Sürgünde 50 yıl, Artı Gerçek’te 4 yıl – DoÄŸan Özgüden


İlk yazımda yayına baÅŸlayışını “Sürgün tarihimizde ‘hayırlı’ iki yeni olaydan biri” olarak nitelediÄŸim Artı Gerçek dört yıllık yayınıyla bunu tamamen doÄŸruladı.

Türkiye daha kaç on yıl vatandaşlarının, ister genç, ister işçi, ister köylü, ister memur, ister Kürt olsun, son derece haklı istemleri karşısında baştaki iktidarın böylesine insanlık dışı vahşet uygulamalarına sahne olacak?

BoÄŸaziçi Üniversitesi öğrencilerinin, öğretim üyelerinin kayyum rektör atanmasına karşı haklı direniÅŸini, buna karşı Kadıköy’ün ara sokaklarına kadar inen polis gaddarlığını ekranlarda izlerken yarım yüzyıl önce yaÅŸadığım 1960’taki 28-29 Nisan direniÅŸini, ardından Türkiye İşçi Partisi’nin 60’lı yıllardaki sınıfsal muhalefetini, gençliÄŸin 1968 baÅŸkaldırışını, işçi sınıfımızın 1970’deki tarihsel 15-16 Haziran direniÅŸini düşündüm.

Her defasında baÅŸtaki iktidar, ilkinde Menderes’in Demokrat Parti’si, ikinci ve üçüncüsünde Demirel’in Adalet Partisi, dördüncüsünde ise kapitalist sınıfa entegrasyonu tamamlanmış Türk Ordusu’nun tıpkı bugün olduÄŸu gibi, hak arayıcılarına devlet terörünün tüm araçlarını kullanarak nasıl saldırdıklarını, bu terörü haklı göstermek için nasıl binbir provokasyona baÅŸvurduklarını anımsadım.

Yarım yüzyıl sonra, Tayyip’in başını çektiÄŸi AKP-MHP iktidarı, tıpkı 2013’teki Gezi direniÅŸi karşısında olduÄŸu gibi, günümüzdeki BoÄŸaziçi direniÅŸi karşısında hak arayışını ezmek için klasik devlet terörüne ek olarak bir baÅŸka alçaklığı kullanıyor: Provokasyonlar…

Mehmet Y. Yılmaz dün t24’te yayınlanan “Provokatör iÅŸ başında” baÅŸlıklı yazısında büyük bir isabetle teÅŸhisi koyuyor: “BoÄŸaziçi Üniversitesi’nde önceki gün yaÅŸananlar, rejimin ‘hır çıkarmak peÅŸinde olduÄŸunu’ açıkça gösteren bir örnek oldu. Polisin, yolda sakince yürümekte olan öğrencilere karşı tutumu bunun kanıtı. Olay anında çekilen videolarda açıkça görülüyor: Polis kılığındaki provokatör, durduk yerde öğrencilere ‘dalıyor’! Artık ÅŸunu kesin olarak söyleyebilirim: Ya Emniyet’te yuvalanmış, tıpkı Gezi’deki Fethullahçı polisler gibi bir çete, bu iÅŸi çomaklıyor. Ya da yukarıdan bir talimat gelmiÅŸ, ‘olay çıkarın’ emri verilmiÅŸ.”

Amaç belli… Kitle desteÄŸi hızla eriyen partisini iktidarda tutabilmek için tıpkı 2015 seçimleri öncesinde olduÄŸu gibi gerilimi tırmandırıp, olası bir erken seçime yeniden “vatan kurtaran aslan” cakasıyla girmek…

Ayrıca, muhalefet partilerinin son zamanlarda “güçlendirilmiÅŸ parlamenter sistem” arayışına girmiÅŸ olmalarından rahatsız olan ErdoÄŸan-Bahçeli ikilisinin zaten fiilen yürürlükte olan “cumhurbaÅŸkanlığı hükümet sistemi”ni anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸiyle “yasal” kılma arayışında olduÄŸu zaten malumdu…

BoÄŸaziçi direniÅŸi karşısında binbir provokasyona baÅŸvurarak gerilimi tırmandıran ErdoÄŸan, son olarak kankası Bahçeli’nin de desteÄŸiyle zaten anti-demokratik hükümlerle dolu 12 Eylül Anayasası’nın yerine tüm kurumları ve sistemi “tek adam diktası”na uygun bir TeÅŸkilat-ı Esasiye’yi Türkiye’ye dayatma hesabını resmen açıkladı.

