TUTUKLU GAZETECİ SEDAT YILMAZ SÖYLEÅžTİ – MA’nın tutuklu editörü Sedat Yılmaz’ın cezaevinden yönelttiÄŸi soruları yanıtlayan IPS İletiÅŸim Vakfı Genel BaÅŸkanı gazeteci Nadire Mater, ‘Bugün Kürt medyasından söz ediyorsak, bu mücadelenin, inadın, sabrın sonucudur’ dedi.
Nadire Mater, Ankara Cumhuriyet BaÅŸsavcılığı’nın baÅŸlattığı soruÅŸturma kapsamında Nisan ayında Amed’de gözaltına alınan ve 3 Mayıs’ta “örgütü üyeliÄŸi” iddiasıyla tutuklanarak Sincan 2 Nolu F Tipi Cezaevine konulan Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Sedat Yılmaz’ın sorularını yanıtladı.
Mater, Kürt basınının kendini yenilediğini ifade ederek, Kürt medyasını ayakta tutan şeyin baskılara rağmen habercilik yapma refleksi olduğunu ifade etti.
Kürt sorunun çözümünün gazeteciliÄŸe pozitif etkilerinin olacağını ifade eden Mater, “Sorunun çözümü daha özgür bir ortamına yol açacaktır. İşte o zaman, habercilikte çok daha ayrıntıya bakmak, medya sahiplik yapılarından örgütlenmeye, haberin diline dönüşümü tartışıyor, öğreniyor uyguluyor olacağız demek isterim” dedi.
* * *
Sedat Yılmaz-Kürt basınını uzun yıllardır takip ediyorsunuz, yakından ilişkileriniz oldu ve hala sürüyor. Ben ilkleri, ilk temasları severim. Sizin Kürt basınıyla ilk temasınız ne zaman, kiminle oldu, hatırlıyor musunuz?
Nadire Mater-Kürdistan’a gazeteci olarak ilk kez 1989’da gittim, Mardin’e; OlaÄŸanüstü Hal (OHAL), Sansür-Sürgün (SS) Kararnameleri üzerine ‘İki ülke-İki anayasa’ haberi için. Sokak dergisini çıkarıyorduk. Konuda hep ‘Kürt meselesi’ydi. İlla ki bir isim vereceksem, Günay Aslan; Sokak Dergisi DoÄŸu ve GüneydoÄŸu Anadolu temsilcisi. Günay’ın ve kurduÄŸu ekibin haberleri okur için yeniydi, bizler için de bir nevi ders gibiydi.
Türkiye’nin ilk kadın genel
yayın yönetmeni Kürt basınındandı
Temas ettikleriniz ve sıklıkla yad ettikleriniz arasında Gurbetelli Ersöz de var. Bir pencere açalım mı?
Gurbetelli ile yüz yüze tanıştığımda 29 yaşındaydı. Türkiye’nin ilk kadın Genel Yayın Yönetmeni’ydi. ‘Bir gazeteci nasıl olmalı’ diye sorulduÄŸunda, gözümün önüne Gurbetelli’nin o ışıl ışıl gülen, merak, inat, heyecan saçan bakışları gelir. Onun kimyacı ve gazeteci karşılaÅŸtırması bence “habercilik” tartışmalarına ÅŸu ifadesi önemli bir katkıdır: DeÄŸiÅŸen bir ÅŸey yok; kimya gibi, laboratuvardasın, oraya preparat inceler gibi bakacaksın. Her farklı objektifle preparatın baÅŸka bir özelliÄŸini görmen gibi, haberde de, farklı objektiflerle farklı yanlar, farklı unsurlar ortaya çıkıyor ki ancak bunların bir araya gelmesiyle haberin gerçeÄŸe en yakın resmini çekersin. Gurbetelli yayın yönetmenliÄŸi, 30 yıl öncesinden söz ettiÄŸimiz notuyla, habercilikte erkek hegemonyasında önemli bir kırılma yarattı, bugün hem Kürt medyasında hem de Türkiye medyasında kadınların sadece muhabir olarak deÄŸil, karar mekanizmalarında yer almasında bir öncü oldu. Kimyacı olarak, enerji ve çevre üzerine yüksek lisansı da öncü bir çalışma.
