Sovyetler BirliÄŸi’nin 54 yıl önceki Çekoslovakya operasyonu gibi, Rusya’nın bugünkü Ukrayna operasyonu da sol içi tartışmalara yol açacak mı?
Sovyetler BirliÄŸi ve onun liderliÄŸindeki VarÅŸova Paktı ülkelerinin 1968’de Çekoslovakya’ya silahlı müdahalesi dünya solunda olduÄŸu gibi Türkiye solunda da ciddi görüş ayrılıklarına yol açmıştı. Sovyetler BirliÄŸi dağıldıktan sonra onun yerine alan Rusya Federasyonu‘nun geçen hafta Ukrayna’ya karşı baÅŸlattığı silahlı operasyon da solda yeni görüş ayrılıkları yaratmakta gecikmedi.
DoÄŸrudan tanık olduÄŸum ilk çatışma, NATO’nun ve Avrupa BirliÄŸi’nin baÅŸkenti konumundaki Brüksel’de, Belçika Temsilciler Meclisi‘nde yaÅŸandı.
24 Åžubat’ta toplanan mecliste, Sosyalist Parti ve Ecolo da dahil tüm partilerin sözcüleri, bu dramın oluÅŸmasında baÅŸta ABD ve müttefiklerinin oynadıkları kirli rolü hasıraltı edip NATO‘yu ve Avrupa BirliÄŸi‘ni Rusya’ya misillemede bulunmaya çağırırlarken, sadece Belçika İşçi Partisi (PTB) Rusya’nın tavrını eleÅŸtirmekle birlikte bu geliÅŸmenin asıl sorumlusunun ABD ve NATO olduÄŸunu vurguladı.
PTB sözcüsü Nabil Boukili konuÅŸmasına şöyle baÅŸlamıştı: “Öncelikle grubum adına Rusya’nın Ukrayna topraklarına askeri müdahalesini kınıyorum. İster iki cumhuriyetin bağımsızlığının tanınması, ister askeri müdahale olsun, bu iki eylem de uluslararası hukuka aykırıdır ve BirleÅŸmiÅŸ Milletler SözleÅŸmesi’ni ihlal etmektedir. Halkların egemenliÄŸi hiçbir ÅŸekilde sorgulanmamalıdır. Bu müdahaleyi, Ukrayna ve Rus halkları için olduÄŸu kadar tüm Avrupa halkları için de felaketle sonuçlanabilecek bir savaÅŸa yol açtığı ve bu askeri çatışmadan olumlu hiçbir ÅŸey çıkmayacağı için kınıyoruz.”
Hemen ardından, Meclis çatısı altındaki partilerden hiçbirinin dile getirmeye cesaret edemediÄŸi bir gerçeÄŸi net ÅŸekilde dile getirdi. Sovyetler BirliÄŸi dağıldıktan ve VarÅŸova Paktı ortadan kalktıktan sonra soÄŸuk savaşın bitmiÅŸ olması gerekirken, ABD ve müttefiklerinin bir savaÅŸ örgütü olan NATO’yu ayakta tutmaya devam ettikleri gibi, eskiden sosyalist sisteme dahil bulunan DoÄŸu Avrupa ülkelerini birer birer bu ittifaka dahil ederek Rusya ile Batı dünyası arasındaki gerilimi körüklediklerini, böylece Rusya’nın müdahalesine zemin hazırladıklarını söyledi.
Bu konuÅŸmaya karşı ilk tepki Belçika BaÅŸbakanı Alexander De Croo‘dan geldi, Nabil Boukili’nin konuÅŸmasını “tiksinti verici” diye niteledikten sonra “Öyle görünüyor ki bu parlamento çatısı altında Putin’in müttefikleri var… NATO Rusya için hiçbir zaman bir tehdit oluÅŸturmamıştır” dedi.
NATO’nun ÅŸimdiki genel sekreterinin görev süresinin dolmasından sonra bu göreve getirileceÄŸi söylenen DışiÅŸleri Bakanı Sophie Wilmès de, büyük ihtimalle o göreve layık olduÄŸunu kanıtlamak için, daha da ileri gitti: “BirleÅŸmiÅŸ Milletler’de Rusya’nın yaptıklarını kendisi dışında haklı göstermeye çalışan ülkenin hangisi olduÄŸunu biliyor musunuz? Suriye… Burada da PTB! Böylece Rus propagandasına ortak oluyorsunuz… Belki partiniz için bu keyif verici, ama ben bu yaptığınızdan utanç duyuyorum!”