Dahası, son yıllarda yoÄŸunlaÅŸtırdığı devlet terörü ve üç kıtadaki Türk-İslam fetihleri yüzünden iliÅŸkilerinin gerginleÅŸtiÄŸi Avrupa BirliÄŸi ve ABD’ye bir yandan göz boyayıcı takıyye mesajları yollarken, öte yandan uyguladığı terörü “anlaşılabilir ve kabul edilebilir” kılmak için daha baÅŸka provokasyonlara baÅŸvurmaktan çekinmeyeceÄŸi ortada.

70’li yılların başında birçok devrimci gencin hayatına mal olan devlet terörüne paralel olarak polis provokasyonlarının da yoÄŸunlaÅŸması üzerine, Lenin’in yoldaÅŸlarından enternasyonalist devrimci Victor Serge’in 1925’de yazmış olduÄŸu, polis tertiplerinin iç yüzünü anlatan Militana Notlar – Polis tertiplerinin içyüzü adlı ünlü eserini yayınlamıştık.

Victor Serge bu kitabında “Rus gizli polisi Okhrana’nın en önemli mekanizması, kuÅŸkusuz, kaynakları ilk devrimci savaÅŸlara dayanan, 1905 Devrimi’nden sonra olaÄŸanüstü bir geliÅŸme gösteren ve gizli ajans adıyla anılan provokasyon servisleridir. Jandarma subayı adıyla anılan, özel seçilen ve eÄŸitimden geçen polisler, provokatör ajanlar toplamakla görevlendirilmiÅŸlerdi. Meslekte ilerleme bu konuda elde edilen baÅŸarıya baÄŸlıydı. Toplanan bilgiler dolgun maaÅŸlı uzmanlar tarafından deÄŸerlendiriliyor, dosyalanıyordu” dedikten sonra devrimcilere bu provokasyonlardan korunmak için önemli öğütler veriyordu.

Militana Notlar, dergimizin 12 Mart 1971 darbecileri tarafından yasaklanması ve hakkımızda yakalama emri çıkartılmasından önce yayınlayabildiÄŸimiz son iki kitaptan biriydi, diÄŸeri de Kürt Tarihi – Åžerefname’nin ikinci cildiydi.

Victor Serge de, Karl Marx ve Victor Hugo gibi Belçika’da iz bırakmış ünlü isimlerden…

Çarlık döneminde sürgüne çıkmak zorunda kalan anarÅŸist bir Rus ailenin çocuÄŸu olarak 1890 yılında Brüksel’de doÄŸmuÅŸ olan Victor Serge’in asıl adı Victor Lvovich Kibalchich… İlk gençlik yıllarında anarÅŸist hareketin militanı olan ve Belçika polisiyle başı derde giren Victor Serge, uzun süre Fransa ve İspanya’da bulunduktan sonra 1919 yılı baÅŸlarında ailesinin anayurdu Rusya’ya giderek BolÅŸevik Partisi’ne katılmıştı. Sadece siyasal deÄŸil aynı zamanda edebi eserler de yazmış bulunan Victor Serge devrimin birçok önemli isminin Moskova duruÅŸmalarında yargılanarak mahkum edilmesine karşı çıkmış, 1936’da Sovyetler BirliÄŸi’nden ayrıldıktan sonra çalışmalarını yeniden Belçika ve Fransa’da sürdürmüş, 1940’ta bu ülkelerin Nazi Almanyası tarafından iÅŸgali üzerine Meksika’ya göç etmiÅŸ, 1947’de orada yaÅŸama veda etmiÅŸti.
*
Victor Serge’den bahsederken kaçınılmaz olarak 50 yıl öncesini, 12 Mart sonrası günlerde sıkıyönetim tarafından kapatılıncaya kadar gerek Ant dergisini, gerekse Ant kitaplarını hangi zorluklarla boÄŸuÅŸarak yayınladığımızı hatırladım.

