Sömürgeci faÅŸist devletin politikasının odağında çözüm deÄŸil teslimiyet dayatması yatıyor. Devlete baÅŸkaldırarak hiçbir hakkın elde edilemeyeceÄŸi, faÅŸizme ve sömürgeciliÄŸe karşı silahlı mücadelenin beyhude olduÄŸu, devletin lütfuna sığınmak dışında bir yol olmadığı bilinci Kürtlere ve bütün ezilenlere ideolojik bir zehir olarak zerk ediliyor. FaÅŸist devlet silahların gömülmesinden öte umutların gömülmesine çalışıyor. Oysa çok iyi biliniyor ki, bugün Türkiye’de kimi demokratik kırıntılar varsa bunlar büyük bedeller uÄŸruna elde edilmiÅŸtir, devlet lütfetmemiÅŸtir.
Onurlu ve demokratik bir barış Türkiye’nin bütün halklarının ve ezilenlerinin arzusudur.
Kürt ulusal sorunu çözülmeden, bir baÅŸka deyiÅŸle Kürtlere kendi kaderlerini tayin hakkı tanınmadan Türkiye’de demokrasi inÅŸa edilemez. Bu hakkı hangi biçimde kullanacağına Kürt ulusu karar verebilir. Bunun için bu kararı baskı altında olmadan özgürce verebileceÄŸi koÅŸulların oluÅŸturulması gerekir.
Bu koşullardan ilki Kürtlerin ulusal varlığının Türk devleti tarafından tanınmasıdır. Kürt ulusal varlığı inkar edilmektedir. On yıllardır süren ulusal demokratik mücadele sonucu Türk devleti Kürtlerin kimi bireysel haklarını tanısa da onları bir ulus olarak tanımamış, inkarda ısrar etmiştir.
İkinci temel koşul Kürtlerin Türklerle tam hak eşitliğinin önündeki bütün engellerin kaldırılmasıdır. Anadilde eğitim verilmeden, Kürtçe resmi dil olarak kabul edilmeden, ırkçı, ayrımcı her türlü uygulama, yasa ve yönetmelik iptal edilmeden bu eşitliğin temel şartları oluşturulamaz.
Üçüncü koşul örgütlenme, söz ve eylem özgürlüğünü yok eden ya da kısıtlayan her türden faşist yasa ve yönetmeliğin yürürlükten kaldırılmasıdır.
Bu koşullar gerçekleştikten sonra kendi kaderini tayin hakkını hangi yönde kullanacaklarına; ayrılma, federasyon ya da eşit yurttaşlık seçeneklerinden hangisini seçeceklerine Kürtlere bir referandumla sorulmalıdır.
‘SÜREÇ’ HANGİ YÖNDE İLERLİYOR
Kürt halk önderi Öcalan çözüm ve barışa kapı aralayan bir uzlaÅŸma temelinde bütün sorumluluÄŸu üstüne alarak PKK’nin feshedilmesini ve silahlı mücadele yöntemine son verilmesini istedi ve PKK de bu yönde adımlar attı. EÄŸer taraflar yeniÅŸememiÅŸse, bir pat durumu varsa asgari temelde de olsa, geçici de olsa bir uzlaÅŸma kaçınılmazdır ama temel haklar bir ÅŸantaj konusu yapılamaz. Görülüyor ki faÅŸist ÅŸeflik rejimi ayak sürtmektedir. Sömürgeci faÅŸist Türk devleti bir “uzlaÅŸma” arayışında olmaktan çok uzakta, uzlaÅŸmadan çok bir teslimiyet dayatıyor. FaÅŸist ÅŸeflik rejimi en sıradan adımlar, örneÄŸin, hasta tutsakların serbest bırakılması, kayyum politikasına son verilmesi gibi adımlar için dahi ÅŸantaj politikası güdüyor. Önce Öcalan fesih çaÄŸrısı yapsın ondan sonra adım atarız dendi, Öcalan’ın çaÄŸrısından sonra PKK kendini feshettiÄŸini açıklasın dendi bu da yapıldı. Åžimdilerde silahlarını teslim etsin, kadrolarını dağıtsın, bir daha asla yeni bir örgütlenme giriÅŸiminde bulunmasın, Rojava’daki özerk yönetim ve onun silahlı birlikleri de kendini dağıtsın HTÅž’ye baÄŸlansın, Avrupa’da da PKK ardılı hiçbir örgütlü yapı kalmasın dayatmasında bulunuyorlar. Bu dayatmanın karşılık bulması için Medya Savunma Alanları’na saldırmaya, Rojava’daki özerk yönetimin tasfiyesine dönük siyasi, diplomatik hamleler geliÅŸtirmeye, Türkiye’de tutuklamalara devam ediyorlar. “KardeÅŸlik hukuku” deÄŸil “düşmanlık hukuku” yürürlükte. Görülüyor ki devletin aradığı çözüm ve barışa kapı aralayan bir uzlaÅŸma deÄŸil tam teslimiyettir.
SÖMÜRGECİ BURJUVA FAŞİST TÜRK DEVLETİNİN İKİLEMİ
Türk devleti büyük bir ikilem içinde. Kırk yıldan fazladır PKK ile savaşıyor ama onu yenemedi. PKK’nin varlık sebebi olan Kürt ulusal bilincini ortadan kaldırmak bir yana Kürtlük bilinci milyonları saran bir örgütlülüğe dönüştü. Kürt ulusal sorunu uluslararası bir nitelik kazandı ve Kürtler bilhassa DAİŞ’e karşı savaÅŸları ve zaferleriyle Êzidîlerin soykırımdan kurtuluÅŸunda oynadıkları rolle birlikte dünya halklarının sempatisini kazandı. Sömürgeci Türk devleti PKK’yi yok edemediÄŸi gibi Rojava’daki halkçı demokratik devrimi de yıkamadı.
İran’ın OrtadoÄŸu’daki etkisinin kırılması İsrail’in batılı emperyalistlerin tam desteÄŸiyle OrtadoÄŸu’da hegemonya savaşına giriÅŸmesi, Suriye’de HTÅž çetesinin emperyalistlerin eliyle Esad’ın yerine geçirilmesi Türk devletini bir yol arayışına itti. Bu yeni koÅŸullar altında Kürtler OrtadoÄŸu’da kilit bir konum kazanıyordu. Türk devleti Kürtlerle savaşı sürdürerek deÄŸil onlarla uzlaÅŸarak hegemonya mücadelesinden pay kapabilirdi. PKK’yi yenememesi, Rojava’yı yıkamaması ve OrtadoÄŸu’da ortaya çıkan yeni hegemonya mücadelesi Türk devletini Öcalan’ın kapısını çalmaya mecbur etti.
Bir yandan köklü çözüm yönünde yürümek gerekirken diğer yandan Türk devleti Kürt ulusal varlığını tanımadan, ulusal tam hak eşitliği yönünde adım atmadan kimi palyatif çözümlerle sorunu geçiştirmeye çalışıyor. Bu tam bir ikilemdir.
Türk devleti bu ikilemden çıkamaz. Çıkamaz, çünkü Kürtlerin ulusal varlığını tanısa bir baÅŸka deyiÅŸle inkar politikalarına son verse bunun Türk egemenlik sisteminin sonunu getireceÄŸi ve Kürtlere ayrılma yolu açacağı korkusu yaşıyor. PKK’nin 12. Kongre’de aldığı fesih ve silahlı mücadele yöntemini sonlandırma kararında ırkçı, inkarcı 1924 anayasası ve Kürdistan’ın esaretini onaylayan Lozan’ı iÅŸaret etmesi dahi bu korkunun bir paranoya hali almasına yetti.
FAŞİST BİRİKİM
Kürt ulusal sorununun uzlaşma temelinde çözülmesinin en önemli engellerinden biri on yıllar boyunca oluşmuş faşist devlet birikimidir. Bu sadece askeri faşist darbelerle oluşan bir birikim değildir, bundan öte bu giderek biriken kesintisiz bir faşistleşme sürecidir. Kürt ulusal devrimini bastırma girişiminde başarısız kaldıkça sömürgeci faşist karşıdevrim çok daha saldırgan bir nitelik kazanmıştır. Bugünkü faşist şeflik rejimi bunun yeni bir aşamasıdır.
FaÅŸist anayasa, yasa ve yönetmelikler ve bunları uygulayan bürokratlar kadar yasadışı faÅŸist devlet görevlileri özel bir konum edinmiÅŸtir. Bu konumlarını kaybetmemek için burjuva demokratlara karşı dahi tahammülsüzdürler, faÅŸist tutuklama ve baskı, devrimci demokratik halk muhalefetini aÅŸarak faÅŸist ÅŸeflik rejimine ÅŸu ya da bu düzeyde muhalefet eden herkese yönelmiÅŸtir. FaÅŸist ÅŸeflik rejimi faÅŸist anayasal sistemin kurallarına dahi uymamakta, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını tanımamakta, hukuku burjuva muhaliflerini bile susturmanın bir silahı olarak kullanmaktadır.
Faşist şeflik rejimi aynı zamanda bir çeşit mafya devletidir, uyuşturucu devletidir. Faşist kirlenme ve yozlaşma, rüşvet ve yolsuzluk tepeden tırnağa bütün devleti esir almış durumda. Kürtlere karşı yürütülen kirli savaş devlet kurum ve kadrolarını tam bir bataklığa sürüklemiştir.
“Süreç”in mimarlarından faÅŸist Bahçeli’yi ele alalım, mafya liderleri olan Alaattin Çakıcı’nın, KürÅŸat Yılmaz’ın ve irili ufaklı diÄŸerlerinin lideridir. İçiÅŸleri eski bakanı Süleyman Soylu uyuÅŸturucu icaretinin merkez üssüydü. Eski baÅŸbakanlardan Binali Yıldırım ve oÄŸlu kokain ticaretinden zenginliklerine zenginlik kattılar. MİT eski baÅŸkanı ve ÅŸimdilerde DışiÅŸleri Bakanı olan Hakan Fidan Kıbrıs’taki uyuÅŸturucu ticareti ve kara para aklama iÅŸlerindeki rolüyle gündeme geldi. Örnekleri çoÄŸaltmak mümkün.
