Hüseyin BaybaÅŸin 1990’larda Kürt iÅŸ insanlarının infazına Süleyman Demirel’in baÅŸkanlığında karar verildiÄŸini belirterek, uygulamayı Tansu Çiller’in organize ettiÄŸini ileri sürdü.
Türkiye’de ve hatta dünyada, suç örgütü lideri Sedat Peker’in yayımladığı videolar konuÅŸuluyor. Peker yayımladığı videolarda 1990’lı yıllarda Kürt iÅŸ insanlarının öldürülmesi hakkında da konuÅŸarak dönemin İçiÅŸleri Bakanı Mehmet AÄŸar’ı ve emekli yarbay Korkut Eken’i de iÅŸaret etti. Peker, Mehmet AÄŸar ile ilgili, “Emniyet Müdürlüğü döneminde Behçet Cantürk, Hüseyin BaybaÅŸin, SavaÅŸ Buldan uyuÅŸturucu iÅŸi yapıyorlardı. Hepsinden para aldı. En son siyasete girdi. Hayali cumhurbaÅŸkanlığıydı. Adam oraya çıkarken geçmiÅŸi temizlemek için Tansu Hanım’ı ikna etti. Milli Güvenlik Konseyi’nde ‘devletler kendi gelecekleri için bu tip eylemler yapabilir’ diye sözlü karar çıkarıp baÅŸladılar hepsini öldürmeye. Vatan millet için deÄŸil kendi geçmiÅŸini temizlemek için yaptı” ifadelerini kullandı.
Sedat Peker, 1990’lı yıllarda Kürt iÅŸ insanlarının PKK’ye destek verdikleri gerekçesiyle Tansu Çiller hükümeti zamanında suikastle öldürülmeleri konusuna deÄŸinirken Hüseyin BaybaÅŸin’in de adını ‘o dönemleri iyi bilen, Mehmet AÄŸar’ı yakından tanıyan, elinde belgeleri olan kiÅŸi’ olarak zikretti.
O dönemin faili meçhul cinayetleri, uyuÅŸturucu trafiÄŸi, devlet ve suç örgütleri arasındaki iliÅŸki ile ilgili zaman zaman medyada bildiklerini paylaÅŸan ve hâlen Hollanda’da Vught Cezaevi’nde tutuklu bulunan Hüseyin BaybaÅŸin Artı Gerçek’in o dönemle ilgili sorularını yanıtladı:
-Peker o döneme ilişkin konuşurken sizden de söz ediyor. Siz o dönemde Mehmet Ağar’la hiç karşılaştınız mı? Kendisini tanıyor muydunuz?
Mehmet Bey ile 1970’li yıllardan beri tanışıyordum. Kendisini Polis Okulu eÄŸitiminden beri tanırım. Babası, emniyet mensubu bir beyefendiydi. Benim yakınım olan baÅŸ komiserlikten emekli Ali BalkaÅŸ ile Mehmet Bey’in babası çok iyi tanışırlardı. Benim tanışmam bu vesile ile baÅŸlamıştı. İstanbul’da bizim yakınımız olan Ali BalkaÅŸ beyin birkaç iÅŸyeri vardı. Mehmet beyin babası ile görüşmeleri olurdu. İstanbul Aksaray, Laleli, Beyazıt, Fındıkzade, CaÄŸaloÄŸlu, Fatih gibi semtlerde Elazığlı hemÅŸerilerinin ve gençlerinin takıldıkları çevrelerde karşılaşır ve konuÅŸurduk. 1973-1974 yıllarından söz ediyorum. Benim İstanbul’dan en son ayrıldığım 1991 yıllarının sonları ve 1992 yıllarının baÅŸlarına kadar da sürekli görüşüyorduk. 1992 yıllarının sonlarında son olarak İstanbul’a kısa süreliÄŸine girip çıkmıştım. Ama gizli yaÅŸamak durumundaydım. Birçok çevre benim yurtdışında olduÄŸuma inanıyordu. Bana yakın olan insanlarla kısa süreli ve gizli koÅŸullar altında yaşıyordum. Görüştüğüm insanlar çok az sayıdaydı. Mehmet Bey onlardan biridir. SöyleyebileceÄŸim, Mehmet AÄŸar’ın yaÅŸamı devletin iÅŸleyiÅŸinin aynasıdır. ‘‘Devletin bekası için konuÅŸmam’’ dediÄŸinde samimiydi. Mehmet AÄŸar, devlet iÅŸleyiÅŸini deÄŸiÅŸtiremeyeceÄŸini anlatmıştı.
