkemesi BaÅŸsavcısı Kerim Han’ın New York’taki Türkevi’nde ErdoÄŸan’ı ziyareti uluslararası adaletin güvenilirliÄŸine indirilmiÅŸ bir darbedir.
Son yerel seçimlerdeki yenilgiden sonra kamuoyu yoklamalarında hem cumhurbaÅŸkanı olarak kendisinin, hem de 22 yıldır tek başına iktidar olan AKP’nin baÅŸ aÅŸağı gitmekte olması karşısında teselliyi uluslararası iliÅŸkilerde ön planda görünmekte bulan Recep Tayyip ErdoÄŸan’ın BirleÅŸmiÅŸ Milletler Genel Kurulu’nda konuÅŸmak üzere gittiÄŸi New York’ta son iki gündür ibretlik ÅŸovlarına tanık olduk.
Bunlar içinde insan hakları açısından en ÅŸoke edici olanı, hiç kuÅŸkusuz, asli görevi insan haklarını ihlal suçunu iÅŸleyen devletlerin liderleri hakkında La Haye’de dava açmak, gerekirse tutuklanmalarını talep etmek olan Uluslararası Ceza Mahkemesi BaÅŸsavcısı Karim Han’ın, günümüzde insan haklarının en yoÄŸun ihlal edildiÄŸi ülkelerden birinin devlet baÅŸkanı olan Recep Tayyip ErdoÄŸan’ı Türkevi’nde ziyaret ederek saygılarını sunmasıydı.
Anadolu Ajansı’nın verdiÄŸi bilgiye göre, basına kapalı görüşme sırasında ErdoÄŸan “uluslararası hukuka olan güveni korumak için Uluslararası Ceza Mahkemesinde İsrail’e yönelik açılan soykırım davasının sonuçlanmasının ve soykırım suçlularının hak ettiÄŸi cezaları almasının son derece önemli olduÄŸunu” vurgulamış, bunun saÄŸlanmasına katkı olarak da Karim Han’a İsrail’in Gazze’de iÅŸlediÄŸi suçlar üzerine Anadolu Ajansı’nın hazırladığı Kanıt ve Tanık adlı kitapları hediye etmiÅŸ bulunuyor.
Hiç kuÅŸku yok ki, İsrail’deki Netanyahu yönetiminin sadece Gazze’de deÄŸil, iÅŸgal altında tuttuÄŸu tüm Filistin topraklarında ve de komÅŸu ülke Lübnan’da sürdüre geldiÄŸi imha savaşının, buna baÄŸlı olarak iÅŸlediÄŸi insan hakları ihlallerinin, tüm uluslararası kurumlarda olduÄŸu gibi, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde de mahkum edilmesi gerekir.
Ama böyle bir talebin yıllardır Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin sanık sandalyesinde yer alan, daha bir yıl önce iÅŸlediÄŸi cürümler nedeniyle aleyhinde Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde dava açılmış olan bir devletin baÅŸ sorumlusundan gelmesi tek kelimeyle gülünçtür.
Üstelik, Türkiye Cumhuriyeti “Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Hakkında SözleÅŸme”ye 31 Temmuz 1951’den beri resmen taraf olduÄŸu halde, Asuri, Ermeni, Grek ve Kürt yurttaÅŸlarımıza karşı geçmiÅŸte iÅŸlenmiÅŸ soykırımlar sürekli inkar edilir, günümüzde de sadece Türkiye’de deÄŸil, komÅŸu ülkelerde de soykırımcı operasyonlar farklı boyutlarda ve biçimlerde pervasızca sürdürülürken…
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2023 yılı istatistikleri raporuna göre, geçtiÄŸimiz yıl aleyhinde en yüksek baÅŸvuru sayısına sahip ülke Türkiye oldu. Bu mahkemede açılan 68.450 davanın 23.397’sini, yani yüzde 34,2’sini Türkiye menÅŸeli davalar oluÅŸturdu.
Mevcut iktidar açısından yüz kızartıcı bir gerçek, AİHM tarafından Selahattin DemirtaÅŸ ve Osman Kavala gibi birçok siyasi tutuklunun tahliye edilmesi gerektiÄŸi hükme baÄŸlandığı halde, ErdoÄŸan’ın başını çektiÄŸi Ankara rejimi bu ÅŸahsiyetleri zindanda tutmaya devam ediyor.
Ya yarım yüzyıldır Kıbrıs adasının kuzey yarısının askeri iÅŸgal altında tutulması, 1984’ten beri 40 yıldır da Kuzey Irak ve Suriye toprakları üzerinde çeÅŸitli kod adlarıyla kara ve hava operasyonları yapılarak kalıcı askeri üsler kurulması, Kafkaslar’da Azerbaycan Ordusu’yla birlikte Ermeni topraklarının iÅŸgal edilmesi?
