HDP geçmiÅŸ dönem milletvekili ve Ekoloji Komisyonu üyesi Üstün Kobanê davasında yaptığı savunmada, 6-8 Ekim direniÅŸi sırasında yaÅŸananlara iliÅŸkin defalarca verdikleri önergelerin reddedildiÄŸini hatırlattı. Suçlu olmadıkları için ortada karartacak bir delil olmadığının altını çizen Üstün, “Halklar iradesini bize teslim etmiÅŸti. Biz yaÅŸamı özgür kılmaya çalışıyoruz yaptığımız siyaset düzleminde” dedi.
Kobanê davasının 3. duruşmasının 7. oturumu sürüyor. Sincan Hapishane Kampüsünde görülen duruşmada HDP geçmiş dönem milletvekili ve Ekoloji Komisyonu üyesi Prof. Emine Beyza Üstün davanın esasına ilişkin savunma yaptı.
ÜSTÜN: DENİZ BİZİZ, DENİZ YOLDAŞIMIZ
HDP İzmir İl örgütüne yönelik yapılan saldırıda katledilen Deniz Poyraz’ı anarak sözlerine baÅŸlayan Üstün, “Deniz biziz Deniz bizim yoldaşımız. Deniz’in bizi temsil ettiÄŸi her anı ve mücadelesi için emeÄŸi ve kadın mücadelesini bizimle birlikte büyüttüğü için saygıyla anıyorum. Annesine sabır diliyorum” dedi.
Deniz’in katledilmesinin ve Kobanê davasının Türkiye halklarının yaÅŸadıklarının bir resmi olduÄŸunu ifade eden Üstün, “Saldırgan özel eÄŸitim almış, seçilerek zamanlaması tam da bu davaya ve davayla birlikte açılan diÄŸer süreçlere denk getirildi. Bu davada tahliye olan siyasetçi arkadaÅŸlarımızı önce sloganlarla uÄŸurladık sonra İzmir’de bu saldırganın silahından çıkan kurÅŸunla bir mesaj iletilmek için saldırgan görevlendirildi. Son derece organize edilmiÅŸ, bu dosya da yaÅŸadığımız gibi. Hem size hem bize bir gözdağı olarak son derece net bir ÅŸekilde kamuoyuna iletildi. Bu davada olduÄŸu gibi. Zor bir dava size kolaylıklar diliyorum” ifadelerini kullandı.
‘KOBANÊ BİR AZMETTİRME DAVASI’
Kobanê davasının bir azmettirme davası olduÄŸunun altını çizen Üstün, “Bu dava HDP’nin HDP ile birlikte yol alan özgürlük arayışına çıkanlara karşı, egemen sistemin bozulması paniÄŸiyle azmettirme davası. Bize dijitalleri verdiler. İçerisinde sayılar uçuÅŸuyor. Dijitallerde bir ÅŸey olduÄŸunu düşünmüyorum ama inceleyeceÄŸim ve eksik bir ÅŸey olursa ekleyeceÄŸim” ÅŸeklinde konuÅŸtu.
Kobanê direniÅŸi sırasında ve sonrasında parti olarak, konunun siyasi boyutunun araÅŸtırılması, o süreçte yaÅŸanan olayların, gerçeklerin ortaya çıkarılması için Meclis’te defalarca araÅŸtırma önergeleri verdiklerini hatırlatan Üstün, “İlk önerge 6 Ekim 2014 tarihinde grup baÅŸkanvekilimiz tarafından verildi. Son verilen önerge 15 Ekim 2020, yani biz gözaltındayken verildi. Biz ağır cezada yargılanırken, bu konuyla ilgili gerçeklerin açığa çıkması, araÅŸtırılması için verilen önergeler Meclis’te iktidar tarafından reddedildi” dedi.
