Kod-29 ile örgütlenmeyi, OHAL ile grevi ve salgın bahanesiyle 1 Mayıs’ı yasak eden bu devlet deÄŸilmiÅŸ gibi; mücadeleci sendikalar, işçiler, sosyalistler her gün sokakta sınıfı 1 Mayıs’a çağırıyor diye iÅŸkenceyle gözaltına alınmıyormuÅŸ gibi; işçi sınıfının tek silahı ve eÄŸitimi grev ve direniÅŸ deÄŸilmiÅŸ gibi kalkar, faÅŸizmin İç SavaÅŸ Bakanı SS ile aynı masaya oturur, afet eÄŸitimi iÅŸbirliÄŸi protokolü imzalar, sonra da kendisine “sendikal sorunlarınızı” anlatırsınız. Ezilenlerin vakur bir temsilcisinin zafer sonrasında gerçekleÅŸen diplomatik bir giriÅŸimi deÄŸildir asla bu. En iyi ihtimalle düşkünlüktür.
DİSK, KESK, TMMOB ve TTB 1 Mayıs programını açıkladı. Geçen sene olduÄŸu gibi, bu 1 Mayıs’ta da çalışanları dar gruplar halinde iÅŸyerlerinde, iÅŸsiz bırakılanları ve çalışmayanları ise balkonlarda ve sosyal medyada 1 Mayıs’ı kutlamaya çağırdı. Temsili heyetlerin de Kazancı’da ve belirlenen diÄŸer noktalarda anma gerçekleÅŸtireceÄŸini duyurdu. Tüm bu etkinliklerin 1 haftaya yayılmış ÅŸekilde gerçekleÅŸtirileceÄŸi ilan edildi.
Dörtlü yapı 1 Mayıs’ı kitlesel, coÅŸkulu, birleÅŸik ve militan halde kutlamama, “tüm” işçi sınıfını alanlara çağırmama gerekçesini şöyle açıkladı: “İktidar gibi sorumsuz davranmayacak, taleplerimizi pandemi koÅŸullarına uygun olarak yükselteceÄŸiz. Akıl ve bilim dışı siyasi yasaklara deÄŸil; aklın, bilimin ve mücadelemizin gereklerine uygun olarak hareket edeceÄŸiz.”
Suçluyu siyasi iktidar olarak doğru bir şekilde koyup, salgın yasaklarının siyasi olduğunu doğru bir şekilde teslim ettikten sonra beklenen şey, elbette ki buna karşı aynı düzlemde, yani siyasi bir mücadele yürütmektir.
Ancak DİSK-KESK-TMMOB-TTB siyasi mücadele yürütmek yerine “akıl ve bilime” uyacaklarını söylüyor. O akıl ve bilim de salgın koÅŸullarında kitlesel anma yapmayın diyor(muÅŸ). Buradan, iktidar 1 Mayıs’ı yasaklamasaydı dahi dörtlü yapının kendi kendilerine yasak koyacağı sonucu çıkıyor. Hani yasak siyasiydi? Yoksa iktidar da mı “aklın ve bilimin” izinde?
Ayrıca sormak gerekiyor, sınıflar dışında akıl ve bilim diye üçüncü bir fiziksel otorite mi var? Bu otorite buyurduklarına uyunca bizi haklarımızla ve insanca bir yaÅŸam ile mi ödüllendirecek? Hayır elbette. İki taraf var: burjuvazi ve işçi sınıfı. Tarihte hep olduÄŸu gibi, bugün de işçilerin kazanımları ve kurtuluÅŸları patronlara ve onların siyasi iktidarına yönelmiÅŸ eylemlerinin eseri olacak. ÖrneÄŸin, işçiler DİSK’te örgütlenme hakkını akıl ve bilime uyarak mı kazandı, fiili meÅŸru 15-16 Haziran direniÅŸiyle mi? Dünyada 8 saatlik iÅŸ günü argümanlarla mı kazanıldı, savaÅŸarak mı? O halde DİSK-KESK-TMMOB-TTB’nin bu eylemsizlik çaÄŸrısı niye?
Burada zihinleri “sorumluluk” denen kavram baÄŸlıyor, daha doÄŸrusu bulandırıyor. Dörtlü yapı bu kararıyla sorumlu davrandığını iddia ediyor çünkü salgın koÅŸullarında kitlesel bir eylemin bulaÅŸ riskini arttıracağını düşünüyor.