Tüm bunlara raÄŸmen, Tayyip ErdoÄŸan’ın ve kankası Bahçeli’nin görevlendirdiÄŸi parlamenterler, tıpkı Brüksel’deki Avrupa BirliÄŸi Karma Parlamento Komisyonu’nda olduÄŸu gibi, Strasbourg’taki Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde de itibarla ağırlanmakta, Avrupa halklarının kaderi üzerine ahkam kesip oy kullanabilmektedir.
ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ’NDEKİ 1937-38 DERSİM DAVASI
ErdoÄŸan’ın yönettiÄŸi rejim, sadece Strasbourg’taki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde sanık sandalyesinde deÄŸildir… Hollanda’nın baÅŸkenti La Haye’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde de Türkiye’deki insan hakları ihlallerine, ırkçı ve soykırımcı uygulamalara karşı 11 yıl arayla açılmış iki dava mevcuttur.
Türk Devleti’nden 1937-38 Dersim Soykırımı’nın hesabını sormak üzere Avrupa’da ilk kez Dersim’i Yeniden İnÅŸa Cemiyeti tarafından 13 Kasım 2008’de Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu’nda uluslararası bir konferans düzenlenmiÅŸti. Cemiyetin yöneticilerinden, maalesef üç yıl önce sonsuzluÄŸa uÄŸurladığımız, deÄŸerli yazar dostumuz Haydar Işık’ın önerisi üzerine Belçika’daki Kürt, Asuri ve Ermeni kuruluÅŸlarıyla birlikte konferansın baÅŸarısı için güç birliÄŸi yapmıştık.
Türk Devleti’nin Belçika’daki diplomatik temsilcileri ve Türkçe medyadaki destekçileri bu konferanstan öylesine rahatsız olmuÅŸlardı ki, üzerinden iki hafta geçtikten sonra söz konusu medya tarafından “Belçika’da Türk düşmanlığı üzerine çalışmalarıyla tanınan Özgüden, bugüne kadar sayısız ‘soykırım’ konferansı düzenlenmesine ön ayak oldu, son olarak da Avrupa Parlamentosu çatısı altında düzenlenen ‘Dersim Soykırımı’ adlı konferansa organizatör düzeyinde katkı verdi” diye hedef gösterildim.
Dersim’i Yeniden İnÅŸa Cemiyeti dört yıl sonra bir adım daha attı, “1937-38 Dersim Soykırımı ve devam eden kültürel soykırım”ı, La Haye’de geniÅŸ katılımlı bir toplantı düzenleyerek, 23 Kasım 2012’de Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşıdı.
UCM Başsavcılığına yapılan başvuruda şöyle deniyordu:
“GerçekleÅŸtirdiÄŸi insanlık suçlarını inkar eden, maÄŸdurları aÅŸağılayan, var olanı unutturmaya ve ÅŸiddet araçları ile asimile etmeye yönelen T.C. Devleti hükümetleri çok yakın zamanda tüm dünyanın gözleri önünde 34 Kürd’ü Roboski’de katletmeyi ihmal etmedi. T.C. Hükümeti üyeleri tüm bu insanlığa karşı suçlardan yargılanmamak için Uluslararası Ceza Mahkemesi yargı yetkisini son on yıldır keyfi biçimde tanımamakta direnç göstermektedir. Fakat insanlığa karşı suçlar öyle basit ÅŸekil ÅŸartlarına kurban gitmeyecek kadar önemli ve statükocu olmayacak kadar da dinamik ve canlı bir hukuktur. Bizler de bu bilinç ve ısrarla bu suçları iÅŸlemeye devam eden hükümet sorumlularının Uluslarası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaları için baÅŸvuruyoruz.”
Ne yazık ki, üzerinden 12 yıl geçtiÄŸi halde bu dava konusunda Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden herhangi bir karar çıkmadı.
ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ’NDE İKİNCİ DAVA
Türk Devleti aleyhine Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde ikinci dava, 11 yıl sonra, 1 Mart 2023’te, bir yurttaÅŸ giriÅŸimi olan Türkiye Mahkemesi (Turkey Tribunal), Demokrasi ve Özgürlükler İçin Avrupa Yargıçları (MEDEL) ve Belçika avukatlık bürosu VSA tarafından birlikte açıldı.
Turkey Tribunal, 24 Eylül 2021’de, Cenevre’deki bir dizi duruÅŸma sonunda, Ankara rejimini “iÅŸkence, yoketme, basın özgürlüğünü çiÄŸneme, cezasızlık, yargı bağımsızlığını ve adalete eriÅŸimi ihlal ve insanlığa karşı suçlar” konularında sorumlu bularak mahkum etmiÅŸti.