Ardından, sürgündeyken kaçak olduÄŸumuz ilk yıllarda gizlice girip çıktığımız, legale çıktıktan sonra da Türk BüyükelçiliÄŸi’nin baskıları nedeniyle oturma ve çalışma izni taleplerimizin reddedildiÄŸi Belçika’da altı yıl boyunca gazeteci ve yayıncı olarak karşılaÅŸtığımız zorlukları da…

Tüm bunları on yıl önce hem Türkçe hem de Fransızca olarak yayınlanan “Vatansız” Gazeteci adlı kitabımda ayrıntılı olarak anlatmıştım. İki yıldır da yarım yüzyıllık sürgün yaÅŸamımda gerek Türkiye’de, gerekse yurt dışında yayınlanan yazılarımı, bizimle yapılmış söyleÅŸileri, röportajları Sürgün Yazıları adı altında üç ciltte bir araya getirmiÅŸtim.

12 Mart 1971 darbesinin olduÄŸu gibi sürgünümüzün de 50. yılı olan 2021’in bu ilk günlerinde hem Sürgün Yazıları’nın dördüncü cildini, hem de Sürgün Yazıları’nın dört cildinden seçmelerin Fransızca çevirilerini içeren Ecrits d’exil adlı kitabı yayınlayacağız.

Fransızca kitabın son düzeltmelerini yaparken farkettim ki, sürgündeki gazetecilik yaÅŸamımda önemli bir yeri olan Artı Gerçek’in emekçileriyle ve okurlarıyla beraberliÄŸim bugün yayınlanacak olan yazımla tam dört yılı doldurmuÅŸ olacak.

9 Åžubat 2017’de yayınlanan “Sürgün tarihimizde ‘hayırlı’ iki yeni olay” baÅŸlıklı ilk yazıma şöyle girmiÅŸim:

“65 yıllık medya, 46 yıllık sürgün yaÅŸamımın bu yeni yılında hem gazeteci olarak, hem de insan hakları savunucusu olarak zulmün padiÅŸahlığının ergeç yıkılacağı umudumu pekiÅŸtiren iki büyük olay: 4 Åžubat’ta Brüksel’de toplanan Halkların Demokratik Kongresi–Avrupa örgütünün kuruluÅŸ toplantısı, üzerinden dört gün geçmeden 8 Åžubat’ta Artı Gerçek’in yayına baÅŸlaması…”

O tarihte 46 yılı bulan sürgünümde daha önce Ankara rejimlerine karşı mücadele vermek ve dünya kamuoyunu aydınlatmak için birçok muhalif haber bülteni, dergi, gazete, radyo, internet sitesi girişiminin içinde yeralmıştım. Hepsinin mücadeleler tarihinde onurlu yerleri vardı. Ancak bu denli büyük sayıda gerçek gazetecinin sürgünde bir araya gelerek Artı Gerçek’e hayat vermeleri medya tarihimizin bir ilkiydi…

Hakkını yememek gerek… Bu aynı zamanda Türkiye’de özgür yazma ve konuşma olanağını günden güne daha da yok eden, binlerce gazeteciyi, yazarı, akademisyeni, sanatçıyı işsiz bırakarak sürgüne mecbur kılan islamcı faşist despot RTE’nin eseriydi…

Ve devrimcinin her daim iyimser olması gerektiÄŸi ilkesine sadık bir gazeteci olarak şöyle bitirmiÅŸtim: “Özgürlük ve demokrasi savunucusu gazeteci, koÅŸullar ne olursa olsun, susmuyor, susturulamıyor. Artı Gerçek’in baÅŸarısı malumun ilamı olacak: El mi yaman, bey mi yaman?”

Artı Gerçek’i baÅŸlatan ve bugüne kadar özveriyle yürüten arkadaÅŸlar özgürlük ve demokrasi savunucusu gazetecilerin, koÅŸullar ne olursa olsun, susmayacağını, susturulamayacağını kanıtladılar.

Türkiye’de 2016 çakma darbesini izleyen OHAL terörünün yüzlerce akademisyen, gazeteci ve sanatçı üzerinde baskıyı yoÄŸunlaÅŸtırmaya baÅŸladığı günlerdeydi… Mücadeleyi yurt dışında sürdürme kararlılığındaki Celal BaÅŸlangıç, Ragıp Duran, Ahmet Nesin ve AyÅŸe Yıldırım’la Brüksel’de buluÅŸtuÄŸumuz günü unutmuyorum. Bizleri ağırlayan GüneÅŸ Atölyeleri’ndeki çalışma arkadaÅŸlarımız Iuccia Saponara, Davut Kakız ve Joz Smeets, İnci ve benim gibi mücadeleyi sürgünde devam ettirme kararı vermiÅŸ dört gazeteciyle bir araya gelmekten dolayı son derece duygulanmışlardı. Kırk yıla yakındır Türkiye’den gelen Asuri, Ermeni, Kürt ve Türk siyasal göçmenlere atölyelerimizde sosyal, eÄŸitsel ve kültürel hizmet veren İtalyan, Asuri ve Belçikalı üç dostumuz için Türkiye’deki son geliÅŸmeleri, bizim verdiÄŸimiz haber ve yorumlar dışında, onu bizzat yaÅŸamış olanlardan öğrenmek büyük önem taşıyordu.

