Mücadele… KurtuluÅŸa kadar! | Mustafa Kumanova


Politikacılar bu yaÄŸmalamaya izin verdikleri ve göz yumdukları ve tüm bu lümpen finans “aristokrasisi”nin emrine girdikleri için gerçekleÅŸen bir talan düzeni var… Bu konuda muhalefet partileri ne düşünüyorlar? Ya da düşünüyorlar mı?

Türkiye halkının bir avuç politika yapıcı/servet sahibi tarafından sömürülmesi sadece ekonomik bir mesele deÄŸildir, aynı zamanda bir psikolojik aÅŸağılanma meselesidir. Çünkü bugün Türkiye’de yaÅŸanılanlar gelip köle olma durumu noktasında kilitleniyor. Ortaya çıkan tablo tam olarak ÅŸudur: sömürülen halk -işçi, köylü, esnaf, memur vb.- ya ülkedeki olan biteni anlayacak zekâ seviyesine sahip deÄŸildir ve kendini sömürenler tarafından kandırıldığını anlamaz yahut kendisine zekâ seviyesi düşük gibi davranıldığını anlar ve bütün durumu kabul eder çünkü o özünde bir köledir ve onun için bu, efendilerinin/devletin merhametine yalvararak yaÅŸamak, doÄŸaldır. Ucuz kredilerin oluk oluk ve bol paranın gürül gürül aktığı bolluk ve refah günlerinde bu durum görünmez ama rüzgâr tersten esmeye baÅŸladığında gerçek tüm çıplaklığıyla ortaya çıkar. Bu gibi durumda aslolan toplumsal geliÅŸim ve ilerleme açısından sol partilerin ya da ilerici muhalif partilerin nasıl bir tavır takınacaklarıdır. Kölelik ÅŸartlarına son verecek kapitalizm veya patron karşıtı politikaları mı benimseyecekler yoksa biçimsel “demokrasi” mücadelesi ardında tüm bu kapitalist sömürünün üzerini mi örtecekler? 

Åžu anda Türkiye’de bir avuç bankacı ve finansçı, politika yapıcıların yeteneksizlikleri yahut kasıtlı veya kasıtsız müdahaleleri sayesinde uygun spekülatif ortamı bularak döviz kuru üzerinden toplumsal serveti yaÄŸmalamaktadırlar. DiÄŸer yandan bu ülkede, 2021 senesinde- Kapalıçarşı ve Tahtakale denilen bir avuç lümpenin sırtında çuvallar dolusu altın ve dolarla at oynattığı her türlü kayıttan azade bir çapulcu piyasası var… Bu ülkede her türlü manipülasyonun döndüğü bir borsa var…Bu ülkede “insanlık için ulusal ordulardan daha tehlikeli olan” geleceÄŸimizi ipotekleyen ve ÅŸu anda kar rekorları kıran bankalar var… Ve de tüm bunların saldırdığı yer toplumsal servet… Politikacılar bu yaÄŸmalamaya izin verdikleri ve göz yumdukları ve tüm bu lümpen finans “aristokrasisi”nin emrine girdikleri için gerçekleÅŸen bir talan düzeni var…bu konuda muhalefet partileri ne düşünüyorlar? Ya da düşünüyorlar mı?

Bugün muhalefet partileri -mesela CHP- iktidara gelse tüm bu ekonomik buhran karşısında uygulayacağı tek para politikası faizleri arttırmak olacaktır…yani toplumsal servetin döviz kuru üzerinden deÄŸil bu sefer de faizler üzerinden yaÄŸmalanmasına yol açmak olacaktır… 

Ya da muhalefet partileri “hak,” “hukuk,” “adalet” ile ülke ekonomisinin çok hızlı bir ÅŸekilde düze çıkacağını iddia edeceklerdir. Oysa finans-kapitalin adalet ve hukuk umurunda bile deÄŸil…Adalet ve hukuk onların para kazanmasına hizmet ettiÄŸi sürece kurdukları tiranlığın izin verdiÄŸi kadarıyla adalet ve hukuktur… Bugün demokrasinin beÅŸiÄŸi olduÄŸu öne sürülen ABD’de hak, hukuk ve adalet ve de fikir özgürlüğü yok mu? Ama bugün ABD’denin -dünyanın en zengin en demokrat en özgür ÅŸehri olan- New York’unda yüzbinden fazla evsiz ve geçici konutlarda yaÅŸama tutunma mücadelesi veren çocuk var. Bugün siyasi liberalizmin en alasına sahip olduÄŸu beyinlere iÅŸlenen ABD’de herhangi bir günde sokakta yaÅŸayan beÅŸ yüz binden fazla aç, evsiz ve yoksul insan var…Hak, hukuk ve adaletin gürül gürül aktığı bolluk ve zenginlik ülkesinde…Keza devrimlerin ve özgürlüğün beÅŸiÄŸi Fransa’da yetersiz konutlarda yaklaşık beÅŸ milyon insan yaşıyor ve evsizlerin yüzde 10’nu üniversite mezunu…İfade özgürlüğünün çağıl çağıl aktığı Paris’te onbinlerce evsiz var. Bu ülkeler demokrat deÄŸil mi? Bu ülkelerde hak, hukuk ve adaletin en alası yok mu? Kimin için hak, hukuk, adalet? Hak, hukuk ve adalet ile bir ülke fakirler için düzlüğe çıkmaz. Burjuva sınıfının bir avuç seçkin eliti için düzlüğe çıkar. 

Türkiye’de ilerici muhalefet parlamenter arenayı terk etme tereddüdü göstererek bütün hesaplarını sandık ve meclis üzerine yaptığı ve kitlesel eylemin gücünü hafife aldığı sürece “demokrasi”nin potansiyel sınırlamalarını aÅŸamayacaktır(Mersin Mitingi kitlesel eylemin gücünü umarız göstermiÅŸtir. Türkiye’de ÅŸu anda emekçilere toplumsal kriz ve ulusal zulümden çıkış yolunu önerebilecek net bir program yok. Üçüncü İttifak önerisi dahil. Her ne kadar Türkiye’deki ilerici ve muhalif partiler kendi dışlarında “kontrol” edemeyeceklerini düşündükleri bir hareket geliÅŸmesini istemeseler de aslında tüm muhalif partiler -ister CHP ister HDP olsun- ÅŸu gün yaÅŸanılan korku imparatorluÄŸunda birbirlerini engelleyen deÄŸil aksine muhalefeti geliÅŸtirerek birbirlerini tamamlayan oluÅŸumlar olmak zorundadırlar.) 

DiÄŸer taraftan, Türkiye’de her yaÄŸma ve talan dönemi sonrası “baÅŸlar” hep ayakta kaldı ve kalıyor. Ve bir ÅŸekilde kazanan muhalif partilerin iktidara geldiklerinde deÄŸiÅŸen politikaları sayesinde kitleleri üzerinde baÅŸkanlık etmeye devam etmenin yolunu buluyorlar…HelalleÅŸme ve affetmenin getireceÄŸi sonuç bu olacaktır.  

Günümüzde politik sistemlerin, finansal kuruluÅŸların veya orduların “baÅŸları” sıradan insanlar adına ya da emekçiler yerine mali duruma, toplumsal hayata ve de ne kadar demokrasi ve özgürlük olup olmayacağına karar veriyorlar. Oysa kiÅŸisel, finansal ya da ulusal “zaferler” adına sıradan insanların zihinlerini yönlendiren ve onları “kurban” edenler de bu aynı “baÅŸlar”dır. Bugün Türkiye’de demokrasiyi içi boÅŸ bir slogana dönüştürenler iddia edildiÄŸi gibi “terörist”ler ya da “dış güçler” deÄŸildir. Kar ve güç üzerinde kurumsal yönetim baskısı bulunan bu ülkenin toplumsal servetini kendilerine transfer eden yüzde onluk bir kesim ve onların halka tepeden bakan muhafazakâr hizmetkarı politikacılardır. Ve onlar ezilen bir halka ya da ezilen kimliklere üstünlük saÄŸlama adına demokrasiyi, milliyeti ve ahlaki/dini bir sistemi kullanırlar. Ahlak ve ahlaksızlık arasındaki çeliÅŸki onlarda kendi ahlaki fikirlerine biat etme ya da etmeme ÅŸeklinde vücut bulur. Biat edenler taraf, etmeyenler ise bertaraf olur. Taraf olmak bir “demokrasi savunması” haline getirildikçe kendinden olmayanlara karşı baskı ve zulüm dahil kendi halkını bir dilenci konumuna getirmek ve bunu eleÅŸtirenleri yaftalamak da demokrasinin kendisi olur.

İşte bu yüzden, ezilenlerin tek bir özgürlüğü ve tek bir demokrasisi var…Mücadele etmek…KurtuluÅŸa kadar… 


Mustafa Kumanova – 11.12.2021

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir