Seyahatnamelerim adlı yazı dizimden kopyaladığım, Konané sınırındaki nöbetten bir kesiti an itibariyle bomba yağmuru altında olan Rojava’ya atfen paylaşmak istedim.
YaklaÅŸtığımız sınır köyü Maheser toz dumansı bulut görüntüsüne bürünmüştü. Ancak sınırda bekleyenlerin gözlerdeki umutlu bekleyiÅŸ, ışık saçıyordu. Her kes yüzünü Kobané’ye çevirmiÅŸ, pür dikkat bir beklenti içinde umutlarını besliyordu. Demokratik Özerk Bölge Yönetimi projesinde temsiliyet bulan tüm bileÅŸenlerinden oluÅŸan her yaÅŸta, kadınlı erkekli özgürlüğe kenetlenmiÅŸ her ırktan ve inançtan insanlar burada nöbet tutuyor.
Kurulan komünlerde piÅŸirilen çorba ve çaylar özgürlük nöbetindekilere sunulduÄŸu yer. Burada kaldığın birkaç gün içinde, dünyanın her tarafından gelen insanlarla karşılaÅŸabiliyorsun. Sanatçı, politikacı, sendikacı, öğrenci, işçi, memur, inanç temsilcilsi vb. herkes birbirini sanki çok eskiden tanıyormuÅŸ gibi bir yaklaşımla selamlayıp, ilgileniyor. Her kesin amacı tavır ve duruÅŸlarından belli oluyor. Kobané toprakları üzerinde birkaç yüz metre uzakta durarak, Kobané’nin DAİŞ çetelerinden temizlenip, özgürleÅŸmesini bekliyorlar. Geceleri bir kaç yerde yakılan ateÅŸlerin etrafında biriket taÅŸlarının veya tarlalardan getirilen doÄŸal taÅŸların üzerine oturanlar, sabaha kadar ya Kobané üzerine söylenen sıtranları dinliyorlar veya günün aktuel durumunu deÄŸerlendirip, politik tartışmalarla geleceÄŸi tartışıyorlar. Analar yöresel giysileri içinde ortama güven ve canlılık veriyorlar. BaÅŸlarındaki beyaz tülbentleriyle Demokratik özerkliÄŸi, ekolojik yaÅŸam, ve Kürdistanın birliÄŸi-özgürlüğü hakkında derin deÄŸerlendirmelere dalıyorlar.
Bizi Ailelerimiz ve yerlerimizle ortadan böldüler!
”Tarlalarımız tel duvarın öteki tarafında kaldı” diyor Kobané merkeze 3 km uzaktaki Misaynter köyünde oturan Xezal ana. KonuÅŸurken zaman zaman sinirden isyana, zaman zaman çektiklerinin üzüntüsünden gözyaşına boÄŸulan Xezal ana ”biz çok acı çektik. ÇekmediÄŸimiz acıyı bırakmadılar. Biz aslında Suruç’a deÄŸil, Kobané’ye baÄŸlı köyleriz. 70 sene önce çekilen demir zincirlerle hem ailelerimiz telin iki tarafından kalmış hem de malımız-mülkümüz. Bizim tarlalarımız telin Suriye tarafında kalmış. Tarlalarımızı sürmek, biçmek için kaçak yollarla telin o tarafına geçmek zorunda kalıyoruz. Ama bu kaçak geçiÅŸlerde yakalananlarımız elektrik direklerine baÄŸlanıp, iÅŸkencilerle öldürülüyorlardı. Tarla ve akrabalarımızın telin öteki tarafında kalması yetmiyormuÅŸ gibi bir de tarlalarımıza binlerce mayın döşediler(1954 yılında 133 milyon metre kare alana 606 bin mayın ekildi). Çevre köylerde bu yüzden binlerce insanın bacak veya kolları kopuk. Yapılan barajlarla bütün akan sularımız kesildi. Bu yüzden ilk önce kuyulardan çıkardığımız sularla baÄŸ-bahçelerimizi sulayıp, hayvanlarımıza su verebiliyorduk. Ama zamanla yer yüzü gibi yer altı da kurumaya baÅŸladı. Onun için ÅŸimdi 100-200 metre derinlikten bile artık su çıkaramıyoruz. O yüzden gittikçe kuruyan toprakta artık pamuk ve benzeri ürünleri yetiÅŸtiremediÄŸimiz gibi hayvan da besleyemiyoruz. Bu yüzden zorunlu olarak erkekler kaçak yollarla tellerin öteki tarafındaki Kobané merkezine geçerek, getirdikleri kaçak çay ve elbiseleri satarak geçimimizi saÄŸlamaya çalışıyorlardı. Ama arazimize döşenen mayınlardan dolayı binlerce insanımız bacaklarını kaybetti. Devlet sisteminin yıllardır bu bölgeye uyguladığı politikadan dolayı buralar çölleÅŸmeye ve bizler de fakirleÅŸmeye mecbur bırakıldık. Adımız da kaçakçıya çıkarıldı” diyor 60 yaşındaki Xezal ana. Åžimdi bütün imkanlarıyla Kobané’den kaçıp, gelen akrabalarına sahip çıkmaya çalışan Xezal ana, üzüntüyle yüzümüze bakarak, ”bizi yıllar önce birbirimizden ayırdılar. Bazılarımızın anne-babası, bazılarımızın kardeÅŸleri, dayı-amcaları ve tarlalarımızın bir kısmı öteki tarafta kaldı. Yıllarca birbirimize hasret bırakıldık. Åžimdi Kobané’ye DAİŞ çetelerinin saldırıları yüzünden telin öteki tarafındaki akrabalarımız, binbir zahmet ve zorluklarla sınırı geçip, bu tarafa geldiler. Bizim köyümüzde 12 aile yaşıyordu. Gelen akraba ailelerin sayısı 28. Onun için ilk günlerde evlerimizde kaldılar. Daha sonra samanlıklarımızı ve kullanmadığımız bazı boÅŸ yerleri boÅŸaltıp, temizleyip tamir ettik ve aileleri oralara yerleÅŸtirdik. Åžimdi partimiz onlara her türlü ihtiyaçlarını karşılayacak ÅŸekilde yardım ediyor. O yüzden bize hiç bir ÅŸekilde yük olmuyorlar” ÅŸeklinde aktuel bilgileri de ekliyor.