Onlar, sürgünde onyıllardır birlikte mücadele verdiÄŸimiz gazeteci dostlarımız Koray Düzgören ve ArmaÄŸan Kargılı’nın da yer aldığı bir ekip oluÅŸturarak bir zoru baÅŸardılar ve büyük maddi zorlukların da üstesinden gelerek Artı Gerçek’i 2017 Åžubat’ında yayına soktular.

Celal BaÅŸlangıç ilk sayıda yayınlanan yazısında “Türkiye’nin gerçekle olan iliÅŸkisi AKP iktidarı tarafından her geçen gün daha da fazla koparılıyor. Gerçekleri dile getiren yayın organları birer birer kapatılıyor. Hâlâ yayın yapabilenler ağır para ve hapis cezalarıyla terbiye edilmek, diz çöktürülmek isteniyor. İşte bu tablo karşısında sansürsüz ve otosansürsüz bir yayıncılığı hedefledik. İstedik ki, bir an önce Türkiye’nin demokrasisini, barışını, özgürlüklerini savunanlara bu ülkede yıllarca gazetecilik yapmış olan insanlar olarak karınca kararınca bir katkı sunalım. Özgür bir medya, demokratik bir Türkiye için hepimizin yolu açık olsun” diyordu.

Bir ay sonra da görsel yayıncılıkta büyük bir atılım olan Artı TV yayına girdi.

Geriye baktığımda, 50 yılı sürgünde geçen 69 yıllık gazetecilik yaşamımın son dört yılında Artı Gerçek müstesna bir yer tutuyor.

Türkiye’de sosyalist mücadelemizi 1964-66 yıllarında AkÅŸam gazetesi, 1967-71 yıllarında da Ant dergisi ve yayınlarıyla sürdürmüştük.

12 Mart 1971 darbesinden sonra sürgünde tamamen kendi giriÅŸimimiz olan İnfo-Türk’ün çeÅŸitli dillerdeki haber bültenleri, kitap ve broşürleri dışında, gerek Türkiye’de, gerekse yurt dışında çok sayıda gazete, dergi veya ajansa yazılarımla katkıda bulunmaya çalıştım. Türkiyeli göçmenlere hitap eden çeÅŸitli dernek ve sendika yayınlarının gerçekleÅŸtirilmesinin yanısıra, Türkiye’de yayınlanan Yürüyüş, Yurt ve Dünya, Yazın dergileriyle Özgür Bakış ve Yeni Gündem gazetelerinde, yurt dışında yayınlanan Tek Cephe, Demokrat Türkiye ve Barış/Aşıti gazetelerinde görüşlerimi dile getirdim.

Artı Gerçek en uzun süreli ve kalıcı olanı…

Sürgünümüzün bundan sonraki döneminde de, ömrümüz ve saÄŸlığımız izin verirse, İnci’yle birlikte İnfo-Türk’ü ilk günündeki mücadeleci içeriÄŸiyle sürdürürken Artı Gerçek’te sizlerle birlikte olmaya devam edeceÄŸiz.

Yurdumuzdan uzak 50 yılı tamamlarken ikimizin de dileÄŸi, devlet terörüyle, provokasyonlarla, takıyyelerle varlığını sürmeye çalışan islamo-faÅŸist rejimin çöküşünü ve de, yaşımız nedeniyle bizim için mümkün olmasa da, o rejimin sürgüne zorladığı Artı Gerçek’teki meslektaÅŸlarımızın çalışmalarını Türkiye toprağında özgürce sürdürebildiklerini görebilmek.

Hem de Artı Gerçek olarak…


DoÄŸan Özgüden – ArtıGerçek – 04.02.2021

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir