Kapitalizm küreselleşme politikaları sonucu bunun semeresini toplar. Çünkü artık ayaklanmalar ve isyanlar saman alevi gibi parlar ve söner. Kalıcı başkaldırılar yaşanmaz.
Yeni Dünya Düzeni ile birlikte “küreselleÅŸme”nin getirdiÄŸi bilgi çağı, kriz ve serbet piyasa ekonomisi kavramlarının en belirleyici olanı belki de özelleÅŸtirmedir. Tüm bu kavramlar günümüzdeki siyasi iktisadi geliÅŸmelerle birlikte düşünüldüğünde bütün yaÅŸananların bir rastlantı olmadığı açıkça görülecektir. (Kriz ve ÖzelleÅŸtirme Politikaları /Özgürlük Broşür Dizisi)
KüreselleÅŸme 1980’lerin başında baÅŸlayıp 1990’lardan itibaren hız kazanarak ortaya çıkmamıştır. KüreselleÅŸmenin baÅŸlama tarihi 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın baÅŸlarına kadar gider. Belki de dünya bu dönemlerde 1945 sonrası 1975 arasındaki tarihlerden çok daha fazla, gizli kapaklı deÄŸil, en azından aleni bir ÅŸekilde, buharla çalışan gemilerin ve telgrafın bulunması sonrasında küreselleÅŸmiÅŸtir. 1945 sonrası dünya ekonomisi tarihinde görülmemiÅŸ ÅŸekilde en iyi konumuna gelmesine raÄŸmen(hızlı büyüme, eÅŸitsizlik derecesinin düşüklüğü, mali istikrarın en yüksek derecesi ve -geliÅŸmiÅŸ kapitalist ekonomiler koÅŸulunda kapitalizmin 250 yıllık tarihinin gördüğü en düşük iÅŸsizlik seviyesi), daha az liberal olan bu dönemden(dönem boyunca birçok ülke malların, hizmetlerin, sermayenin ve halkın hareketlerine oldukça fazla kısıtlamalar getirdi ve onları sadece aÅŸamalı olarak liberalleÅŸtirdi) daha çok 19. yüzyıl baÅŸlarında küreselleÅŸmiÅŸtir.
Aslında sanıldığı gibi küreselleÅŸmeye hız kazandıran iletiÅŸim ve ulaşım teknolojilerindeki hız deÄŸildir. Onun hız kazanmış ve gezegenin tüm noktalarını sarmış gibi görünmesine neden iki husus vardır. Bunlardan bir tanesi herkesin malumu olan iktisat politikasıdır. Yani, neo-liberal politikalar. Bu politikalar günümüzde etkileri de dahil olmak üzere herkes tarafından bilinmekte ve herkes tarafından maruz kalınmaktadır. DiÄŸer husus ise küreselleÅŸmenin önceki evrelerine nazaran kurumsal ÅŸirketlerin küreselleÅŸmeyi etkileme alanlarının oldukça geniÅŸlemiÅŸ olmasıdır. DiÄŸer bir ifadeyle küreselleÅŸmenin yeni sömürge ağını ÅŸirketler oluÅŸturmaktadır. Ve uluslararası antlaÅŸmalar Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlar vasıtasıyla geliÅŸmiÅŸ kapitalist ülkelerin çıkarları doÄŸrultusunda kurumsal ÅŸirketlere küresel çapta sömürünün kapılarını açmakta ve geliÅŸmekte olan ülkelerle yapılan serbest ticaret antlaÅŸmaları(Avrupa BirliÄŸi antlaÅŸmaları, Gümrük BirliÄŸi gibi) geliÅŸmekte olan ülkelerin politik “hareket alanlarını” daraltmaktadır. Bir bakıma 20. yüzyıldan itibaren kolonicilikten kurtulup egemenliÄŸe kavuÅŸma yeni sömürgecilik tarzıyla geri dönüş yaÅŸamaktadır.