Kaderin cilvesi… 70’li yıllarda Tüm İktidar İşçilere (Amada/TPO) adı altında Mao’cu bir parti olarak kurulmuÅŸ bulunan PTB, sosyalist sistemin 1991’de çöküşüne kadar, Pekin’in uluslararası siyasetine uygun olarak hem ideolojik planda, hem de uluslararası iliÅŸkiler planında Sovyetler BirliÄŸi‘nin her daim karşısında olmuÅŸtu.
Meclis’te PTB’ye saldırılara Sosyalist Parti de katılmakta gecikmedi. Partinin sözcüsü Christophe Lacroix “Bugün burada bir partinin, onursuz bir ÅŸekilde, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik alçakça saldırısından ABD’yi sorumlu tutuÄŸunu duyunca tüylerim diken diken oldu… Ne utanç verici bir tutum!” dedi.
Sol parkurda yarışan yeÅŸil ECOLO partisi de saldırıda gecikmedi… Parti sözcüsü Samuel Cogolati, PTB’yi Fransa’daki aşırı saÄŸcı cumhurbaÅŸkanı adayı Zemmour ve Belçika’nın flaman bölgesindeki aşırı saÄŸcı parti Vlaams Belang‘la aynı kefeye koyarak “Yazıklar olsun!” diye bağırdı.
Bu saldırılar karşısında Nabil Boukili ikinci kez söz alarak üstüne basa basa şöyle dedi:
“Sayın BaÅŸbakan, sayın bakanlar, ben konuÅŸmama Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesini kınadığımızı belirterek baÅŸlamıştım. Beni Putin’in destekçisi ilan ettiniz. Putin’e de, onun ÅŸovenist Büyük Rusya vizyonuna da, oligarÅŸik sistemine de zerrece sempati duymuyorum. Anlaşıldı mı? Burada soruna barışçıl bir çözüm bulmaya uÄŸraşıyoruz. Aşırı yaptırımlar uygulamak bir çözüm getirir mi? Libya‘da, Afganistan‘da, Irak‘ta iÅŸe yaradı mı? Sonuç alıcı olduÄŸu bir yer biliyor musunuz? NATO’cu politikanız, emperyalist politikanız çoktan iflas etmiÅŸtir.”
Aslında, Ukrayna konusundaki eleÅŸtirilerinden dolayı Sosyalist Parti ve Ecolo dahil tüm partilerin saldırısına uÄŸrayan PTB’ye böylesine infial kusulmasının asıl nedeni, Belçika’da gittikçe ağırlaÅŸan yaÅŸam koÅŸulları ve baskı uygulamaları nedeniyle özellikle kitlelerde bu partiye desteÄŸin her geçen gün daha da artıyor olmasıydı.
GeçtiÄŸimiz Aralık ayında Le Soir gazetesinin yaptığı bir kamuoyu yoklaması, Valonya ve Brüksel bölgelerinde PTB’nin önümüzdeki seçimlerde en yüksek oy alacak üç partiden biri olacağını, hattâ Sosyalist Parti‘yi de geçerek hem federal planda, hem de bölgesel planda koalisyon hükümetlerinin kurulmasında belirleyici rol oynayacağını gösteriyor.
Tam da bu yazıyı yazarken Artı Gerçek ekranına “Grup Yorum ‘Sosyalizmin anavatanı’ diyerek Moskova konserini paylaÅŸtı, Twitter ikiye bölündü” baÅŸlıklı bir haber düştü.
Habere göre, Rusya’nın Ukrayna’yı iÅŸgalinin 2. gününde Grup Yorum‘un Moskova’da verdiÄŸi konser sırasında yaptığı açıklamada ÅŸu ifadeler yer almıştı: “Donbass halkının ABD emperyalizmine, NATO’ya ve Ukrayna faÅŸizmine karşı mücadelesini selamlıyor ve destekliyoruz. ABD emperyalizminin bu savaşı Kuzey’de daha fazla güç kazanmak için desteklediÄŸini biliyoruz. NATO ise Sovyetler BirliÄŸi’ne ve sosyalizme saldırma amaçlı kurulmuÅŸtur. NATO’nun başını çeken ve saldırıları gerçekleÅŸtiren ABD’dir.”