Kobané’yi ÖzgürleÅŸene kadar kadar bekliyeceÄŸim!
Rıfat Horoz(Karker Kobané
Müsaynter köyündeki mültecileri ziyaret ettiÄŸimizde, gençlik çadırından 65 yaÅŸlarında mavi gözlü yaÅŸlı birisi elindeki bayrakla çıkıyor. Bizi görmekten memnun ve elinde taşıdığı bayrağın verdiÄŸi gururla bize selam veriyor. İlk önce kendisine kürtçe selam veriÅŸime o da kürtçe karşılık veriyor. Biraz sohbet etmek istediÄŸimde, ”tebessüm ederek ”ben kürt deÄŸilim.Onun için kusura bakma kürtçe bilmiyorum” diyor. Elinde sımsıkı tuttuÄŸu bayraÄŸa bakarak, kendinden bahsetmesini rica ediyorum. ”Kürt olmasam da bir enternasyonal teroristim ben. 25 gündür (25.10.2014) burada Kobané direniÅŸi için nöbetteyim. Kobané özgürleÅŸene kadar da burada nöbet tutmaya devam edeceÄŸim. Buradan ayrılmayacağım. Kobané özgürleÅŸince de gidip, Kobané’ye yerleÅŸip, orada ömrümün sonuna kadar yaÅŸayacağım. Ben aslen Yugoslavya- PriÅŸtina’lıyım. Åžimdiye kadar Sinop, Türkiye’li gaziler köyünde yaÅŸadım. Ama artık burada-Kobané’de yaÅŸayacağım. Demokratik özerklik, komünal ekolojik, cinsiyet özgürlükçü toplumu inÅŸaa etmek için Kobané’de bulunup, Öcalan Yoldaşın Demokratik toplum projesi kapsamında yaÅŸama kendimi katacağım. Öcalan YoldaÅŸ, sistemlerin menfaatleri uÄŸruna birbirine düşman edilen ırkları, dinleri, dilleri ve cinsleri geliÅŸtirdiÄŸi projelerle birbiriyle barıştırarak, birlikte özgürce yaÅŸayabileceklerini gösterdi. Onun için, böyle bir yaÅŸamın mümkün olduÄŸunu ve gerçekleÅŸebileceÄŸinin kanıtı olarak Kobané’de yaÅŸayacağım” diyor PriÅŸtinalı Rıfat Horoz(Karker Kobané) amca.
Ya Özgürleşeceğiz, ya uğrunda Öleceğiz!
Meheser köy meydanındaki Kobané direniÅŸi nöbetindeki Van’dan gelen Zeri ana burnundaki hızması, yaÅŸlılıktan dolayı küçülen bedeniyle giydiÄŸi yöresel kıyafetiyle dikkatimi çekiyor. Ayakta dimdik durarak, gözlerini kobané yönünden ayırmayan ananın omuzuna hafifçe deÄŸindiÄŸimde yüzünü bana çeviriyor. Hiç tereddüt etmeden boynuma sarılarak, yanaklarımdan öpüyor. ”kurban olduÄŸum sen de mi buradasın? diyor ve yüzü gülücüklere boÄŸuluyor. Ana yüzün çok umutlu, sen Kobané için ne düşünüyorsun? dediÄŸimde saÄŸ elini zafer iÅŸaretiyle havaya kaldırarak ”artık kürt halkı özgürleÅŸecek. Kürdistanımız birleÅŸip, tek parça olacak. Bu uÄŸurda ya hepimiz öleceÄŸiz, ya da hepimiz ve kürdistanımız özgürleÅŸecek. Artık bundan sonra baÅŸka türlü olmaz. Birlik olup, özgürleÅŸmeliyiz. ÖzgürleÅŸene kadar burda kalıp, hiç bir yere gitmiyeceÄŸim” diyor Kürdistan’ın 75 yaşındaki Zeri anası.