‘YANLIÅž KİŞİLERİ YARGILIYORSUNUZ’
GerçeÄŸin ortaya çıkarılmasının bu topraklarda barış isteyen herkesin sorumluluÄŸunda olduÄŸunu ifade eden Üstün, “Biz bu sorumluluÄŸu, halkın iradesini arkasına alan arkadaÅŸlarımız Meclis’e sundu, sunduk. Sürekli bu topraklarda eÅŸit ve barış içinde yaÅŸamı inÅŸa etmek için çabaladık. Biz ağır ceza mahkemelerinde yargılanırken de bu araÅŸtırma önergeleri verildi ancak bizi kötü itham eden partilerin oylarıyla reddedildi. Yanlış kiÅŸileri yargılıyorsunuz. Bu siyasi bir müdahale. Biz iddialarla suçlanıyoruz. Usulsüz olarak özgürlüğümüz elimizden alınmış durumda. Bu müdahale siyasi olarak HDP’ye, HDP’nin politikalarına, programına, HDP siyasetini benimseyen parlamentoda temsiliyetini HDP’ ye veren halkların iradesine siyasi olarak yapılmış müdahalelerdir” diye konuÅŸtu.
‘KARARTACAÄžIMIZ BİR DELİL DE YOKTUR’
TutukluluÄŸun devamı kararında iddia edildiÄŸi gibi bir kaçma niyetinin olmadığının altını çizen Üstün, “Suçlu deÄŸilim, ortada iÅŸlediÄŸim bir suç ve suçlu olmadığım gibi karartacağımız bir delil de yoktur. Biz bu topraklarda ‘bu suça ortak olmayacağız’ diyen akademisyenler ceza aldık çoÄŸumuz ise beraat aldık. Sorumluluk alıyoruz, kararlıyız bu topraklarda barışı inÅŸa edeceÄŸiz” dedi.
Üstün, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonraki sürecin Türkiye halklarının iradesine bir darbe olduÄŸunu belirtti. Üstün, “Bu davaya konu olaylar aslında 6 Ekim günü baÅŸlamadı. Bu olaylar Åžengal’e müdahalenin baÅŸladığı günden beri içimizde siyaseten tartışılan, adım adım DAİŞ’in sürdürdüğü katliamları önlemek için neler yapabiliriz diye konuÅŸuyorduk. Toplantılarımızda ilk gündem maddesi, IŞİD saldırısını durdurmak için ne yapabiliriz mücadelesi içindeydik. Her il ve ilçede bütün Ezidi ve Kürt halklarının yakınları baÅŸta olmak üzere herkesin teyakkuz halinde olduÄŸu bir dönemdi. Katliam büyüyordu ve Türkiye’ye de geliyordu. O sınırın bir hükmü yok” sözlerine yer verdi.
‘DAYANIÅžMA ÇAÄžRILARINI HER TÜRLÜ YAPARIZ’
CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan’ın 7 Ekim 2014’te yaptığı “Kobanê düştü düşüyor” açıklamasını da hatırlatan Üstün, “Bu açıklamadan sonra ölümler yaÅŸandı. Biz ise sizin sonradan eklediÄŸiniz açıklamada ‘provokasyona gelmeyin’ açıklaması yaptık. Türkiye siyasetini özgürlüğe taşıyan, bu kadar önemli bir partinin kimliÄŸi bu dava içinde 3 tane tweete baÄŸlanıyor. Biz dayanışma çaÄŸrılarını her türlü yaparız. Parlamentoda da yaparız. Siyasete de bu çaÄŸrıyı yaparız. Tüm açıklamalarımızda bu var. En ufak bir azmettirme kelimesi geçmeyen tweet, bu davanın gerekçesi olarak sizin dosyanızda delil olarak duruyor” ÅŸeklinde konuÅŸtu.
Daha önce Åžengal’de koruyamadıkları hakları Kobanê’de korumak için mücadele etiklerini ifade eden Üstün, “Bu bizim borcumuzdu. Ama 7 Ekim’den sonra ciddi anlamda ölümler yaÅŸandı. Biz bu ölümler yaÅŸanmasın diye siyaset yapıyoruz, bunlara neden olacak en ufak bir tutumumuz olamaz. Biz bu topraklarda kardeÅŸliÄŸin, barışın, yan yana duruÅŸun siyasetini örmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla bu ölümlerin faili kimse bu salonda onların oturması gerekiyor biz deÄŸil” dedi.