Kürt basınında sizde kalan özel, kişisel bir hikaye varsa, sakıncası yoksa bizimle paylaşır mısınız?
15 AÄŸustos 1993. Köylüler meydanda toplanıyorlar. Güvenlik kuvvetleri ateÅŸ açıyor, 17 kiÅŸi ölüyor, 63 kiÅŸi yaralanıyor. Birkaç gün sonra iki Finlandiyalı, üç de ana akımdan meslektaÅŸla Digor’dayız. GideceÄŸimi duyunca ‘ooo, hayat sana güzel’ diyenler oluyor. Åžaşırıyorum, İspanya’ya, Fransa’ya gideceÄŸimi düşünmüşler. Yani Digor ölümleri pek duyulmamış. Demokrasi Partisi (DEP) milletvekilleri Sırrı Sakık, Mahmut Alınak, Selim Sadak da bizimle. Hastaneler, valilik, kaymakamlık dolaşıyoruz. GittiÄŸimiz bir köyde biri durdurulamaz bir öfkeyle konuÅŸuyor. Kürtçe bilmediÄŸime göre haber için ‘Türkçe konuÅŸur mu acaba’ diyorum. Öfkeleniyorlar. Özgür Gündem Diyarbakır büroda anlatıyorum bu olayı. Bana göre, biliyorsan Türkçe konuÅŸursun. O gün orada, bilip de konuÅŸmamanın da bir tavır olduÄŸunu, illa ki ‘sesim duyulacak diye konuÅŸmak zorunda olunmayabileceÄŸini’ aklıma kazıyorum. AtruÅŸ kampında da insanlar Kürtçe konuÅŸmak istediklerinde sormadım. Artık öğrenmiÅŸtim.
Özgür Ülke havaya uçurulduğu
gün de yayınına ara vermedi
Kürt basınında en çok hoşunuza giden şey nedir?
En çok hoÅŸuma giden ÅŸey devamlılık. Özgür Ülke bombalandığında 3 Aralık 1993’te sabah duyar duymaz önce Gülhane Parkı’nın karşısında, ÅŸu anda galiba üniversite olan binanın önünde toplandık. YaÅŸar Kemal konuÅŸtu hatırladığım kadarıyla. Sonra ErtuÄŸrul’la (Kürkçü) ofisimize gittik, ÇemberlitaÅŸ’a. MeslektaÅŸları aradık tek tek. Bizim bilgisayarlar var, bir ÅŸekilde tek parça bir gazeteyi çıkarırız diye düşündük. Özgür Ülke çıkmalıydı. Tek yaprak da olsa gazete çıkarmak kolay deÄŸildi. Heyecanla her dakikanın kıymetini bilerek, eksikler için dört bir yana telefon ediyorduk. O sıra haber geldi, gazeteyi hazırlamaya baÅŸlamışlardı bile. ‘Bu ateÅŸ sizi de yakar’ manÅŸetli gazete çıkmak üzereydi. Devamlılık buydu iÅŸte.
Tüm baskılara rağmen Kürt basınının bu kadar uzun soluklu olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz veya nereye bağlıyorsunuz?
Sokakta su bulamayan köpek, anadilini konuÅŸamayan, bilemeyen biri, yasaklanan konserler, okula gidemeyen çocuk, erkek ÅŸiddeti, LGBTİ+ hakları, kesilen aÄŸaçlar, hapishanenin yemekleri, adalette adaletsizlik… Hep haber konusudur, gazetecinin derdi olmalıdır. Dert etmek için de hayatın tam göbeÄŸinde olacaksın. Cevaplardan biri Sedat Yılmaz’ın yönettiÄŸi Press filmidir. Özgür Gündem gazetesi, Diyarbakır bürosu, yıl 1992. Her ÅŸeye raÄŸmen halkın haber alma hakkının peÅŸinde gazetecilik. Daha iyi bir gazetecilik, yeni gazetecilik örgütleri kurdunuz, habercilik atölyeleri düzenlediniz. Diyarbakır’da katıldığım bir atölyede bir gün boyunca haber tartışmak ne kadar çok özlediÄŸim bir ÅŸeymiÅŸ diye düşünmüş, Bianet’te arkadaÅŸlarla da bu keyfi paylaÅŸmıştım. Aslında, benzeri bir tadı Özgür Gündem’le dayanışma kampanyasındaki bir günlük yayın yönetmenliÄŸimde de yaÅŸamıştım. Tekrar Gurbetelli’ye döneyim, yanıt onda ÅŸekillenen ışıltı, merak, inat ve heyecanda.
Sıklıkla baskı, gözaltı, tutuklama, hatta binaların bombalanması sürecine tanık oldunuz. Bu durumlarda ilk tepkiniz ne oluyor?
İlk tepki öfke. Hemen sonrasında kendi içinde öfkeni örgütleyip haberini en iyi ÅŸekilde yapmak. MeslektaÅŸları aramak. Bir ÅŸey yapmalı! Protestomuzu, tepkimizi güçlendirecek isimlere ulaÅŸmaya çalışırdık. Mesela Türkan Åžoray da kalkıp gelse derdik! 90’larda Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün temsilcisiydim. 1992’de 14 gazeteci öldürüldü. ValiliÄŸe kadar yürüyüp gazeteci katlini protesto yürüyüşlerimizi hatırlıyorum, azdık, çok az. Metin Göktepe’nin öldürülmesinden sonra polislerin yargılanması, karakol polislerini biraz tedirgin etmiÅŸti. Biz de bir grup gazeteci meslektaÅŸlarımızın gözaltı haberi gelince hemen aramızda paylaşıyor, gazetecinin götürüldüğü karakolu arıyorduk. Şöyle oluyordu:
– …. …. Orada mı?
– Sınır Tanımayan Gazetecililer’den, Hürrriyet’ten, Milliyet’ten arıyorum, adım ÅŸu ÅŸu. Biliyorsunuz arkadaşımız Metin Göktepe’yi öldürmekten polisler yargılanıyor. Sorumlu duruma düşersiniz, arkadaşımız orada mı?
– Evet, burada. (nihayetinde)
O arada haberi de yapılıyordu tabii. Bu sistem iÅŸe yarıyordu. Tabii sosyal medyanın olmadığını, cep telefonlarının ancak 90’ların sonunda yaygınlaÅŸtığını düşünürseniz, bizim telefon aÄŸlarımızın hızını tahmin edebilirsiniz.
Baskılardan “dost/düşman” karşıtlığı üzerinden
rıza üretilmesine karşı durmayan herkes sorumlu
Kürt basını bu kadar baskıya maruz kalmasında basının, gazetecilerin veya basın meslek örgütlerinin payı var mı? Ne tür eksiklikleri var?
Hem habercilik hem de gazetecilerin tavrı açısından dezenformatif, manipülatif 90’lar gazeteciliÄŸi pek tartışılmadı. Kelimeleri silahlandırarak yapılan bir habercilik söz konusuydu.
Tabii ki, hem habercilik hem de gazetecilerin tavrı açısından dezenformatif, manipülatif 90’lar gazeteciliÄŸi pek tartışılmadı. Kelimeleri silahlandırarak yapılan bir habercilik söz konusuydu. Örgütler de pek seslerini duyuramadılar. Metin Göktepe’nin İstanbul’da öldürülmesi güçlü bir karşı çıkış yarattı. 1990’ların ikinci yarısında artık Kurdistan’daki ölümler de sanki daha fazla haber oluyordu. Var olan örgütler de daha ses çıkarır olmuÅŸlardı. Gazeteciler Meclisi örgütlenmesinin önde gelenleri iÅŸlerinden olunca, sessizlik baÅŸladı yeniden. Zaten sendika da artık kalmamıştı. Basın Konseyi BaÅŸkanı’nın -ki Hürriyet gazetesinin de baÅŸyazarıydı- kimin gazeteci olduÄŸuna, kimin olmadığına karar verdiÄŸi zamanlardı.
Baskılar karşısında ya da tüm basına karşı baskılarda Türk bir gazeteci için gösterilen tepki, refleks, Kürt bir meslektaş için aynı denklikte olmaz veya hiç olmamıştır. Sizce bunun sebebi nedir?
Ben Kürt ve Kürt olmayan gazeteciler diye baÅŸlayayım. Öncelikle baskılara ses vermekte habercilerin ve örgütlerin bazı özel durumlar dışında baÅŸarılı olduklarını söylemek pek kolay deÄŸil. Tepkilerde bu iki ‘taraf’ arasında bir denklik de yok tabii. Son yıllarda artık Kürt medyasının da mesela hapis gazeteci listelerinde yerlerini aldılar. Mesela Özgür Gündem Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Işık Yurtçu ve yazarlarından Ragıp Duran için güçlü kampanyalar yapıldı. Kürt bir gazeteci için böyle bir ÅŸey yapıldı mı? Hatırlamıyorum. Sessizlik daha konforlu deÄŸil mi? Tek bir gazetecinin hapse girmesi üzerine yapılan haberleri okuyunca, kendimi iyi hissediyorum, habere, haberciye yalnızlık hissettirmemek çok önemli. Nisan 2022 ve Haziran 2023 Kürt medyasına yönelik operasyonları hatırlayınca, mahcup oluyorum.
Bu konuda meslektaşlar arasında yapılan konuşmalarda özeleştirel bir tutuma denk geldiniz mi? (Bu soruyu ana akım medya çalışanları için soruyorum.)
ÖzeleÅŸtiri yapana denk gelmedim. Yapılan her “kötü” ÅŸeyi bir baÅŸkası yapmış sanki. Esas olarak iktidar medyası ve iktidar karşıtı medya var. “Ana akım” olanlar, 90’lardan neredeyse son 10 yıla kadar gazete/TV yönetenler, karar mekanizmalarındakilerle, köşe yazarlarla hep beraber kocaman bir “biz” olduk, “Altılı Masa” misali. GazeteciliÄŸi ErdoÄŸan/AKP karşıtlığı olarak deÄŸil, her türlü güç odağından bağımsız olmak üzerinden tarifliyoruz. Dost/düşman karşıtlığı üzerinden rıza üretilmesine karşı durmayan, itiraz etmeyen hepimiz, gazetecilerden okurlara hepimiz sorumluyuz.
“Gazetecilik suç deÄŸildir’ sloganı boÅŸuna atılmıyor
Gösterilen tepkilerde özellikle kendisine muhalif diyen meslektaşlar ve meslek örgütleri açısından özellikle bir parantez açarsak, gazetecilere yönelik baskılarda bir denge olduğunu söylemek mümkün mü?
Gazetecilik ‘muhaliflik’ parantezine alınamaz. Tabii ki ‘denge’ deÄŸil, ‘hakkaniyet’tir burada ölçü. Ne yazık ki protestolar ve dayanışma açısından da ‘denge’den söz edemeyiz. Ayrım çok yavaÅŸ kırılıyor, çok yavaÅŸ…
Kürt basınının Türkiye basın tarihine nasıl bir katkısı oldu veya oluyor?
İtirazın, mücadelenin, dayanışmanın önemi görüldü. Habere bakışı da etkiledi muhtemelen. ‘Gazetecilik suç deÄŸildir’ sloganı boÅŸuna atılmıyor.
Basının bugün içinde bulunduğu durumu göz önüne getirildiğinde, Kürt basınına yönelik sistematikleşmiş bu baskı ve kısır döngü nasıl kırılır, çözümü ne olabilir veya bu baskılar sonuç alıyor mu?
Zaten kırılıyor, yoksa bugünlere gelinir miydi!
Kürt basınını eleştirmeye sıra,
basın özgürlüğünü kazandığımızda gelir
Kürt basınının hakiki bir dostu olarak dışarıdan bir gözle değerlendirdiğinizde, acımasızca eleştirinizi duymak isterim. Zira dostların eleştirisi bu yürüyüşe büyük katkı sunar. Biraz günahlarımızı paylaşırsanız, neler söylemek istersiniz?