-Mehmet Ağar’ın siz dâhil Behçet Cantürk ve Savaş Buldan’la diyaloğu nasıldı? Yakınlık ya da arkadaşlık ilişkiniz var mıydı?
Mehmet AÄŸar ile Behçet Cantürk ve SavaÅŸ Buldan hiç tanışmazlardı. Bunu çok iyi biliyorum. Çünkü her üçünü de yakından tanırdım ve sürekli görüşürdüm. Mehmet AÄŸar ile benim hiçbir ÅŸahsi iÅŸim olmamıştır. Onunla her iÅŸimiz devlet adına, devlet iÅŸi olmuÅŸtur. Tanışıyoruz ama müşterek ÅŸahsi iÅŸimiz olmamıştır. Bunun özellikle anlaşılmasını rica ediyorum. EÄŸer Behçet ve SavaÅŸ, Mehmet AÄŸar ile tanışıyor olsalardı ben bilirdim. Çünkü Behçet’in ve Savaş’ın emniyete iÅŸi düştüğünde kimlerle görüştüklerini de kimlerden destek aldıklarını da çok iyi biliyordum. EÄŸer Behçet’in bazı iÅŸleri Mehmet AÄŸar ile bitiyor olsaydı; Royal Otel’in sahibi Kemal Yıldırım, Aksaray’da bizim müşterek dostumuz ve hemÅŸerimiz olan beyefendi aracı olurdu. Yani Behçet Bey, Mehmet AÄŸar’ı hiç tanımazdı. SavaÅŸ da tanımazdı. Bunları çok iyi biliyorum.

-Bizler bir dönem İçişleri Bakanlığı görevini yapmış, adı derin devlet ile anılan Mehmet Ağar’ı biliyoruz. Sizin bildiğiniz Mehmet Ağar kimdi? O dönemin Mehmet Ağar’ı nasıl biriydi?
Mehmet Ağar, Elazığlı emniyet mensubu babanın oğlu, kolejli ve yetenekli polis müdürüdür. Hem baba hem de anne tarafını tanırım. Mehmet Bey işini bilen bir kişilik olup polisiye uzmanlığıyla öne çıkan, fırsatları kendi çıkarları için değerlendirmesini bilen biridir. Türkiye’nin çürük devlet yapısının pis pis kokuşmuşluğunu da kendi yararına dönüştürmesini de becerebilmiştir. Eskiden sağcı ve ülkücüydü. Şimdi ki siyasi görüşünden haberim yok. Babası tam bir doğu karakteriydi. Mehmet Ağar ise biraz kibirli, çok fazla nazik ve hep korumaya yatkındı. Yani kendisine yakın olan çevreleri korumaya yönelik yaşardı. Çokça buzlu viski içerdi Mehmet. İşine çok bağlı ama parayı da çok severdi. Mehmet Ağar gerçek bir devlet memurudur. Devlet talimatını kayıtsız ve şartsız yerine getirmeye çok bağlıydı. Çok bağlı olarak da hareket ederdi. Mehmet Ağar; ‘’Binlerce operasyon gerçekleştirdik’’ demesiyle, kendisini doğru tarif ediyor. ‘‘Biz bu operasyonları devletin emriyle yaptık’’ dediğinde de doğru söylüyor ve Mehmet Ağar devletin işleyişini, yapısını değiştirebilecek bir güçte olmadığını da çok iyi bilir. Dolayısıyla devletin kurallarına uygun ve emirlerine riayet ederek yaşıyor. Bana göre Mehmet Ağar’ın yaşamı Türkiye Cumhuriyeti devletinin yapısının bir aynasıdır. Bunun görülmesinde yarar var.

‘KÜRT İŞ İNSANLARININ ÖLDÜRÜLMESİNE DEMİREL KARAR VERDİ, ÇİLLER UYGULADI’
-1990’larda çok sayıda Kürt iÅŸ insanı öldürüldü. Bunda AÄŸar’ın etkisi var mıydı? Ayrıca AÄŸar dışında dönemin baÅŸbakanı Tansu Çiller’in bu noktadaki rolü neydi? Bu konuda size gelen bilgi var mı?
1990’larda Kürt iÅŸ adamları gibi Kürt siyasi ÅŸahsiyetler, Kürt yazarlar ve Kürt etkin ÅŸahsiyetleri Demirel’in baÅŸkanlığında verilmiÅŸ olan bir karar ile sistemli ve organizeli olarak katledilmeye baÅŸlandılar. Uygulamayı Tansu Çiller denen XXX (çok afedersiniz) organize etti. Öldürülecek Kürt ÅŸahsiyetlerin listesini o dönemin Askeri Yargıtay BaÅŸkanı İlhan Åžener PaÅŸa bizzat bana İstanbul’a getirip verdi. Kendisiyle çok yakın görüşüyorduk. Onunla birbirimizin evlerine giderdik ve Ankara’ya gittiÄŸimde Gölbaşı’ndaki Vilayetler Evi’nde sürekli yemek yemeÄŸe giderdik. BaÅŸka devlet yöneticileriyle de o ortamda ve o çevrede görüşürdük. Generaller lojmanındaydı. Benim orada görüştüğüm baÅŸka generaller de vardı. Yani bana İstanbul’a gelmesi için bana yakın olduÄŸunu izah etmek için tekrarlıyorum; öldürülecek Kürt ÅŸahsiyetlerin listesini İlhan Åžener PaÅŸa bana bizzat verdikten sonra bu listenin iptal edilebilmesi için çok çalıştım. Kendisi de çok yardımcı oldu ama söylemek zorundayım baÅŸaramadım.
Bazı emniyet ve askeri görevliler, MİT kurumunun içinde bazı pislik kiÅŸilikler kendi kafalarına göre bazı ÅŸahıslardan para koparmak amacıyla baÅŸka listeler hazırlamışlardı ve insanlardan para almaya çalışmışlardı. Bazı insanlardan para almışlardı da ama Demirel’in baÅŸkanlığında hazırlanan liste para alınmak için kullanılmadı. Kürtleri korkutup sindirmek amacıyla eli kanlı Demirel döneminde onun kendi kararıydı. Onun etrafındaki kiÅŸiliklerde onun emirlerine uygun davranmışlardı. İlhan Åžener PaÅŸa, bana bu durumu listeyi verirken çok net olarak izah etti. Barbarca katledilen Kürt ÅŸahsiyetlerin hepsi emniyet görevlileri, emniyet araçları ve emniyete ait alanlar kullanılarak evlerinden, iÅŸyerlerinden ve yoldan alınıp kalleşçe katledildiler. Mehmet AÄŸar da Emniyet Genel Müdürüydü.