‘SÜREÇ HDP’NİN KAPATILMASINA KADAR GELDİ’
Sürecin sonucunda bir algının yürütüldüğünü dile getiren Üstün, “Kalıcı barış talebini, Kürt sorunu baÅŸta olmak üzere, tüm sorunların çözümünü üstlenen partiye karşı bu siyasi algı yürürlüğe sokuldu. 7 Haziran seçimlerinden sonra adım adım tüm sistem deÄŸiÅŸtirildi. Halkın iradesini temsil edenlerin dokunulmazlıkları kaldırıldı. 2016’dan 2020’ye kadar süren süreçte HDP’li belediyelerin tümüne kayyımlar atandı. BaÅŸta kadın eÅŸbaÅŸkanları tutuklandı. En son HDP’nin kapatılması davasına kadar süreç geldi” ÅŸeklinde konuÅŸtu.
‘Nasıl Kobanê sadece ismiyle yeterli deÄŸilse IŞİD’in yaptığı katliamların o dosyaya aktarılması gerekiyor’ diyen Üstün, “Bunun gibi bugün dahil olmak üzere her defasında dava açılmadan önce ve sonra toplumsal alanda açıklama yapan MHP baÅŸkanı olmak üzere dönemin atanmış ‘İçiÅŸleri Bakanı Soylu’nun ve ÅŸimdi hükümetin başındaki ErdoÄŸan’ın’ bu tarihlerdeki tüm sözlerinin bu dava dosyasında olması gerekiyor. Kendileri azmettiricilerdir. Yargıya müdahale ediyorlar. Algı oluÅŸturuyorlar. Bu dava siyasi bir dava siz de bunu biliyorsunuz” diye belirtti.
‘TÜRKİYE’DE YAÅžANAN OLAYLARIN İDDİANAMESİ BU DEĞİL’
7 Haziran 2015 tarihinin HDP’nin halkların iradesini Meclis’e taşıdığı tarih olduÄŸunu vurgulayan Üstün , “Kapatma davasının iddianamesi de 7 Haziran’da verildi. Bu tarihlerin, bu günler denk getirilmesi çok zor. Siyasi iktidar yaratmaya çalıştığı bir algıyla, yürütülen dava ve iddianamelerin tam tamına bir torba iddia olduÄŸunu görüyoruz. Bu davanın adı Kobanê ise tüm süreci ele almamız gerekiyor ama bu dava Türkiye sınırları içinde yaÅŸanan olaylar ise bunun iddianamesi bu deÄŸil” sözlerine yer verdi.
Åžengal’de yaÅŸanan katliamları bildiklerini ifade eden Üstün, “Orada tüm halklar katledildi, kadınlar ve çocuklara el konuldu. Bunların yansıması hala devam ediyor. Bu katliamdan nemalananlar bunu tarihe yayarlar. 3 AÄŸustos 2014’te Ezidilere katliam yapıldı. Katliamın yaÅŸandığı bu topraklara bu kadar yakın olan kadın siyasetçiler olarak Åžengal’de yaÅŸananları hazmedemiyoruz. Biz her 3 AÄŸustos’ta bulunduÄŸumuz yerde HDP’li siyasetçiler ve tüm yoldaÅŸları olarak kırmızı karanfil bırakırız suyun kenarına. BulunduÄŸunuz yerde rastlarsanız bilin ki o karanfilleri kadınlar bırakmıştır” dedi.
