38’de Dersim tanrının yeryüzündeki cehennemiydi | Fadıl Öztürk


Kaçarken geride bıraktıkları ölülerden öğrendik. Alınlarını taşıyan kaşlarıyla aynen bize benziyorlardı. Yüzleri vardı, anneleri tarafından öpülmüş çocuk yüzleri…
Fadıl Öztürk

Biz o yüzde suda yaÅŸayan insanlardık, daÄŸlar solungaçlarımız, kuÅŸlar hava kabarcığımızdı. Bir gün Ankara’dan o suyu kuÅŸatmaya geldiler. İmparatorlukları suda erimiyor, örste dövülmüyordu. Dualarımıza sığındık, insafın sınırlarını bile aşıyordu öfkeleri. Kandan bir gömleÄŸi geçirip gencecik insanların bedenlerine, “gidin öldürün, ölün!” diyorlardı. Bizi de kendilerine benzeterek, kanlıları yapmak istiyorlardı. Olmadık! Yeri gelince yaralarını yaramız gibi sarıp, hayatlarına geri yolladık onları…

Kadın, çocuk ve yaÅŸlılar olarak çekildik meÅŸe yapraklarının altına. Kar tutan, bulutu başına baÄŸlayan ama öfke tutmayan daÄŸların insafına sığındık. DaÄŸların eteÄŸinden tutunmuÅŸ biz ‘zavallıları’ ne ziyaretler, ne de daÄŸlar kurtardı. Tanrısı terk etmiÅŸ kullar olarak, çocuklarımızın ölüsünü gözyaÅŸlarımızla yıkadık…

*

Kaçarken geride bıraktıkları ölülerden öğrendik. Alınlarını taşıyan kaÅŸlarıyla aynen bize benziyorlardı. Yüzleri vardı, anneleri tarafından öpülmüş çocuk yüzleri… El, ayak parmak sayılarımız birbirinin aynıydı. Bazılarının parmaklarında yüzükleri vardı. Geri dönmezlerse ardından aÄŸlayacak sevgilileri olduÄŸunu tam orada anladık ve yüzlerini gün doÄŸumuna çevirerek, ölülerimiz gibi, onları o yüzükleriyle gömdük…

Bir farkımız vardı onlardan. Bizim parmaklarımız hayata ,onların parmakları bir emirle tetiÄŸe uzanıyordu. Damarlarında dolaÅŸan kan bizim damarlarımızdan akanla aynı renkteydi. Bir anne sütüyle büyütmüştü onları, bizi büyüten anneler gibi bembeyaz. Ama devlet ölüme yolluyordu onları. Orada kendi kardeÅŸlerimizi gömer gibi acıyla gömdük onları.

PerÅŸembenin boynu akÅŸama eÄŸilip, karanlık dünyamıza egemen olurken, mezarları gören pencerelerimize bütün ölmüş ve öldürülmüşler için de bir mum yaktık. Acı bizi, biz insanlığımızı hiç terk etmedik.

KuÅŸların yurdu gökyüzüydü üstümüzde ve gece yerini yıldızlara bırakırdı. Işıkla kuÅŸlar arsında bir iliÅŸki vardı mutlaka, anne ile oÄŸul arasında olduÄŸu gibi doÄŸal bir iliÅŸki… Ama insanla toprak arasındaki iliÅŸki neden ölümdü ve neden ölüm çok karanlıktı, Tanrım?..

İndirilmiÅŸ bütün kitapların satır aralarında mezarlar varken ve biz onların tersine yüzümüzü ışığa dönmüş, ateÅŸi hiç söndürmemiÅŸken, bedenlerimizi ruhumuz gibi kötülükten arındıran nefisken, neden kimse imdat çığlığımızı duymadı ve neden sesimiz ateÅŸ deÄŸil, kül olup döküldü? Ya Düzgün Baba, ya Munzur Baba, ya Sultan Xıdır, neden bizi kendi yurdumuzda terk ettiniz. Bir baÅŸka yurdu istilaya mı gittik, bir baÅŸak diyarı esir tutup, kılıçtan mı geçirdik? Neden?…

Hayat bir gömlekti üstümüzde, canımızdan dokunmuş ipekten bir kumaştı hayat. Oğullarımızın acısıyla soyunduk ölüm ölüm çıplak kaldık, kızlarımızın kendini suya atmasıyla yıkadık ağıtları, çıt çıkmasın diye emdikleri memeye başları bastırılarak boğuldu bebelerimiz…

Şarkılarımızın gözyaşlarından yapılmış olması bundandır…

Susun!..

Çıt çıkmasın!..

Kalbinizi durdurun, nefes alışınızı, ölüm duyar! Susun!..

Xade sana sığınmıştık, dağına, taşına…Niye?… Bilirim, sana karşı nefreti büyütürsem ot bitmez çöl olur yüreÄŸim. Annelerin sütü geçiyor önümüze. Bilirim, mevsim deÄŸiÅŸecek ve sen bir çiçeÄŸe yeniden hayat verirken oÄŸul ve kızlarımızın bedeninden kurÅŸunu alıp, onlara yeniden hayat veremeyeceksin… Bu kimin acısıdır bize giydirdin, bu kimin ÅŸivanıdır ki getirip kapımıza döktün?..

Derdimdir, yaktı beni, görmedin, duymadın. Bilmem nedendir bizden yüz çevirdin. Senin indiÄŸin yerden çıksam katına, figanım hiç bir kuÅŸu ürkütmeden dalından, sadece senin duyacağın biçimde, bir dua fısıltısıyla, söyle! yolunda yalın ayak yürüdüğüm; Bu nasıl bir Kerbela?… Yalvarırım, beni dilsiz bırakma!…

Seyid döndü ve dedi ki, ‘Eyvah! Artık otlar, çiçekler de aleyhimde ÅŸahitlik ediyorlar. ÇocuÄŸunu diÅŸiyle taşıyan ana, benden teslim olmamı bekleme. Kurtulacağınızı bilsem, o an yıkanır, bembeyaz bir kefen giyip öyle gider veririm hesabımı ulu divana… DeÄŸil!.. Dünya artık nimet deÄŸil, eziyettir bana. Biliyorum, akıbetim ip olacak ben zavallı Rızo’ya…’

38’de Dersim tanrının yeryüzündeki cehennemiydi…

Ey tanrı!..
Bizi dağların kavmi olarak verdiysen yeryüzüne,
neden dağların da senin gibi yüz çevirdiler bize?..


Seçtiklerimiz: Fadıl Öztürk – Artı Gerçek – 11.11.2017


Şair Fadıl Öztürk yaşamını yitirdi