Kürt medyası sürekli kendini yeniliyor, onca baskıya karşı çoğalmaya devam ediyor. İşiniz kolay değil.
Öncelik gazetecinin haber yapma özgürlüğü, dolayısıyla halkın haber alma hakkıdır. Bu ortam için hep birlikte mücadele etmeye çalışmalıyız. Özel olarak Kürt medyası sürekli kendini yeniliyor, onca baskıya karşı çoğalmaya devam ediyor. İşiniz kolay değil. Mesela, haber atölyeleri düzenliyorsunuz, gazeteci kendine kattıklarını uygulayamadan hapse giriyor. Bugün Kürt medyasından söz ediyorsak, bu mücadelenin, inadın, sabrın sonucudur. Basın özgürlüğünü hele bir kazanalım, o zaman eleştiririz birbirimizi.
Kürt sorununun çözümü, basının geleceği açısından nasıl bir katkısı olur veya neyin değişip dönüşmesini sağlar?
Daha özgür bir ortamına yol açacaktır. İşte o zaman, habercilikte çok daha ayrıntıya bakmak, medya sahiplik yapılarından örgütlenmeye, haberin diline dönüşümü tartışıyor, öğreniyor uyguluyor olacağız demek isterim.
Kürt basını veya gazetecileri üzerindeki baskılara karşı, meslektaşları kişisel olarak ne tür dayanışma örnekleri göstererek olumlu bir katkı sunar?
“Hapis meslektaşım/Mektup arkadaşım”…Kampanyanın adı bu olsun. Bir meslektaşınla yakın aralıklarla mektuplaÅŸ, böylece sahiplenmediÄŸimiz gazeteci kalmasın içerde. Böylece içeriden haberdar olurken haberini de yaparsın, içeriye da dışarıyı taşırsın. Hapishane devasa bir haber alanı. Hak örgütlerinin raporlarının yanı sıra bire bir ihlal ve kazanımları haberleÅŸtirmek. Türkiye’nin adaletsizlik sisteminde cezasızlıkla mücadelede tekil örnek tartışmalarının önemini biliyoruz. Kitap yollamak. Hapishaneden gazeteci mektupları yayımlamak. MeslektaÅŸlarımıza içerden haber yapmanın imkanlarını yaratmak. Mesela gelmekte olan hapis gazeteciler günü için ÅŸimdiden bir dosya için hapishanelerdeki meslektaÅŸlarımızla haberleÅŸmek, konu belirlemek. Yargılamaları kitlesel izlemek. Yargılama öncesi davaların ayrıntılı ön haberlerini yapmak, “basın/ifade özgürlüğü” imkanlarını, sorunlarını, kazanımlarını haberleÅŸtirmek.
Yeni bir medya halen mümkün!!!
Bugünkü basının içinde bulunduğu hal ve durum için bir manşet atacak olsaydınız ne olurdu?
Yeni bir medya halen mümkün!!!
Konu doğası gereği biraz can sıkıcı. Nadire Mater, sıkıcı gündemden birini kurtarmak için yapacağı müzik önerisi ne olurdu?
Gerçekçi ol, imkansızı iste. John Lennon’a ve Yoko Ono’ya bırakalım sözü; Imagine/ Hayal Et!
Ülkelerin olmadığını hayal et/ Yapması zor değil/ Ne uğruna öldürecek ya da ölecek bir şey var/ Ne de dinler/ Hayal et tüm insanların/ Huzur içinde yaşadığını
Mülkiyetin olmadığını hayal et/ Merak ediyorum yapabilir misin/ Açgözlülüğe de açlığa da gerek yok/ İnsanların kardeşliği/ Hayal et tüm insanların/ Bütün dünyayı paylaştığını
Bana hayalperest diyebilirsin/ Ama bil ki yalnız değilim/ Umuyorum ki bir gün sen de bize katılırsın/ Ve dünya tek yürek olur.
(bainet – AEK)