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde davanın açılışını kamuoyuna duyurmak üzere La Haye’de 1 Mart 2023’te yapılan basın toplantısında, Belçika’nın eski baÅŸbakan yardımcılarından Prof. Dr. Johan Vande Lanotte Türkiye’deki insan hakları ihlalleri üzerine ÅŸu açıklamaları yapmıştı:
“Mahkemeye yapılan baÅŸvuru, kimliÄŸi belirlenmiÅŸ veya belirlenebilir 800 kiÅŸiye iliÅŸkin 463 bireysel iÅŸkence beyanı içermektedir. İfadeler, iÅŸkencenin nasıl geniÅŸ ve sistemli bir ÅŸekilde uygulandığını ayrıntılı olarak açıklamaktadır. Türkiye İnsan Hakları DerneÄŸi’nden alınan kanıtlar da, 2003-2021 döneminde iÅŸkence ile ilgili yılda ortalama 1.460 ÅŸikayet alındığını ve sistematik iÅŸkencenin 2022’de de devam ettiÄŸini göstermektedir.
Mahkemeye yapılan başvuruda 109 kişiyle ilgili ülke dışı ve ülke içi zorla kaybettirme vakası belgelenmiştir. Türk devleti yurt içindeki kayıp vakalarına karıştığını her zaman inkâr ederken, yetkililer sürekli olarak yurt dışında yapılan yasa dışı kaçırmalarla övünmektedir.
Uluslararası hukukun temel kurallarını ihlal eden tutuklamalara gelince, resmi Türk istatistikleri 2015-2021 döneminde 2.217.000 kiÅŸi hakkında ‘terör örgütü’ üyeliÄŸi iddiasıyla soruÅŸturma baÅŸlatıldığını göstermektedir. 560.000 kiÅŸi yargılanmış, 270.000’i terör örgütü üyesi olmakla suçlanan 374.000 kiÅŸi hapse mahkûm edilmiÅŸtir. Rejim muhalifi sayılan kiÅŸilerin mezarlarını ziyaret etmek veya cenazelerine katılmak bile tutuklanma nedeni olmaktadır.
Rejim muhalifi olarak algılanan kişiler, devlet kurumlarında veya özel sektörde zorla işten çıkarılırken, yurt dışındaki Türk vatandaşlarının, hatta yeni doğmuş çocuklarının pasaportları ellerinden alınmıştır, bunlar konsolosluk hizmetlerinden de mahrum edilmişlerdir. Resmi Türk istatistikleri, 2016 yılından bu yana 129.410 kamu görevlisinin ihraç edildiğini ve 19.962 öğretmenin öğretmenlik lisansının iptal edildiğini göstermektedir. Keyfi soruşturmalar kapsamında toplam 234.419 pasaport gasp edilmiştir.
Kanıtlar, Türk Devleti’nin yüzbinlerce insana karşı, sırf ErdoÄŸan rejiminin düşmanı olarak algılandıkları gerekçesiyle suç iÅŸlediÄŸini açıkça ortaya koymaktadır. Bu suçlardan sorumlu olan kiÅŸiler, yaptıklarının uluslararası hukukun tüm temel kurallarına aykırı olduÄŸunu biliyorlardı, ancak cezasız kalacaklarından emindiler.
Uluslararası Ceza Mahkemesi bu cezasızlığı durdurmak için kurulmuÅŸtur ve bizim davamızda da bunu yapmalıdır. UCM savcısını bu davayı ele almaya ve hiçbir bireyin, NATO ittifakı üyesi bir ülkenin üst düzey yetkilisi olsa bile, hukukun üstünde sayılamayacağını kanıtlamaya çağırıyoruz.”
La Haye’deki basın toplantısında, Türkiye’nin Avrupa Konseyi’ne üye olduÄŸu 1949 yılından bu yana 74 yıldır bu ülkede ardı arkası kesilmeden iÅŸlenen insan hakları ihlallerinin izleyicisi, aynı zamanda hedeflerinden biri olarak bu davanın en kısa zamanda sonuca götürülmesi için ben de tanıklık etmiÅŸtim.
Ne yazık ki, yine üzerinden bir yılı aÅŸkın bir süre geçtiÄŸi halde, 2023’de açılan dava konusunda Uluslararası Ceza Mahkemesi BaÅŸsavcısı Karim Han’ın ne tutum takındığı konusunda herhangi bir bilgi yok.
Buna karşılık aynı savcı bu davanın hedefi olan rejimin bir numaralı sorumlusu ile sürekli iliÅŸki içinde olduÄŸu gibi, son olarak New York’taki Türkevi’nde kendisini ziyaret edip saygılarını ileterek ileride açılması muhtemel yeni davalar konusunda da ona bir dokunulmazlık tanımış bulunuyor…
Türkiye’deki sıkıyönetim dönemleri dışında yargı bağımsızlığını nisbeten koruyabilmiÅŸ bir Yargıtay’ın, bir Anayasa Mahkemesi’nin ErdoÄŸan iktidarı döneminde giderek “SallabaÅŸ Kadılar” heyetine dönüşmüş olmasından sonra, sıra ne yazık ki Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde…
Özetle, New York’taki Türkevi’nden gelen fotoÄŸraf, bir savcı ile bir sanığın ibretlik halidir…
Seçtiklerimiz: DoÄŸan Özgüden – Artı Gerçek – 25.09.2024