‘ENGELLEYEMEDİĞİMİZ İÇİN KENDİMİZİ AFFETMEDİK’
Üstün, “EgelleyemediÄŸimiz için kendimizi affetmediÄŸimiz Åžengal katliamının ardından bugün hala katliamlar devam ediyor. 2017’de KırÅŸehir’de KırÅŸehir polisi biri 5 diÄŸeri 7 yaşındaki Ezidi kardeÅŸi, IŞİD’li olduÄŸu belirtilen bir kiÅŸinin evinden kurtarıyor. Åžengal katliamından 3 yıl sonra yaÅŸanıyor bu. Tarih 31 Temmuz 2020 yani biz daha tutuklanmadık, bize müdahale yapılmadı. Åžengal katliamı sırasında 16 yaşında olan Zozan K., isimli bir kadın Sincan’da hemen yanı başımızdan IŞİD’li olduÄŸu belirtilen bir kiÅŸinin elinden akrabaları tarafından satın alınarak kurtarılıyor. Kadının tecavüze uÄŸradığı psikolojik olarak sorunlar yaÅŸadığı belirtiliyor. Bu tarihte daha bize müdahale yapılmadı. 2 Mart 2021’de yer bu sefer Ankara’nın Keçiören ilçesinde, burada dibimizde tutuldukları evden internetteki köle pazarlarında satışa çıkarılan Ezidi kadınlar, yakınları tarafından açık artırmayla satın alınıyor ve hızlıca Türkiye’den çıkarılıyor. Bunlar sadece eriÅŸebildiÄŸim haberler.”
‘YAÅžAMI ÖZGÜR KILMAYA ÇALIÅžIYORUZ’
Üstün, 6-8 Ekim direniÅŸini yaratanın Êzidîlere yönelik IŞİD katliamları ve saldırıları olduÄŸunu dile getirdi ve şöyle devam etti: “O dönemdeki tüm provokasyonları tek tek konuÅŸmamız lazım. Sadece 6-8 Ekim olayları dediÄŸiniz süreçte ölenlerle bir illiyet bağı kurulmaya çalışarak bunu çözemeyiz. Önce suç gerçekten tanımlanmalı sonra suçun gerçek failleri bulunmalı. Biz o dönem siyaseten sorumluluk aldıysak eÄŸer, bunun için çabaladık. Åžengal’de yaÅŸanan olaylar Kobanê’de yaÅŸanmasın diye çabaladık. Ve her engel olamadığımız olaylardan kendimizi sorumlu tutuyorduk. Çünkü halklar iradesini bize teslim etmiÅŸti. Biz yaÅŸamı özgür kılmaya çalışıyoruz yaptığımız siyaset düzleminde.”
‘İKTİDAR ÇAÄžRILARIMIZA YANIT VERSEYDİ SURUÇ KATLİAMI YAÅžANMAZDI’
HDP’nin 6-8 Ekim’de daha fazla ölümün yaÅŸanmaması için çaba sarf ettiÄŸinin ve HDP yöneticilerinin hükümet yetkilileriyle temasa geçtiÄŸinin altını çizen Üstün, “Olası geliÅŸecek provokasyonların önüne geçmeye çalıştık. Maalesef 37 kiÅŸi olarak bu dosyaya giren bizim daha fazla olduÄŸunu düşündüğümüz – ki o dönemin baÅŸbakanı baÅŸka rakamlar telaffuz etti – bu canlar kaybedildi. Polisin müdahalesiyle bu acı olaylar yaÅŸandı. 6-8 Ekim, Kobanê halkının Åžengal’de yaÅŸanan acıları yaÅŸamaması için bir çabaydı. Biz sorumluluk aldık ve üzerimize düşeni yaptı” diye konuÅŸtu. İktidarın HDP’nin bu çabalarına karşılık vermediÄŸini ifade eden Üstün, “O dönem bu çaba yerini bulsaydı, birliktelik çaÄŸrıları hükümette ve devlette karşılığını bulsaydı ve yan yana olabilseydik, bugün Sincan’a kadar giren bu köle pazarlarına tanıklık etmezdik. Bu kadar insanlık dışı bir süreci öremezlerdi. Öte yandan eÄŸer çaÄŸrılarımıza yanıt verilmiÅŸ olsaydı Rojova’ya çocuklara oyuncak, kitap götürmek için yola çıkan çoÄŸu öğrenci 34 sivil 20 Temmuz 2015’te Suruç’ta buluÅŸtukları çay bahçesinde IŞİD militanları tarafından bombalanarak katledilmezdi” ÅŸeklinde konuÅŸtu.