Ayrıca emniyetin her alanında gözü kulağı vardı. Bir veya iki deÄŸildi, bir kiÅŸi veya iki kiÅŸi katledilmedi. Sistemli bir katliam yapıldı. Emniyet adına hiçbir soruÅŸturma da yapılmadı. Mehmet Bey’in olayları bilmiyor olmasını, düşünemiyorum. En azından bir soruÅŸturma baÅŸlatabilirdi. Ben kendisine müşterek dostumuz olan bir milletvekili aracılığıyla haber gönderdim. ‘EÄŸer bu olayları durdurmazlarsa ve bir soruÅŸturma baÅŸlatmazlarsa ben o zaman bildiklerimin hepsinin suratına tükürük gibi çarparım’ dedim. Mehmet AÄŸar’ın bizzat yaptığına dair somut bir bilgiye sahip deÄŸilim. Öyle bir bilgiye de ulaÅŸamadım. Hüseyin KocadaÄŸ ile de telefonda görüşüp sordum. KocadaÄŸ, isim vermeden AÄŸar’ı kastederek, ‘AÄŸa’nın haberi olmadan olur mu?’ diye cevap verdi. KocadaÄŸ ve Ümit BaÄŸbek kaçırılma ve katledilme operasyonlarında organize görevini yapmışlardı. Hüseyin KocadaÄŸ bana bunu net olarak söyledi. Ümit BaÄŸbek de bunu bana detaylı olarak izah etti. İlhan PaÅŸa benimle görüşmeye geldiÄŸinde Ümit BaÄŸbek’i aradı ve BaÄŸbek ile görüştüm. Ümit bana dedi ki, ‘Hüseyin PaÅŸa bizim babamızdır. Ben onun için ölüme bile giderim. Ama bu kararları deÄŸiÅŸtirmeye gücüm yetmez. Bu iÅŸ trilyon dolarla da deÄŸiÅŸmez. Bizler sana yönelik yapılacak olan operasyonu biraz sallayabiliriz, erteleyebiliriz ama iptal edemeyiz.’
‘Peki’ dedim, ‘Ümit, sen bu çalışmaların neresindesin?’ Dedi ki; ‘PaÅŸa beni arayıp sorduÄŸuna göre PaÅŸa olayları biliyor. Sana izah etsin ama biz uygulama biriminin başındayız’’ dedi. İlhan PaÅŸa bana detaylı olarak izah etti. Yani Ümit’in, koordineli olarak organize ettiÄŸini, kaçırma olaylarını, katledilme olaylarını, nereye atılması gerektiÄŸi olaylarının talimata uygun olarak yerine getirildiÄŸini bildiÄŸini söyledi. Bana Ümit dedi ki, ‘Sürekli aynı yerlere gitme, aynı arabalarla gezme, korumasız dolaÅŸma, telefonlarda gideceÄŸin yerleri konuÅŸma,Türkiye’den çıkıp gitsen de peÅŸinden gelecekler. KurtuluÅŸu yok bunun!’

PaÅŸa bu konuyla ilgili, ‘Ankara’da halletmeye çalışıyoruz senin adının listeden çıkması için. Onun gibi birkaç devlet büyüğü daha çalışıyor ama bunlardan bilgimiz olduÄŸu halde biliyoruz ki sonuç deÄŸiÅŸmeyecek.’ Sonuç itibariyle size söylemek istediÄŸim katledilen insanlarımızın katili, devlettir. Ankara’da bu hususla ilgili mahkeme vardı. Eren Keskin Hanım mahkemede avukattı ve mahkeme benim tanıklığım için karar aldı.Talimatla ifademin alınması için dosya Hollanda’ya geldi. Sanırım 2012 yılında Hollanda’nın Utrecht ÅŸehrinin adliyesinde Türkiye-Hollanda Adalet Bakanlıklarının çalışmaları sonucunda Hollanda hâkimine, Ankara Adliyesi’nin talimatı olan dosyaya göre sorularını yanıtladım. Eren Keskin Hanım, bu olayları daha iyi bilir. İfademin bir kopyasını size sunabilir. Bu hususta birçok kitaplar yazılacak kadar bilgi var ama özetle bildiÄŸim doÄŸrular bunlardır.
‘TÜRKİYE’DE UYUÅžTURUCU TRAFİĞİ BİR DEVLET SEKTÖRÜDÜR’
– Peker’in anlattıklarının özellikle uyuÅŸturucu ticaretiyle ilgili kısmından yola çıkarak soruyoruz, sizce uluslararası boyutta Türkiye’ye karşı kullanılabilir mi?