Bu açıklamadan dolayı Twitter’da Grup Yorum‘un lehinde de, aleyhinde de çeÅŸitli yorumlar yayınlanıyor.
Grup Yorum, 1985 senesinden beri 37 yıldır kitlesel konserleriyle, kasetleriyle, CD’leriyle, DVD’leriyle, dijital kayıtlarıyla Türkiye’deki sol mücadelenin güçlenmesine sürekli katkıda bulunmuÅŸ, üyelerinin uÄŸradığı baskılara raÄŸmen sürekli kendisini yenileyerek mücadelesini sürdürmüş olan önemli bir grup…. Anadolu’nun tüm halklarının sesini devrimci-sosyalist bir müzik görüşüyle deÄŸerlendiren Grup Yorum, Türkçe’nin yanı sıra Anadolu’da konuÅŸulan Kürtçe, Zazaca, Lazca, Arapça, Çerkezce dillerindeki türküleri de ülkemizde büyük kitlelere, yurt dışı turneleriyle de tüm dünyaya duyuruyor.
Grup Yorum‘un mesajı nedeniyle Twitter’de baÅŸlayan polemiÄŸin sol harekette de yankı bulacağında, farklı deÄŸerlendirmelere yol açacağında kuÅŸku yok.
İzleyebildiÄŸim ilk tepkiler beni 54 yıl geriye götürdü… Sovyetler BirliÄŸi ve onun liderliÄŸindeki VarÅŸova Paktı ülkelerinin 1968’de Çekoslovakya‘ya silahlı müdahalesi dünya solunda olduÄŸu gibi Türkiye solunda da ciddi görüş ayrılıklarına, hattâ 1965’den itibaren 15 milletvekiliyle Meclis’e girip ülkenin siyasal gündemine damgasını varan Türkiye İşçi Partisi‘nin lider kadrosunda ciddi bir bölünmeye yol açmıştı.
Çekoslovakya olaylarına TİP yönetimindeki herkesin ilk tepkisi, Mehmet Ali Aybar ve Behice Boran başta olmak üzere, Sovyet müdahalesine sert eleştiri şeklindeydi.
Genel BaÅŸkan Ali Aybar, olayların Türkiye’ye yansıması üzerine verdiÄŸi ilk demeçte şöyle diyordu:
“VarÅŸova Paktı üyesi Çekoslovakya’nın müttefikleri Sovyet Rusya ile Polonya, Macaristan, Bulgaristan ve DoÄŸu Almanya ‘nın saldırısına uÄŸramış olması yurdumuzda ve dünyada haklı bir infial uyandırmıştır. Sovyet Rusya’nın bu saldırı hareketini, Çek yöneticilerinin ve halkının kuÅŸkularını bertaraf edecek bir anlaÅŸma ve uzlaÅŸmaya varıldığı zehabını vererek, sinsice hazırlayıp ansızın tatbik mevkiine koymuÅŸ olması bu infialin ÅŸiddetini daha da arttırmıştır. ‘Karşı ihtilal’ yalanına, Çek yöneticileri tarafından davet edildikleri yalanı eklenmiÅŸtir. Ne Amerika ne Sovyet Rusya, bütün bloklara hayır!” (Ant Dergisi, Sayı 87, 27 AÄŸustos 1968)
TİP Merkez Yürütme Kurulu üyesi Behice Boran da, aynı gün Milliyet Gazetesi‘nde yayınlanan imzalı yazısında aynı görüşü dile getiriyordu:
“İlkin hemen belirteyim ki, Sovyetler BirliÄŸinin, VarÅŸova Paktının diÄŸer dört üyesiyle birlikte Çekoslovakya’ya yaptığı askeri müdahalenin hiçbir yönden haklı, hatta gerçekçi politika bakımından geçerli görülebilecek tarafı yoktur. Bu müdahale milli bağımsızlık ve eÅŸitlik haklarına olduÄŸu kadar sosyalizm ve sosyalist enternasyonalizmi ilkelerine de aykırıdır.