‘İTİRAZLARIMIZA RAÄžMEN İPTAL EDİLMEYEN İDDİANAME BİR TORBADIR’
Kobanê Davası iddianamesinin gerçek sorumluluklarını yansıtmadığını ifade eden Üstün, “Bizi yargıladığınız, itirazlarımıza raÄŸmen iptal etmediÄŸiniz bu iddianame bir torbadır. Siyasetin yargıya düşürüldüğü bir iz düşümdür. Bu iddianamede bize atılan suçlara bakıldığında ‘yakalanmamak amacıyla öldürme’ ‘devletin birliÄŸini ve ülke bütünlüğünü bozma’,’cebir ve tehdit kullanarak kiÅŸiyi hürriyetinden yoksun kılma’, ‘suç örgütüne yardım saÄŸlamak maksadıyla, gece vakti silahla birden fazla kiÅŸi ile yaÄŸma’, ‘var olan veya varsayılan suç örgütlerinin oluÅŸturduÄŸu güçten yararlanarak yol kesme’… Ben yol kesmedim, hiçbir arkadaşım yol kesmedi. Bu suçların hiçbirini ben iÅŸlemedim. Olmayan bir suçun delilini de gizleyemem. Ben kimseyi öldürmedim. Hiçbir arkadaşım da öldürmedi. Ne 6-8 Ekim’de ne öncesinde ne sonrasında, yaÅŸamım boyunca elimde hiç silah olmadı. Hiçbir yeri yaÄŸmalamadım. Her yerde siyasi iktidarların müdahalelerine, kapitalizmin saldırılarına karşı yaÅŸamın korunması ve özgürlüğü için mücadele verdim, veriyorum; bunun için siyaset yapıyorum. Bir arada özgürce ve barış içinde yaÅŸamak için sorumluluk almaya, kalıcı barışı yaratmaya çalışıyoruz” dedi.
‘ÖRGÜTLÜYÜM’
Örgüt üyesi olmakla suçlandığını belirten Üstün, “Hakikat ben örgütlüyüm” vurgusu yaptı ve şöyle devam etti: “7 Haziran 2015 yılında Türkiye halklarının yüzde 13,2 ‘sinin oyu ile seçilerek halkların iradesini, umudunu taşıyan, Meclis’e üçüncü parti olarak girmiÅŸ, o günden beri parlamentoda ikinci muhalefet partisi olarak siyaset yürüten, programı ve tüzüğü ile onaylı HDP’ nin üyesiyim. EÄŸitim emekçisiyim, akademide çalışıyorum. KESK’ e baÄŸlı EÄŸitim-Sen üyesiyim. Evet örgütlüyüm. Üniversitelerin özgürlüğü ve özerkliÄŸinin, akademik hak ve özgürlüklerin korunması için mücadele veren Öğretim Üyeleri DerneÄŸi’ nin üyesiyim. AraÅŸtırmaların tartışıldığı, yayınlaÅŸtırıldığı, akademik çalışmaların desteklendiÄŸi Sosyal AraÅŸtırmalar Vakfı (SAV) üyesiyim. Meslek örgütüm olan, mesleki bilgi ve deneyimimi yaÅŸamdan ve toplumdan yana kullanan mimar ve mühendislerin örgütlü yapısı TMMOB’un üyesiyim. Çevre Mühendisleri üyesiydim. Ben örgütlüyüm. Örgütlü olduÄŸum tüm yapılar demokratik kitle örgütleridir. HDP de demokratik bir siyasi partidir. YaÅŸamın, emeÄŸin, yaÅŸam alanlarının, doÄŸal ve kültürel varlıkların korunması; eÅŸitsizliklerin, sömürünün, katliamların sonra ermesi ancak demokratik birliktelik, mücadele ve dayanışma ile baÅŸarılabilir buna inanıyorum. Onun için örgütlüyüm. YaÅŸamım boyunca buna inanarak mücadele yürüttüm. Kendimden doÄŸru bir süreç okuyacam. HDP olarak eÅŸitsizliklere, sömürüye, katliamlara karşı politika yürütüyor, siyasi sorumluluk alıyoruz. Evet siyasi sorumluluk aldık çünkü bir derdimiz var; bu ülkede kalıcı barışı inÅŸa etmek istiyoruz, sömürüye son vermek istiyoruz, Kürt sorununda çözüme destek vermek istiyoruz. BoÅŸuna aramayın, bizim dilimizde siyasi kültürümüzde azmettirmek yoktur. Tweet ile 37 ölümü iddia makamı fiyonk etti -ki aradaki süreç yok sayıldı- kimler provoke etti bunları bir tarafa atıp, şık bir ÅŸekilde adını da 6-8 Ekim Kobanê olayları koyup Türkiye’nin 3’üncü partisini dava konusu yapıyorsunuz. Samimi olalım, bu iddianamede HDP’yi yargılıyorsunuz. Bu iddianamede IŞİD’in i’sı yok.”
HDP’nin siyaset yapmak için sorumluluk aldığını ve bunun da bedelini ödediÄŸini söyleyen Üstün, “HDP’nin temel hedeflerini; ırkçılığa, ayrımcılığa, ÅŸiddete, sömürüye karşı siyasetini; toplumsal cinsiyet eÅŸitliÄŸini kapsayan programını; yaÅŸamın ve yaÅŸam alanlarının korunmasını içeren ekoloji perspektifi; çalışma güvenliÄŸini, işçilerin, emekçilerin haklarını savunan emek politikalarını; patriyarkaya karşı yaÅŸamdan yana tutum alan kadın siyasetini savunuyoruz. Yargıladığınız böyle bir parti. Kapatılmaya çalışılan böyle bir parti. HDP Kadın Meclisinde ve Ekoloji Komisyonunda siyaset yapmaya devam ediyorum” dedi.
‘SİYASET YAPMA HAKKIMIZ GASP EDİLİYOR’
Egemen sistemin önündeki tek engel olarak HDP’de buluÅŸan siyasi dinamikleri gördüğünü söyleyen Üstün, o yüzden hedef haline getirildiÄŸini söyledi. Kendilerini hedef gösteren siyasetçiler hakkında “azmettirmeden” suç duyurusunda bulunulmasını isteyen Üstün, “Böyle böyle siyaset yapma hakkımız gasp ediliyor” dedi.
‘MÜSİLAJ BİR ÖLÜMDÜR’
Marmara Denizindeki müsilaja da deÄŸinen Üstün, “Müsilaj bir sonuç, bir ölüm, atıkların yarattığı bir sondur. Yıllarca uyardık; bunu yapamazsınız, bu atıkları denize baÄŸlamayazsınız dedik. Onlar yaparız dediler. Musilaj bir ölümdür, yanlış politikaların bir sonucudur. Sadece bunu üstten almakla çözmek mümkün deÄŸil, çünkü alttan beslenmeye devam ediyor. Çok akıllılar bir de oksijen enjekte etmeye çalışıyorlar. Çok akıllılar. Yani oksijeni basıyorlar ama hiç kimse bu sorunun gerçek nedenini çözmeye çalışmıyor. Marmara ölüyor” diye konuÅŸtu.
‘BİRKAÇ NESLİN ZEHİRLENMESİNE KARÅžI MÜCADELE EDİYORUZ’
Akkuyu Nükleer Enerji projesine dikkat çeken ve buna muhalefet ettikleri için yargılandıklarını belirten Üstün, bu tür projelerin nükleer patlama olmaksınız sadece atıklarının bile birkaç nesli zehirlemeye yeteceÄŸini söyledi. “Biz bütün bunların durdurulması için, etkilerini sonuçlarını bildiÄŸimiz için mücadele ediyoruz” ÅŸeklinde konuÅŸan Üstün, bunun sorumlularından hesap sorduklarını söyledi. Üstün, “Bu bir siyaset zemini. Sadece araÅŸtırma ile doÄŸruların bulunması yeterli olmadı. Sorumluluk almam zorunlu hale geldiÄŸi için HDP’de siyaset yapmaya baÅŸladım. HDP’de oluÅŸan siyaset tam da benim istediÄŸim, bu topraklarda yaÅŸanan bütün sorunların çözümünü arayan her biri kendi alanında mücadele eden siyasetçilerin yan yana geldiÄŸi bir zemindi. Biz barışı inÅŸa edeceÄŸiz bu topraklarda, bunda da kesin kararlıyız” dedi.
‘SADECE MARMARA DEĞİL HEPİMİZ ÖLÜYORUZ’
İktidarın yaÅŸama müdahale ettiÄŸini belirten Üstün, “Bunun sonucu ölüm. Marmara ölüyor, koca bir deniz. Sadece Marmara ölmüyor, hepimiz ölüyoruz. DoÄŸa bu kadar saldırı altında kendisini iyileÅŸtiremiyor. Ergene Nehrine o atıkları verirseniz doÄŸa ölür. Bir karar vermemiz lazım: Ya bu sistemin müdahalelerin yanında olacağız ya da birlikte buna demokratik yöntemlerle, doÄŸru çözümlerle, doÄŸru siyaset hattıyla dur diyeceÄŸiz” diye konuÅŸtu. “HDP sadece kendisi için mücadele etmiyor” diyen Üstün, “Herkesin eÅŸit, özgür bir yaÅŸam sürmesi için mücadele ediyor. EÄŸer yeterli olsaydı o çok sevdiÄŸim laboratuvarımdan ayrılmazdım. Ama sorumluluk aldım. “Biz bu suça ortak olmayacağız” dediÄŸimiz gün hepimiz üniversitelerden atıldık” dedi. “Bizler hayata emek verenleriz, biz neyi deÄŸiÅŸtirmek istiyorsak orada sorumluluk aldık” diyen Üstün, “Savunmalarımızdan okuduklarınız bizim, sizin bütün halkların eko-sistemin hayatı içindir, belleÄŸin korunması içindir. Biz buradan devam edeceÄŸiz” dedi.
Üstün, “Gezi Parkında da mücadele ettik, Hasankeyf için de yaptık, Allianoi için de yaptık, Tarlabaşı yıkılırken de mücadele ettik. Bunu sadece biz yapmadık, hep birlikte mücadele ettik, yan yana durduk” dedi. İktidarın “ÅŸirketler kazansın” diye bütün yaÅŸam alanlarını parça pinçik ettiÄŸinin altını çizen Üstün, “İktidar ÅŸirketlere sınırsız imkan veriyor” dedi.
‘SADECE HAVALİMANI İNÅžAATINDA 56 İŞÇİ YAÅžAMINI YİTİRDİ’
3. Havalimanı projesine dikkat çeken Üstün, ısrarla yapımı tamamlanan 3. köprü, baÄŸlantı yolları ve 3. Havalimanı inÅŸaatında en az 42 bin 300 hektar doÄŸal alanın, 200’den fazla sucul sistemin, 28000 hektardan fazla orman ekosistemin tüm habitatı ile birlikte yok olduÄŸunu söyledi. Üstün, “Sadece havalimanı inÅŸaatında kimlikleri belirlenebilen en az 56 işçi yaÅŸamını yitirdi” dedi. İSİG’in 2020 yılı iÅŸ cinayetleri raporunda en az 2 bin 427 işçinin hayatını kaybettiÄŸinin tespit edildiÄŸini belirterek, “Bunlar benim siyasete girme nedenlerimdir” dedi.
‘SORUMLULUÄžU ÜSTLENİYORUM’
Üstün, sözlerini şöyle devam etti: “Bu dava da dahil açılan ve sürdürülen davalar, seçilmiÅŸlere ve siyasetçilere, iktidarın politikasını eleÅŸtirenlere, muhalefet edenlere, hukukçulara, emekçilere uygulanan tutuklamalar, düşünce özgürlüğünü yok eden siyasi karar ve planlara katkı vermekte, demokratik rejime yapılan müdahaleleri desteklemekte, hak ve özgürlüklere müdahaleleri meÅŸrulaÅŸtırmaktadır. Kapitalizmin sürdürülmesi için sermayenin yanında ve destekçisi olan otoriter, tekçi, erkek egemen (patriyarkal) siyaseti yürüten iktidarlara karşı olmak ve zulüm, yıkım, sömürü, yerinden yurdundan zorla etme ve ÅŸiddet yerine barış için ve özgür ve güvenceli bir yaÅŸam için demokrasiyi güçlendirmek hepimizin sorumluluÄŸudur. Bu sorumluluÄŸu üstleniyorum.