Sedat Peker’den bahsetmiÅŸsiniz. Bu adam kim, tanımam. Onun söylediklerini veya açıklamalarını da görmedim. Dolayısıyla bir yorum yapmayacağım. Ancak Türkiye’nin bir narko devleti olduÄŸu konusu bir sır deÄŸildir. Bunu sizlerin de bilmesi lazım! Bütün dünya da biliyor. Kolombiya, Meksika ve Afganistan gibi ülkelerde uyuÅŸturucu taciri çeteler, baronlar, karteller var ama o ülkelerde bile uyuÅŸturucu trafiÄŸi bir devlet sektörü deÄŸildir. Türkiye’de uyuÅŸturucu trafiÄŸi bir devlet sektörüdür.
BildiÄŸiniz gibi Susurluk soruÅŸturması esnasında Meclis Susurluk SoruÅŸturma Komisyonu Mesut Yılmaz’ın ifadesini aldığında Mesut Yılmaz çok net olarak, ‘Bu uyuÅŸturucu trafiÄŸi devletin kontrolünde yürütülüyor’ dedi. Parantez içinde söylemedi, açık ve net söyledi. Bu ifade o raporda mevcut duruyor. Türkiye’de bu iÅŸi bir baÅŸbakandan daha iyi bilecek biri de olamaz. Ayrıca Susurluk Meclis SoruÅŸturma raporu Veli Özdemir arkadaÅŸ tarafından kitaplaÅŸtırıldı. Öyle de ulaÅŸabilirsiniz. Ama o belgeler bizde de var. İsterseniz göndeririz sizlere. Devlet adına birileri yani Türkiye Devleti adına birileri ÅŸu çeteler var, bu mafya grubu var gibi açıklamalar yaparken yalan söylüyor. Türkiye Devleti adına birileri eÄŸer bir ÅŸahsın mafyada onlarca adamı olduÄŸunu biliyorsa onun bir suç örgütü olduÄŸunu, cezayı müeyyide gerektirecek neden olduÄŸunu ve tutuklanıp yargılanması gerektiÄŸini bilmesi gerekir. Bunu açıklayan devlet birimleri bilerek yalan söylüyorlar ve halkın dikkatini kendi pisliklerinden uzaklaÅŸtırmayı amaçlıyorlar. Türkiye’de küçük kanunsuz pis iÅŸler yapan insanlar olabilir ama onları alıp büyük mafya diye lanse ediyorlar ve kendi pisliklerini örtbas etmek için malzeme olarak da kullanıyorlar. Bunları bilelim. Dört tane akıl fukarası bir araya gelip baÅŸkalarının parasına göz dikiyorlarsa veya o amaçla eylem yapıyorlarsa onlara serseri soytarı denir. Mafya ve baba falan denmez. Yani bu durumun da anlaşılmasında yarar var. Devletin yapısı suç örgütü tarzını aÅŸamıyorsa mafya devletin kendisidir. DoÄŸruları kabul etmezsek o zaman var olan doÄŸrulardan ötürü oluÅŸan sorunları da çözümleyemeyiz. Bunun özellikle dikkate alınmasını rica ederim.
– Bilenler biliyor ama bilgileri tazelemek açısından soruyorum. Neden ÅŸu anda Hollanda’da cezaevindesiniz? Hakkınızda devam eden dava var mı? Varsa ne aÅŸamada?
Türkiye ve Hollanda Devletleri arasında yapılmış olan bir anlaÅŸma nedeniyle Hollanda’da rehin tutuluyorum. Evet, hapishanedeyim ama tutuklu deÄŸil, rehinim. Hollanda Adalet Bakanlığı genel sekreteri Joris Demmink, yani konum itibariyle bakan yardımcısı ve bir grup Hollanda ve Alman devletlerinin üst düzey görevlileri Türkiye’de 15 yaşından küçük çocuklarla cinsel iliÅŸkide bulunmuÅŸlar. Zorla tecavüz etmiÅŸler ve bundan ötürü de tutuklanmışlardı. 1995 yılında gerçekleÅŸen bu olayı Tansu Çiller ile anlaÅŸmanın kaynağı yapmışlar. Bununla ilgili elimizde gerekli ve yeterli belgelerde var. Hollanda hükümeti bu anlaÅŸmaya göre beni bulup Türkiye’ye teslim edecek, Türkiye de o da dava dosyasını örtbas edecek. Bunun da belgeleri detaylarıyla bizde mevcut ve tanık ifadeleri de bizde vardır. İstenirse size de gönderebilir avukatlarım. 1995 yılında yapılmış olan bu anlaÅŸma sonunda Joris Demmink baÅŸkanlığında K-4 diye gizli bir örgüt kurulmuÅŸ. Avrupa BirliÄŸi kontrolünde Joris Demmink bu örgütün baÅŸkanlığına atanmış. Türkiye’den mecburen yurt dışına çıkmış, kaçmış olan muhalefet Kürt ÅŸahsiyetler ve bazı demokratlar tutuklanmış. Yasadışı olarak Türkiye gönderilmiÅŸler. Kimileri de katledilmiÅŸtir. Bu ekip bu çalışmaları yapmış. Türkiye’de buna karşı, onlara baÅŸka kirli iÅŸler yapmış. K-4 örgütünün çalışmalarının içeriÄŸinde bulunan mevcut 1996 yılında Türkiye adına Cemil Çiçek denen XXX Moskova’da bu ekiple toplantılar yapmışlar ve o toplantının tutanakları da gizli tutulmuÅŸtur. Biz onun hepsini ele geçirdik. 1995 yılının 24 Aralık gününde çirkin bir tuzak sonucu benim Hollanda’ya getirilmem organize edilmiÅŸti. Sonra sahte belgelerle Interpol aracılığıyla kırmızı bültenle aranıyormuÅŸum gibi gösterilmiÅŸ ve Hollanda sınırında tutuklandım. Bu hususla ilgili bizde bu olayları doÄŸrulayacak resmi belgeler mevcut.
Bu davada Mehmet AÄŸar, Emin Arslan, Ferruh TankuÅŸ, Hüdai Sayın, Mestan Åžener ve İsmail Çalışkan görev yapmışlar. Bu hususta da resmi belgeler elimizde var. Ayrıca rahmetli olmadan önce Necdet Menzir 2008-2009 yılında yanlış deÄŸilsem, avukatıma bu olayları genişçe izah eden ifadeler yazıp gönderdi. Tecavüz edilen çocukların video kayıtlı ifadeleri var. Çocukları, Topkapı surlarının dibinden alıp Akgün Otel’e götürüp, yıkayıp üst baÅŸ giydiren ve Joris Demmink’in odasına götüren polis memuru Mehmet Korkmaz’ın videoya kayıtlı ifadesi var. Emin Arslan, benim tutuklanışımdan sonra Hollanda, Almanya ve İngiltere polislerinin Macaristan’a âlem yapıp tutuklanışımı kutlamaya götürdüğünü kendisi Arena programında açıklamıştı. Mehmet Korkmaz küçük çocukları bulup, yıkayıp, giydirip Joris Demmink’in otel odasına götürürken bile Joris Demmink denen sapkın Akgün Otel’de yaptığı masrafı Emin Arslan’ın elinden bizzat almış. Bunların tutanakları da elimizde.
‘BİZ TÜRKİYE İLE ANLAÅžMA YAPTIK, DELİLLER OLUÅžTURULACAK, GİT İŞİNİ YAP’
Hollanda’da baÅŸsavcı olan Jan Koers 1995 yılında Türkiye’de Emin Arslan, Ferruh TankuÅŸ ve soyadı Köksal olan İstanbul devlet güvenlik mahkemesi savcısı ile toplantılar yaptı. Toplantıda bu kiÅŸilerin kendisine, ‘‘Hüseyin BaybaÅŸin’in aleyhinde elimizde delil yoktur’’ dediklerini ve Jan Koers’un kendilerine, ‘sizin elinizde delil yoksa benim Hollanda adaleti adına yaptığım bir çalışma olamaz’’ demiÅŸ. Emin Arslan’da; ‘‘Biz sizin devletinizle anlaÅŸma yaptık. Delil olsaydı biz onu kendimiz tutuklardık. Sizin ülkede onu tutuklayacak ve Türkiye’ye vereceksiniz, diye anlaÅŸma yapmazdık. Siz bu iÅŸi yapmak zorundasınız’ diyor.