Kobané tarihi ve DAİŞ terörü
Kobané ismi Compané’den geliyor ve kuruluÅŸu 1912’lere dayanıyor. Almanların BaÄŸdat demir yolunu yaparken işçilerin kalabileceÄŸi bir yer inÅŸaa etmesiyle baÅŸlayan yerleÅŸim alanı ilk baÅŸlarda tren istasyonu, daha sonra küçük bir yerleÅŸim alanı, daha sonra etrafında 400 e yakın köyün oluÅŸtuÄŸu bugün toplam nüfusu yüzbinleri aÅŸan bir ÅŸehir haline gelmiÅŸ. 2012’den beri Rojava toplum sözleÅŸmesi ile yönetilmeye baÅŸlandı. Onun için DAİŞ çetelerinin bombalarına 15 eylül 2014’den beri maaruz kaldı. Rojava toplum sözleÅŸmesi DAİŞ çetelerini besleyen Kapitalist-emperyalist sistemlerin de hedefi halinde ve bu yüzden onların verdiÄŸi en modern ve ağır silahlarla bombalanıp, yok edilmeye çalışılıyor. Bu silahların çoÄŸu Kobané isminin oluÅŸmasında etken olan Alman’yanın üretimi olması da çok ilginçtir. Her gün iki veya üç defa göstermelik bir ÅŸekilde 40 ülkeden oluÅŸan Nato ülkeleri bileÅŸenlerinin sözüm ona DAİŞ’i eleÅŸtirdiÄŸi ve DAİŞ çetelerinin ise, kürtleri yok etmek için her gün ve gece attığı bombaların dumanına mahkum olan Kobané her ÅŸeye raÄŸmen direniyor. YPG/YPJ güçlerimizin olaÄŸan üstü gösterdikleri mücadeleyle hala çetelerin eline düşmeyen Kobané kan-revan içinde. Her gün ÅŸehit kanlarıyla sulanıyor. Kobané’nin her an düşeceÄŸinin umudu içinde olanlar, hayatları boyunca hayal kırıklığı yaÅŸayacaklarını artık anlamaya baÅŸlayacaklar. Neden Kobané bu kadar saldırı altında diye düşündüğümüzde sadece Rojava toplum sözleÅŸmesine kısaca göz atmamız yeterli bence.
Rojava toplum sözleşmesi:
Din, dil, inanç, mezhep ve cinsiyet ayırımının olmadığı, eşit ve ekolojik bir toplumda adalet, özgürlük ve demokrasinin tesisi edilmesi. Demokratik toplum bileşenlerinin siyasi-ahlaki yapısıyla birlikte çoğulcu, özgün ve ortak yaşam değerlerine kavuşması için. Kadın haklarına saygılı, çocuk ile kadınların haklarının hayata geçmesi için. Savunma, özsavunma, inanaçlara özgürlük ve saygı için. Bizler demokratik özerk bölgelerin halkları; Kürtler, Araplar, Süryaniler(Asuri ve Arami), Türkmenler ve Çeçenler olaarak bu sözleşmeyi kabul ediyoruz.
Demokratik Özerk Bölge Yönetimleri; ulus devleti, askeri ve dini devlet anlayışını, aynı zamanda merkezi yönetimi ve iktidarı kabul etmez.
Demokratik Özerk Bölge Yönetimleri; bütün etnik, toplumsal, kültürel ve ulusal oluşumların kendilerini kurumları aracılığı ile ifade etmeleri için toplumsal mutabaka, demokrasiye ve çoğulculuğa açıktır.
Demokratik Özerk Bölge Yönetimleri; ulusal ve uluslararası barışa, Suriye’nin sınırlarına ve insan haklarına saygılıdır.
Toplumsal sözleÅŸmenin oluÅŸması, demokratik toplumun inÅŸaasının aracı ve toplumsal adaletin güvencesi olan Demokratik ÖzerkliÄŸin tesisi ve bilimsel bir toplumun inÅŸası için; Demokratik Özerk Yönetimler’deki Kürtlerin, Süryanilerin, Ermenilerin ve Çeçenlerin istemleri demokratik bir Suriye ve Domokratik Özerk Yönetimlerin siyasi-toplumsal bir yönetim için bu sözleÅŸmeyi kabul etmiÅŸtir. 7 bölüm, 94 maddeden oluÅŸan Toplumsal sözleÅŸmesinin hayata geçmesi için Dış iÅŸleri ve MeÅŸru savunma bakanlığı baÅŸta olmak üzere, 27 bakanlıktan oluÅŸan sistemden oluÅŸuyor. İşte bu nedenledir ki DAİŞ terör örgütü ve yandaÅŸları bu Toplumsal sözleÅŸmesinin hayat bulduÄŸu Rojava’nın üç kantonundan biri olan Kobané’yi yaklaşık iki aydır bombalarla yok etmeye çalışıyor.
Kadının Kaleminden: Gül Güzel – Kobanê, Eylül/Ekim 2014