Türkiye’nin demokratikleÅŸmesi, politik özgürlüğün elde edilmesi Kürt ulusal sorununun çözülmesiyle olanaklı hale gelebilir. Bunun gerçekleÅŸmesi faÅŸizmin çözülmesine yol açar. FaÅŸizm sadece bir ideoloji deÄŸil, sadece yasalardan da ibaret deÄŸil, sadece ÅŸu ya da bu partinin politikası deÄŸil Türkiye’de faÅŸizm asıl olarak kurumlaÅŸmış devlet aygıtları ve onları sevk ve idare eden kadrolarda karşılık bulur. Bu aygıtlar ve kadrolar Kürt ulusal sorununun çözüm yolunu açarak kendi kendilerini, konumlarını, varlıklarını feda edebilirler mi? FaÅŸizm kendi kendini çözebilir mi?
SİLAHLARDAN ÇOK UMUTLARIN GÖMÜLMESİ
Elbette sömürgeci faşist Türk devletini uzlaşma arayışına mecbur bırakan Kürt ulusal özgürlük mücadelesidir. Daha önce olduğu gibi şimdilerde kimi palyatif adımlar atmaya zorlayan da büyük bedeller ödenerek verilen savaşımdır.
Sömürgeci faşist devletin politikasının odağında çözüm değil teslimiyet dayatması yatıyor. Bazı pansuman tedbirler alınacaksa bile bunun mücadelenin değil devletin bir lütfu olduğu propaganda edilmek isteniyor. Devlete başkaldırarak hiçbir hakkın elde edilemeyeceği, faşizme ve sömürgeciliğe karşı silahlı mücadelenin beyhude olduğu, devletin lütfuna sığınmak dışında bir yol olmadığı bilinci Kürtlere ve bütün ezilenlere ideolojik bir zehir olarak zerk ediliyor. Faşist devlet silahların gömülmesinden öte umutların gömülmesine çalışıyor. Bu bir faşist psikolojik savaştır.
Bu psikolojik savaÅŸ gerçeÄŸin ters yüz edilmesini hedefliyor. Oysa çok iyi biliniyor ki, bugün Türkiye’de kimi demokratik kırıntılar varsa bunlar büyük bedeller uÄŸruna elde edilmiÅŸtir, devlet lütfetmemiÅŸtir.
DEVRİMCİ BİRİKİM
Türk burjuva faÅŸist devleti için en büyük korku Kürt ulusal mücadelesi ile Batı’nın işçi-emekçi-gençlik-kadın hareketinin mücadele birliÄŸidir. Bu nedenle böyle bir mücadele birliÄŸinin oluÅŸmaması için devletin bütün faÅŸist aygıtlarını harekete geçirmektedir. Biliyorlar ki sadece Bakur’da deÄŸil Türkiye’de de bütün saldırılara karşı yok edilemeyen bir devrimci birikim vardır. Kurumsal ve kadrosal zayıflamasına karşı faÅŸist devlet bu birikimin halkla buluÅŸmasından korkuyor. Yıllar sonra Gezi ayaklanmasından intikam alma davaları açması bu korkunun boyutunu gözler önüne seriyor. Nafile, Gezi’den on iki yıl sonra patlayan 19 Mart ayaklanması Türkiye’de bir kitlesel isyan hafızası oluÅŸmaya baÅŸladığını gösteriyor. 19 Mart ayaklanması bilhassa gençlik içinde biriken devrimci potansiyeli açığa çıkardı. Devlet devrimci birikimin bu potansiyelle birleÅŸerek olası bir devrimci patlamaya yol açmasını engellemeye çalışıyor. Bu da faÅŸist ÅŸeflik rejiminin faÅŸist yasalardan, kurumlardan vazgeçmemesinin bir baÅŸka gerekçesini oluÅŸturuyor.
Türk burjuva faÅŸist devleti ezilenlerin en temel sorunları olan yoksullaÅŸma, adaletsizlik ve özgürlükten yoksunluk sorunlarına çözüm getiremez. Bu sadece Türk burjuva devletinin de çıkmazı deÄŸil. Bütün dünya halkları farklı düzeylerde de olsa bu sorunların girdabındalar. Bu koÅŸullar bir yandan gençliÄŸin yeni faÅŸist hareketlere meyletmesine yol açarken diÄŸer yandan sosyalizme, antifaÅŸizme doÄŸru bir eÄŸilim de gençler arasında boy veriyor. Türkiye ve Bakur’un farkı uzun yıllara yayılan kesintisiz devrimci mücadelenin yarattığı bir birikimin varlığıdır. Bu birikimin derlenip toparlanması, Kürt ulusal mücadelesi, işçi ve emekçi halk hareketi ve gençliÄŸin mücadele birliÄŸini yeni bir düzeyde buluÅŸturmaya zemin yapılması devrimcilerin baÅŸlıca görevlerindendir.
Seçtiklerimiz: Arif Çelebi – Etha – 13.06.2025