Jan Koers toplantıyı terk ediyor. Hollanda’ya geri geliyor ve kendi amirlerine durumu izah ediyor. Dikkatinizi çekerim ki o süreçte Hollanda Uluslararası Adli iliÅŸki biriminin baÅŸkanıdır, Jan Koers. BaÅŸsavcı sıfatını taşır. Amirine bunları anlattığı zaman amiri de, ‘DoÄŸrudur biz Türkiye ile anlaÅŸma yaptık. Delilleri Emin Arslan oluÅŸturacak. Git iÅŸini yap’ diyor. Jan Koers ise kızıyor ve istifa ediyor.
Jan Koers’un bu ifadesi benim uydurma davamın dosyasının içinde var. Adına dava dosyası dediÄŸimiz aslında Emin Arslan ve Hugo Hillenaar’ın İstanbul’da oluÅŸturdukları sahte evraklarla hazırlanmıştır. Hugo Hillenaar denen Hollandalı savcı, Jan Koers istifa ettikten sonra onun yerine tayin ediliyor. Hugo Hillenaar XXX bir karakterdir. Hollanda’da halen üst düzeyde bir savcıdır ve Jan Koers istifa edince onun yerine Hugo Hillenaar’ı görevlendiriyorlar ve iÅŸler yeniden devam ediyor. Bunların anlaşılması için gerekiyorsa dosyalara bakmanızda yarar var. Hugo Hillenaar ve Emin Arslan’ın İstanbul’da baÅŸkanlık yaptıkları grup tarafından oluÅŸturulan sahte evraklar, sahte telefon konuÅŸma kayıtları Türkiye’deki kirli iÅŸleri örtbas etmek için oluÅŸturulmuÅŸ ve Hollanda’da aleyhimde kullanılmıştır. Hollanda da kendi üst düzey devlet görevlilerinin Türkiye’deki davasını örtbas edilmesi için bu pis görevi üstlenmiÅŸtir. Bu dosya kapsamlı olarak 2009 yılında olması gerekir. Avukatlarım tarafından Bay ErdoÄŸan baÅŸbakanken kendisine gönderildi. Kendisiyle benim Türkiye’den avukatım Rezzan Ekinci arasında yapılmış olan e-mail iletiÅŸimi görüşmeleri de mevcuttur. Kendisinin o dönemde dürüst davrandığını söylemeliyim. SoruÅŸturma açılması için talimat verdi.
‘ZEKERİYA ÖZ VE CEMİL ÇİÇEK HOLLADALI YETKİLİLERİN İŞLEDİĞİ SUÇU ÖRTBAS ETTİLER’
Sonra Cemil Çiçek müdahale ediyor ve İstanbul’daki XXX savcı Zekeriya Öz’le birlikte davayı örtbas etmek için karar veriyorlar. ‘‘Zamanaşımı nedeniyle soruÅŸturma yapılamaz, soruÅŸturmaya yer yoktur’’ ÅŸeklinde bir kararla davayı kapatıyorlar. Biz yeniden ErdoÄŸan’a aynı avukat kardeÅŸim aracılığıyla durumu bildirdik. Yine talimat verdi ve yine Zekeriya Öz bizzat zamanaşımı dolayısıyla soruÅŸturmaya yer yoktur, diye karar verdi. Hâlbuki devam ediyor olan bir davanın zamanaşımı olmaz. Dava aynen hala devam ediyor. Hollanda’da hala devam ediyor. Yani bu devam ettiÄŸi sürece zaman aşımı mı olurmuÅŸ. Ama ‘’BaybaÅŸin Davası’’ ile ilgili gerçekler örtbas edilsin diye hukukun içine edildiÄŸini söylemek doÄŸru olur. Bu hususlarla ilgili kitaplar yazılmış. Uzman ve ÅŸerefli profesörlerin yazdığı kitaplar ve uzmanların raporları mevcuttur. Ayrıca ABD Kongresinde davamla ilgili oturum yapılmış. Bu oturumda benim avukatım ve Hollanda polis