Ancak virüs “zaten” yayılıyor. Çünkü çalışanlar zaten evde kalamıyor, bulaÅŸ riskinin en fazla olduÄŸu kapalı mekanlarda, yani iÅŸyerlerinde ve o iÅŸyerlerine gitmek için bindikleri toplu taşıma araçlarında hastalanıyorlar. İşsiz işçi-emekçiler de zaten evde kalamıyor, iÅŸ bulmak için sokaÄŸa çıkıyor, iÅŸporta tutuyor, karınlarını doyurmak ve faturaları azaltmak için yardım arıyor, dayanışmak ve bölüşmek için birbirlerinin evine gidiyorlar.
Salgın kırıp geçiriyor, çünkü kar için milyonların virüsün, açlığın, iÅŸsizliÄŸin kucağına atan bu devlet hiçbir engelle karşılaÅŸmıyor. Bu engel, sıralamayı pek sevdiÄŸimiz talep listeleri deÄŸil, sadece ve sadece kitlelerin fiili meÅŸru ve siyasi eylemi olabilir. 1 Mayıs da bunun en yakın ve en büyük fırsatıdır. Halk saÄŸlığına ve insanca bir yaÅŸama ulaÅŸmamıza yardımcı olacak asıl ÅŸey, 1 Mayıs’ta kitlesel, coÅŸkulu, birleÅŸik ve militan halde sokaklara çıkmak ve patronların faÅŸist diktatörlüğünden hesap sormaktır. Yasaklara boyun eÄŸerek 1 Mayıs’ı sembolik, izole ve icazetli bir ÅŸekilde anmaya karar vermek ise sorumluluk deÄŸil, tam tersine sorumsuzluktur. İşçi sınıfının vuruÅŸ gücüne engel olarak virüsün ve sefaletin yayılmasına hizmet eder.
1 Mayıs ile ilgili alınacak kararda asıl belirleyici olan DİSK yönetiminin tutumudur. DİSK’e baÄŸlı mücadeleci sendikaları saygıyla tenzih ederek belirtelim ki, yakın dönem pratiÄŸine bakıldığında DİSK’in böyle bir tutum içerisinde olması maalesef ÅŸaşırtıcı deÄŸildir.
Aynı DİSK, salgın sürecinde sırf çarklar dönsün diye işçilerin fabrikaya tıkılmasına, ihtiyaç olmayanın ise ücretsiz izin, kısa çalışma ödeneÄŸi, evden çalışma, Kod-29 uygulaması ile sokaÄŸa atılmasına karşı bırakalım bir genel grev, en ufak bir ciddi direniÅŸ dahi örgütlememiÅŸtir. Hatta salgındaki işçi düşmanı uygulamaların bazılarını öneren de bizzat DİSK yönetimi olmuÅŸtur. Metal işçileri ve belediye işçilerinde de görüldüğü üzere, toplu sözleÅŸme dönemlerinde grev “tehdidinin” ortaya çıktığı ilk anda sendikal demokrasiye ve o çok övülen “akıl ve bilime” taklalar attırarak sözleÅŸmeler korsan bir ÅŸekilde imzalanmış, işçiler açıkça yüz üstü bırakılmıştır. Fiili meÅŸru mücadele yürüten sendikalar görülmemiÅŸ, duyulmamıştır. GeçtiÄŸimiz 1 Mayıs’ta temsili kutlamaya dahi sosyalistler alınmamıştır.
DİSK’in son dönemlerdeki belki de tek etkili faaliyeti DİSK-AR üzerinden sömürü ve baskıyı tüm boyutlarıyla belgelemek olmuÅŸtur. Sonuç olarak, “biz yürürsek sınıf” yürür diyenler durduÄŸu, seyredip kaydetmekle yetindiÄŸi için salgın süreci boyunca işçi sınıfının üzerinden buldozer geçmiÅŸtir. Hatta belirttiÄŸimiz üzere, kimi yerde bu buldozere doÄŸrudan asfalt döşeyiciliÄŸi de yapılmıştır.
Her ne kadar bu ataletin ve teslimiyetin görünürdeki sebebi üye sayısının azlığı olarak lanse edilse de, gerçek sebep DİSK’in dümeni iyice sınıf iÅŸbirliÄŸine kırması ve burjuva solu CHP’nin konfederasyon üzerindeki ideolojik ve örgütsel etkisinin katlanarak büyümesidir. 1 Mayıs’ı temsili anmalara ve sosyal medyaya sıkıştıran kararda bilinçli ya da bilinçsiz bir ÅŸekilde hissedilen o sorumluluk da halk saÄŸlığı kaygısıyla duyulan deÄŸil, maalesef burjuva devlet düzenini koruma kaygısıyla duyulan bir sorumluluktur.
Bu baÄŸlamda bu karar CHP’nin sokak ve siyaset yasakçılığı ile dolaysız bir baÄŸ içerisindedir. Çünkü birçokları gibi DİSK de umudunu CHP iktidarına baÄŸlamıştır. TokluÄŸunu, saÄŸlığını, iÅŸini ve özgürlüğünü kazanmak için seçimleri beklemeyen ve bizzat devletin yasaklarına ve o yasakları koruyan askerine ve polisine meydan okuyan kitlesel ve fiili meÅŸru bir 1 Mayıs’ın, isyanı tetikleme ya da mayalama olasılığı burjuvazinin tüm fraksiyonlarını tedirgin etmektedir. Çünkü maazallah, hele bir de bu ayaklanma Kürt halkının isyanıyla buluÅŸursa, risk altına girecek olanın sadece AKP-MHP iktidarı deÄŸil, bir bütün olarak burjuva devlet düzeni olacağı bilinmektedir. Kısacası CHP’nin seçim planlarını bozacak her ÅŸey beklemelidir.
Aslında bugün ilerici bir emek konfederasyonunun sıradan sendikal görevlerini değil, çok daha başka şeyleri konuşuyor olmalıydık.
ÖrneÄŸin DİSK’in HDP’nin kapatılma kararına karşı, vekillerin hapsedilmesine karşı, İstanbul SözleÅŸmesi’nin feshedilmesine karşı, Kürdistan belediyelerine ve BoÄŸaziçi Üniversitesi’ne kayyum atanmasına karşı açık ve fiili bir ÅŸekilde taraf olmasının gerekliliÄŸini konuÅŸuyor olmalıydık.
Hatta ve hatta 70’lerin ikinci yarısında gerçekleÅŸtirdiÄŸi DGM karşıtı mücadeleler gibi, yüz binlerce işçiyle örgütlediÄŸi FaÅŸizme İhtar Eylemleri gibi, bugün de faÅŸist diktatörlüğe karşı nasıl daha üst bir öncü eylemlilik içerisinde olabileceÄŸini tartışıyor olmalıydık.
Ancak sınıf iÅŸbirliÄŸi ve burjuva devletin bekası öyle zehirli bir sarmaşıktır ki, “akıl ve bilim” diyerek çıktığınız yolda aklınızı alır, fikrinizi verir. İşçi sınıfının başındaki en büyük siyasi afet bu faÅŸist diktatörlük deÄŸilmiÅŸ gibi; Kod-29 ile örgütlenmeyi, OHAL ile grevi ve salgın bahanesiyle 1 Mayıs’ı yasak eden bu devlet deÄŸilmiÅŸ gibi; mücadeleci sendikalar, işçiler, sosyalistler her gün sokakta sınıfı 1 Mayıs’a çağırıyor diye iÅŸkenceyle gözaltına alınmıyormuÅŸ gibi; işçi sınıfının tek silahı ve eÄŸitimi grev ve direniÅŸ deÄŸilmiÅŸ gibi kalkar, faÅŸizmin İç SavaÅŸ Bakanı SS ile aynı masaya oturur, afet eÄŸitimi iÅŸbirliÄŸi protokolü imzalar, sonra da kendisine “sendikal sorunlarınızı” anlatırsınız. Yeri gelmiÅŸken 1 Mayıs planlarınız hakkında da bilgi verirsiniz çünkü kamu düzeni korunmalı, makbul ve “terörist” zinhar ayrılmalıdır. Ezilenlerin vakur bir temsilcisinin zafer sonrasında gerçekleÅŸen diplomatik bir giriÅŸimi deÄŸildir asla bu. En iyi ihtimalle düşkünlüktür.
Ancak enseyi karartmaya lüzum yoktur. Kendileri lüks içinde yaÅŸayıp servetlerine servet katarken bizi periÅŸan eden bu patronların, milyarderlerin, asalakların iktidarına karşı, “Kahrolsun faÅŸizm” diyerek 1 Mayıs’ta alanlarda buluÅŸmak için ne müsaadeye ihtiyacımız var, ne de kimsenin “yürümesini” bekleme zorunluluÄŸumuz. İşte, yürüyenler her gün sokaklardalar, fabrika önlerindeler, meydanlardalar. Yasakların gayrı meÅŸru, açlığın, iÅŸsizliÄŸin, hürriyetsizliÄŸin isyanının ise her ÅŸeyden daha meÅŸru olduÄŸunu anlatıyor, gözaltı aracına binerken bize yalnız ve çaresiz olmadığımızı hatırlatıyorlar. Dönen sönsün, biz dönersek öleceÄŸiz. Devam edersek ise yeryüzü cennetine yaklaÅŸacağız.
Olcay Çelik – ETHA – 24.04.2021