“EÄŸer ‘Sosyalist Sistem’den Sovyet ve diÄŸer ülkeler yöneticileri Stalin devrinde ÅŸekillenmiÅŸ ve kemikleÅŸmiÅŸ, onun ölümünden sonra da az çok deÄŸiÅŸmekle beraber sürüp gelen politik sistemi kastediyorlarsa, Çekoslovakya ve diÄŸer ülkelerde baÅŸ gösteren ‘liberalleÅŸme’ hareketleri sözü geçen sistem için tehlikelidir. Ne var ki, sözü geçen sistem sosyalist düzenin örnek alınacak bir prototipi deÄŸildir ve ÅŸimdiki yöneticiler isteseler de istemeseler de, köklü deÄŸiÅŸikliklere uÄŸramaya mahkûmdur.” Behice Boran, Çekoslovakya Olayları, Milliyet Gazetesi, 27 AÄŸustos 1968)
Ne ki, Çekoslovakya olaylarını izleyen geliÅŸmeler, özellikle de Aybar’ın bu olayları gerekçe göstererek sık sık “güler yüzlü, insancıl sosyalizm” vurgulaması yapmaÄŸa baÅŸlaması, parti içinde bir süreden beri oluÅŸmakta olan iktidar kavgasına ideolojik bir kılıf geçirilmesine olanak saÄŸladı.
1965 seçimlerinde TİP milletvekillerinin büyük kısmının “milli bakiye” sisteminden yararlanarak seçilebildikleri herkesin malumuydu. Ama sırf parlamentodeki sol muhalefeti yoketmek için milli bakiye sisteminin TBMM’de kaldırmasından sonra, yaklaÅŸan 1969 seçimlerinde TİP’in iki ya da üçten fazla milletvekili çıkartamayacağını herkes gibi partili milletvekilleri de pek âlâ biliyorlardı.
Gerek Ant‘ı ziyarete geliÅŸlerinde, gerekse Ankara’ya gidince Meclis’te yaptığım görüşmelerde TİP’li milletvekillerinin büyük kısmı bu konudaki endiÅŸelerini açıkça dile getiriyorlardı. Bunun yanı sıra, geçen seçimde milletvekili seçilememiÅŸ olan, ama gelecek seçimde sıranın artık kendilerine geldiÄŸini düşünen Merkez Yürütme Kurulu üyeleri de belli bir sabırsızlık içindeydi.
Aybar’ın genel baÅŸkan olarak Çekoslovakya konusunda verdiÄŸi demeçler o güne kadar tüm MYK üyelerinin açıkladığı görüşlere aykırı olmadığı halde, bazı üyeler yaz tatilinin verdiÄŸi rehavet içinde kendi özel sorunları üzerine biraz daha yoÄŸunlaÅŸma olanağı bulunca, genel baÅŸkana muhalefet ederek kendi isimlerini ön plana çıkartma gereÄŸi duymuÅŸ olmalıydılar.
Uzun sıcak yaz günlerinin sonuna doÄŸru tatil dönüşü Sadun Aren‘in Ant’a yaptığı ziyareti anımsıyorum. Ankara’da bazı genel merkez yöneticileri ve milletvekillerinin yaptığı çıkışlardan o denli uzaktı ki, büyük bir merak ve endiÅŸe içinde sormuÅŸtu: “Yahu Ankara’da bir ÅŸeyler oluyormuÅŸ. Ne olup bittiÄŸinden senin haberin var mı?”
Olup bitenleri bilebildiÄŸim kadarıyla özetlediÄŸimde, “Desene iÅŸimiz zor, dedi. Ben hemen Ankara’ya gidip ortalığı yatıştırmaya çalışayım. Ama Mehmet Ali Bey de, Behice Hanım da ‘dediÄŸimiz dedik, çaldığımız düdük’ havasına girmiÅŸlerse bir çözüm bulmak çok zor. Aman siz de Ant’ta bir çözüm bulmaya yardımcı olun.”
“Sadun Bey, benim anlayamadığım bir ÅŸey var. İlk kongreden bu yana partide bir sürü tasfiyeyi ikisi birlikte yapmadılar mı? Åžimdi sıra birbirlerine mi geldi?” diye sordum.
“Öyle görünüyor, ama belki de sıra daha önce bana geldi. Bakalım âyine-i devran ne gösterecek?” diye yanıtladı.