Bir kadın siyasetçi ve akademisyen olarak doğayı, bir arada eşit ve özgür yaşamı korumaya kararlıyım. Bundan ödün vermeyeceğim. Hukuksuz, delilsiz, usulsüz açılan davalarla, tutuklamalarla özgürlüğümden, özgürlüğümüzden yoksun bırakıyorsunuz. Buna son verin. Asılsız ve siyasi müdahalelere hukuk ve adaleti alet etmeyin.
‘KARARI GELECEĞİNİZ İÇİN VERMİŞ OLACAKSINIZ
HDP’nin politikalarını ortadan kaldırmak için siyasi iktidarın yapmaya çalıştığı siyasi saldırı ve darbeyi, bu davayı sürdürerek meÅŸrulaÅŸtırmayın. Kararınız, Türkiye’de demokratik siyaset için, demokrasinin korunması için belirleyici olacaktır. Demokrasi güçlenirse birlikte eÅŸit ve özgür yaÅŸayabileceÄŸiz, geleceÄŸi güvence altına alabileceÄŸiz. VereceÄŸiniz karar sadece benimle ve yargılanan siyasetçilerle ilgili olmayacak, kararınızı kendiniz ve kendi geleceÄŸiniz için de vermiÅŸ olacaksınız.
‘HDP’NİN TÜRKİYE DEMOKRASİ İÇİN GÜVENCEDİR’
PM ve MYK’sında, Ekoloji Komisyonunda görev yaptığım HDP; program ve tüzüğünde açıkça belirtildiÄŸi gibi demokratik siyaseti, halkların bir arada yaÅŸamalarını, kalıcı barışı politik hedefine koymaktadır. Kürt sorunun çözümünü de bu hedefler içinde ortaya koymakta ve çabalamaktadır. Yürüttüğü politikaları ile HDP’nin siyaset alanında varlığı Türkiye’de demokrasi için güvencedir.
Hukukun ilkelerini bildiÄŸinize eminim. Bu ilkeler yaÅŸamın ve bir arada yaÅŸayan halkların özgürlüğünün güvencesidir. Bu dosyayı kapatın. Beni ve yargılanan siyasetçileri özgür bırakın. Tahliyeyi kendi adıma, hepimiz adına talep ediyorum. Kararınızı; halkların ve yaÅŸamın özgürlüğünün korunmasının güvence altına alınmasının sizin de sorumluluÄŸunuzda olduÄŸunu bir kez daha hatırlatarak bekliyor olacağım. Bana tebliÄŸ edildiÄŸi kadarıyla iddianame hakkında görüşlerimi size aktardım. Dava dosyanın bütününü gördükten sonra varsa eklerimi sunacağım.”
‘TOPLANTIYA KATILMAMAM HİÇ ÖNEMLİ DEĞİL’
Suçlama konusu yapılan tweetin atıldığı MYK toplantısına katılıp katılması kendisine sorulan Üstün, mazereti nedeniyle o toplantıya katılmadığını belirterek, “Ama hiç önemli deÄŸil. Bu bir süreçtir, bunu beyanlarımda ayrıntılı anlattım. Biz bu süreci durdurmaya çalıştık” dedi.
AVUKAT ÖZDOĞAN: YARGILAMA HUKUKA AYKIRI
Üstün’ün avukatı Nuray ÖzdoÄŸan, “Müvekkilim aslında halk toplantısında yapılacak bir konuÅŸmayı burada yapmak zorunda kaldı. Eksik bir iddianameyle yargılanıyordu. KonuÅŸmasıyla müvekkilim bu iddianameyi tamamlamış oldu” dedi. ÖzdoÄŸan, yargılamanın hukuka aykırı ve dehÅŸet verici delillerle sürdürüldüğünü söyleyerek “Bu yokmuÅŸ gibi davranıyorsunuz” dedi.Â
(ETHA)
