İsmet Alıcı’nın Mayko Yayınlarından çıkan ”Arkadaşım Sonbahar” adlı ÅŸiir kitabı, 96 sayfa ve 91 ÅŸiirden oluÅŸuyor. Åžiirlerde doÄŸa imgeleri, varoluÅŸsal sorgulamalar, toplumsal eleÅŸtiriler ve insanın içsel çatışmalarını harmanlayan tematik bir çeÅŸitlilik hâkim.
İsmet Alıcı’nın Arkadaşım Sonbahar kitabındaki ÅŸiirleri, toplumsal duyarlılığını yansıtan yoÄŸun imgeleri, politik duruÅŸu ve lirik derinliÄŸiyle dikkat çekiyor. Åžair, ÅŸiiri hem bir sanat hem de bir direniÅŸ aracı olarak kullanıyor.

Kitabın genelinde toplumsal eleştiri, isyan, tarihsel travmalar, doğa ve insan ilişkisi, yalnızlık ve varoluş sancıları gibi temalar belirgin bir şekilde işlenmiş. Şair, anlatım tarzında yer yer epik, yer yer lirik bir üslup benimsemiş. Özellikle Marksist bir dünya görüşüyle şekillenen şiirlerin, Brecht ve Nâzım Hikmet’in izlerini taşıdığını söylemek mümkün.
Kitapta Mavilik gibi şiirlerde doğa ve melankoli ön plandayken, Filistin Şiiri ve Parçalanmış Şarapneller gibi başlıklarda direniş, adaletsizlik ve acı politik bir dille ele alınıyor. Postmodern Çağ şiirinde teknolojik yabancılaşma, Kambur Sisifosta ise mitolojik bir metaforla modern insanın çaresizliği işleniyor. Bu çeşitlilik, kitabı hem kişisel hem de kolektif bir sese dönüştürüyor.
Alıcı’nın ÅŸiirindeki dil ve üsluba bakarsak; ÅŸiirinde metaforlar, keskin imgeler ve soyutlamalar sıklıkla kullanılmış. Serbest nazım tercihiyle birlikte bazı ÅŸiirlerde tekrarlar ve vurgular, müzikal bir etki yaratıyor. Ancak yoÄŸun imgelem ve tarihsel/güncel referanslar (Marquis de Sade, Suruç Katliamı) okuyucudan ön bilgi veya derinlikli bir okuma gerektirebiliyor.
Kitabın öne çıkan yönü, otoriteye, zulme ve eşitsizliğe karşı isyankâr bir dil taşıması. Bağırıyor Zorbalar şiiri, baskı mekanizmalarını sert bir dille eleştirirken, Çingene Mahallesi gibi şiirler marjinalleştirilmiş kesimlerin yaşamına odaklanıyor. Şair, toplumsal adaletsizlikleri lirik bir öfkeyle yansıtıyor.

Kitaptan iki ÅŸiiri yorum katarak paylaÅŸmak istedim.
1- MAVİLİK
konuÅŸmam gerek
bu dört duvar koruyacak mı beni
dili çözüldü taşın ve çiçek açtı
lüle taşından heykeller fener gibi
kanat takıp uçacak sanki
insan korkularını yenince
pencerede çırpınan kelebek
zöhre yıldızına benzer
elini göğsüne koyunca maviliği duyarsın
denizin ve gökyüzünün maviliğini
rüyada bile gerçeği söyler ağzın
bir aya benzersin bir aya kanlı ışığıyla
artık yalnız bir ağacım ormanda
köklerim kardeşlerime bağlanmış.
(Şiir, bir yandan korkuların aşılmasıyla gelen bir özgürleşme hissi, bir yandan da doğaya ve insanlığa duyulan derin bir bağ kurma düşüncesi üzerine kurulu. Şiirin sonunda yalnız bir ağaç olsan da köklerinin kardeşlerine bağlı olması, yalnızlığın bile toplumsal bir bağlantı içinde var olabileceğini düşündürüyor.
Bu ÅŸiirdeki imgeler güçlü ve sembolik. “Rüyada bile gerçeÄŸi söyler aÄŸzın” dizesi bana özellikle ilginç geldi. Bu dizede bilinçdışı ve sezgisel bir anlam var gibi görünüyor.)
2- İSYANCININ ŞARKISI
onu buzlu rüzgârda tanımıştım
parmaklarımız bembeyazdı, botlarımızın içi su
sonsuzluÄŸa giden o yolda.
soluk al desem!
ellerimiz dondu derdin, sıkamayız yelkovanla akrebi
bu havadan daha güçlü olmalı ciğerimiz
haydi yürü, şarkı söyle, düş kur, ısıt kanını
kimse yoğurmayacak bizi ne çamurdan ne buzdan
unut o şükür denen sözü
esaret bize göre değil
haydi yürü, şarkı söyle, düş kur, ısıt kanını
alışsın onlar da buzların içinde yürümeye
alışsın onlar da duvarların ötesine gitmeye
alışsın onlar da boyun eğmemeye
haydi yürü, şarkı söyle, düş kur, ısıt kanını
(Alıcı’nın bu ÅŸiirinde de mücadelenin yalnızca bir zorunluluk deÄŸil, aynı zamanda bir yaÅŸama biçimi olduÄŸu hissediliyor. Bu ÅŸiir, bir tür devrim ÅŸarkısı gibi de okunabilir. İçinde hem fiziksel dayanıklılık hem de umut var.)
Muazzez Uslu Avcı – 08.02.2025