Ne ki, Ankara’ya döndükten sonra Aren de Boran’ın başını çektiÄŸi muhalefet cephesine katılmakta gecikmedi. Gerekçesi, Aybar’ın parti yetkili kurullarıyla tartışmadan parti adına görüş açıklamakta ölçüyü kaçırmasıydı. Bu gerekçeyledir ki, Aybar’ın açıkladığı görüşlerin partiyi baÄŸlamadığına dair Merkez Yürütme Kurulu’na sunulan bir önergeye Behice Boran, Nihat Sargın, Åžaban Erik ve Minnetullah HaydaroÄŸlu‘yla birlikte Aren de imza koymakta tereddüt etmeyecekti…
Partinin yönetim kademesinde “genel baÅŸkanın keyfi tutumuna karşı çıkış” olarak baÅŸlayan muhalefet, Aybar’ın “Güler Yüzlü Sosyalizm” tezini ortaya atmasından sonra ideolojik bir içerik kazanacak, daha önce Çekoslovakya olayları nedeniyle Sovyetler BirliÄŸi’ne Aybar’la aynı çizgide eleÅŸtiri yöneltmiÅŸ olan Boran ile arkadaÅŸları Sovyet yanlısı bir çizgiyi benimseyeceklerdi.
Behice Boran, sürgünde bulunduÄŸu sırada, 1986 yılında Düsseldorf’ta kendisiyle röportaj yapan UÄŸur Mumcu‘nun bu deÄŸiÅŸim konusunda kendisine yönelttiÄŸi soruyu şöyle yanıtlayacaktı: “Benimki bir durum deÄŸerlendirmesi ve eleÅŸtiriydi, onun için de o olayla sınırlı kaldı. Aybar’ın tavrı ise anti-sovyetizm idi. Aybar’ın güler yüzlü sosyalizm deyimini kullanmasının altında anti-sovyetizm yatıyordu.”
Sonrası malum… Art arda yapılan iki kongrede bölünme iyice netleÅŸecek, tasfiyeler birbirini izleyecek, partinin 1965 seçimlerinde yüzde 3 olan oy oranı 1969 seçimlerinde yüzde 2,7’ye, milletvekili sayısı da milli bakiye sisteminin kaldırılmış olmasının da etkisiyle 15’ten 2’ye düşecek, bunun üzerine Aybar genel baÅŸkanlıktan istifa ettiÄŸi gibi, 1971’de Boran ekibinin yönetime gelmesi nedeniyle Türkiye İşçi Partisi‘nden de istifa edecekti.
Bugünkü koşullar, özellikle Kürt ulusal direnişinin sol kanatta etkin bir kitlesel güç olmasından sonra, yarım yüzyıl öncesinden çok farklı.
Selahattin DemirtaÅŸ’ın Edirne F Tipi’nden t24′e verdiÄŸi demeçteki ÅŸu sözleri bu farklılığı çok net ortaya koyuyor:
“1980 sonrası solun en büyük atılımını, hep birlikte yapmaya hazırlanıyoruz. Yeni dönem TBMM’de özgün bir sol, sosyalist Meclis grubunun olması çok önemlidir. Kim bilir, belki bir gün aktif siyasete dönersem ben de o grupta yer alırım. Önümüzdeki on yıllarda Türkiye’nin kalbi, tam da olması gereken yerde, solda atacak. Sol hiçbir zaman bitmedi, bitmesi ekonomi politiÄŸin ve de bilimin doÄŸasına aykırı. Alttan alta, güçlü bir damar olarak verimli bir yer altı suyu gibi hep akıp duruyor. Biz tüm yoldaÅŸlarımızla el ele verip bu yer altı suyunu yüzeye çıkaracağız. KitleselleÅŸtirip iktidara taşımaya uÄŸraÅŸacağız. Halkın, ezilenlerin, emekçilerin, doÄŸanın, kadının, gençliÄŸin, inançların ve kimliklerin kurtuluÅŸu neo liberalizmde deÄŸil, soldadır.”
1968 Çekoslovakya olayları Türkiye İşçi Partisi‘nin iç çekiÅŸmelerle zayıf düşmesine neden olmuÅŸtu. 2022 Ukrayna Olayları, inanıyorum ki, iki tutucu ittifak dışında bir Demokrasi İttifakı oluÅŸturulmasına engel olamayacaktır.Â
DoÄŸan Özgüden – Artı Gerçek – 27.02.2022