istihbarat ÅŸefi soruları cevaplamıştır. Avukatlarım bu linki de size gönderebilirler. Halen dünya medyası tarafından, dünya devletleri tarafından biliniyor. Bunlar Türkiye narko devleti ile Hollanda’nın pedofili-sübyancı devleti olduÄŸunun kanıtıdır. Bu kanıtlar benim dava dosyamın içeriÄŸindedir. İspatı gizli deÄŸil ama sizin için bilinmiyorsa lütfedip alıp bakabilirsiniz. Benim ÅŸimdi size söylediklerimin her kelimesi gerçek bilgilere dayanıyor. Hollanda’da Yücel YeÅŸilgöz denen XXX bir kiÅŸilik var- ayrıca bunun da XXX olduÄŸu anlaşılıyor. Hollandalı yine XXX profesör Frank Bovenkerk, ‘Türkiye’nin Mafyası’ adında yalan içerikte bir kitabı imzalamışlar. O kitabı, benim davamın soruÅŸturan KuzeydoÄŸu Hollanda polis birimi yazmış. Bu ikisi de sözde uzman diye imzalamışlar. Yücel YeÅŸilgöz aslen Tuncelili olup Hollanda’da yaşıyor. Alkolik, XXX bir kiÅŸiliktir. Maalesef Kürttür. Bir de para için herÅŸeyi yapacak biri olan maalesef Elazığ Kürt kökenli Tayyar Çetinkaya diye biri de tercüman olarak aslı olmayan sözde telefon konuÅŸma kayıtlarını, varmış gibi tercüme edip imzalamış ve böylece 25 yıldır uÄŸraşıyoruz. Bu hususta istiyorsanız avukatlarım sizlerle görüşürler. İzah ederler. Emin Arslan denen XXX bu iÅŸte kritik rol oynamıştır.
– Türkiye’den bu süreçte herhangi bir yetkili sizinle temasa geçti mi?
Türkiye’den devlet adına bazı ÅŸahıslar ve bazı üst düzey görevlilerle zaman zaman görüşmelerim oldu. Ancak izninizle bu hususa ÅŸimdilik deÄŸinmek istemiyorum. Anlayışla karşılamanızı rica ediyorum.
– EÄŸer bir gün tekrar dışarı çıkarsanız hayatınızı nerede ve nasıl geçireceÄŸinize dair bir düşünceniz var mı?
Fiziksel olarak burada rehin tutuluyorum ama zihinsel olarak zaten dışarıdayım. SorduÄŸunuz için size söyleyeyim, dışarı çıkınca Kürdistan BirleÅŸik Devletleri’ni resmileÅŸtirip orada yaÅŸayacağım. Kürdistan BirleÅŸik Devletleri adına 2018 yılında biz İsviçre’nin Lozan ÅŸehrinin Le Château D’ouchy’ de hükümet ilân ettik. BildiÄŸiniz gibi aynı odada 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmiyet kazanması ilan edilmiÅŸti ve parçalanmıştı, İngilizler ve Fransızlar tarafından.
Biz aynı odada onların suratına bir tokat olsun diye Kürdistan BirleÅŸik Devletleri inisiyatifi projesini, haritasını dosyalayıp hükümet kuruluÅŸunu ilan ettik. Biz ÅŸimdi o çalışmaları yürütüyoruz ve çıktığımda o inisiyatifi gerçekleÅŸtireceÄŸiz. Kürdistan BirleÅŸik Devletleri adlı ‘Kürdistan’ın tamamını birleÅŸtirmek ve Kürt halkının hepsini Kürdistan’da yaÅŸayan Kürt olmayan ırkların da aynı devlet çatısı altında uygar, demokratik normlarla oluÅŸacak bir hukuk devleti ÅŸemsiyesi altında yaÅŸamalarını saÄŸlamayı’ hedefliyoruz.
(ArtıGerçek – AyÅŸegül KARAKÜLHANCI)