Artık küresel(uluslar ötesi) ÅŸirketler baÅŸ aktör olarak sömürünün merkezinde yer alırlar. Burada bir aldatmaya, daha doÄŸrusu bir yanılsamaya dikkat çekmek gerekiyor. KüreselleÅŸme ve neo-liberalizm söz konusu olduÄŸunda milliyetçilerin(özellikle de emperyalizme karşı ama kapitalizme-nasıl oluyorsa- karşı olmayan gerici milliyetçi “ulusalcıların”[ayrıca böyle bir siyasi kavram da yok]) artık ulus-devletlerin çağının geçtiÄŸi palavralarını bolca kullanmaları kulaÄŸa çok sık çalınır. Oysa bu tamamen yanlıştır, çünkü, genel olarak kapitalizm deÄŸil, ama modern burjuva toplumu milliyetçilerin yarattığı milletlere ve milliyetçiliÄŸe dayanır. Milletler ve milliyetçilik olmadan burjuva toplumu ayakta kalamaz. Çünkü bütün üst yapı kurumları bu çerçeve içinde dizayn edilmiÅŸlerdir. Sonuç olarak burjuva medeniyetlerinin küresel ÅŸirketleri de her ne kadar aksiymiÅŸ gibi görünse de milliyetçilerdir ve coÄŸrafi sınırları haritalandırılmış bir millete ihtiyaç duyarlar. Onlar için sadece kar ve para kazanma yani işçi sınıfı söz konusu olduÄŸunda sömüreceÄŸi kiÅŸilerin dini ya da milliyeti önemli deÄŸildir, dünyanın neresinde olduÄŸu önemli deÄŸildir, önemli olan en ucuza en çok çalıştırabileceÄŸi işçilik ve en çok sömürebileceÄŸi yerdir. Oysa işçinin kendisinin bir milliyetinin ve milletinin olması onlar için çok elzemdir çünkü ulus bilinci işçi sınıfı bilincinin üzerine çıkarılarak kolektif bilinç ve toplumsal akıl sınıf mücadelesi üzerinden deÄŸil yapay kimlikler üzerinden geliÅŸir. Toplum da ayrık katmanlardan oluÅŸtuÄŸundan çeÅŸitli “halklar”a mensup olanların veya kendini çoÄŸunlukla “hemcins” olarak görmeyenlerin kutuplaÅŸtırılmaları kolay olur. Ve kutuplaÅŸma bu gibi toplumlarda milliyetçiliÄŸin ateÅŸli tapınmasıyla birlikte alt edilmesi en zor mesele olur. “Yerli” ve “milli” hezeyan ve korkular gerçek demokrasi mücadelesinin üzerini örter. Toplumsal öfke sömüren ÅŸirketlere ve patronlara deÄŸil “yerli” ve “milli” olmayanlara yönelir. Çünkü ortaklığın kendisi olmayan ancak “hayali” bir ortaklık fikrinin paylaşılmasının üzerinde yükselen ulusun taraflı tarih yazılımında yerli ve milli olmayanların adı daima bellidir. Ya vatan haini olurlar ya da terörist. Oysa hepsi işçidir. İşte üzeri örtülen, toplumda birlikte yaÅŸayan farklı milletlere mensup kiÅŸilerin ortak bir bilinç geliÅŸtirip kolektif bir akıl etrafında bir araya gelip tek bir düşmana karşı omuz omuza kavga vermelerini örgütleyebilecek olan işçi sınıfı kimliÄŸidir. İşte milletler ve milliyetçilik ya da dincilik işçinin salt bir nesne olmaktan çıkıp bir sınıfa aidiyet geliÅŸtirme ihtimalinin önüne geçerek onu “yazgısal kaderi”ne boyun eÄŸmeye “gönüllü” olarak mahkûm eder.
DiÄŸer yandan küresel ÅŸirketler ve onlara bir ÅŸekilde baÄŸlanmış yerel kurumsal ÅŸirketler sömürüyü sadece politik ve ekonomik alanlarda yaparak yıkımlara ve mahvoluÅŸlara sebep olmazlar. En kötüsü belki de bireyin kiÅŸiliÄŸinde inanılmaz yabancılaÅŸmalar yaratarak parçalanmalara da sebep olurlar. Artık çalışanlar-kendi içlerinde mavi ve beyaz yakalı olarak bölünmeleri haricinde- ekonomik olarak yabancılaÅŸmanın yanı sıra psikolojik yönden de bırakın çevresini ve kendisini, en basit insani deÄŸerlere bile yabancılaşır. Ve toplumdaki her inançtan ve her ideolojiden kiÅŸilerce daha önce ayıplanan insani erdemlere ve ahlaka aykırı davranışlar bir ÅŸekilde olaÄŸan hale getirilip günlük yaÅŸamın bir parçasıymışcasına meÅŸru kılınır. Artık eskiden aykırı davranışlar olaÄŸan olmuÅŸ, tam tersine eski olaÄŸan davranışlar aykırı olmuÅŸtur. ÖrneÄŸin yolsuzluk, usulsüzlük ve hırsızlık eskiden yüz kızartıcı iken bugün çalmayan ayıplanır hale gelmiÅŸtir. “Aptal mısın sen de çalacaksın?”, “Çalıyor ama çalışıyor” sözleri aptallar ve akıllılar diye ayrılan toplumda kulaklara çalınan telkinler ve nasihatler olarak yankılanır. Herkes çalmanın peÅŸindedir: ÅŸirketler, patronlar, siyasiler, genel müdürler, müdürler, memurlar, işçiler, iÅŸsizler ama herkes…Umut ise ezilen için sınıf atlama, zengin için daha da zengin olmadır.
Bütün bunların pratikte nedeni ise tekelleÅŸmiÅŸ ve dünyayı bir kader gibi sarmış küresel ÅŸirketlerdir. Davranışlarımızı ahlaksızlığa zorlayan ve mahkûm eden küresel ÅŸirketler…Medyasıyla, reklamıyla, sineması, edebiyatıyla, facebook’u instagram’ıyla tüketim ve lüksün cazibesini sunan ve insanlara ulaşılabilir hedefler olarak sunulan sınırsız tüketim toplumu. Çünkü artık birey toplumsal sorunlarla ilgilenmekten uzaklaÅŸtırılmış, kendi sorunlarına yönlendirilmiÅŸtir(lükse ve tüketime eriÅŸme ya da eriÅŸememe). Birey toplumun ne olduÄŸunun ya da içinde yaÅŸadığı sorunların toplumsal olduÄŸunun ve bunun çözümünün toplumsal kurtuluÅŸtan geçtiÄŸinin ayırdına varamaz. Onun için varsa yoksa kendi sorunudur. Kendi kurtuluÅŸunu nihai hedef ve “devrimci” yapar. Ve bu yanılsama içinde yaÅŸama olaÄŸan kılınır. Kapitalizm küreselleÅŸme politikaları sonucu bunun semeresini toplar. Çünkü artık ayaklanmalar ve isyanlar saman alevi gibi parlar ve söner. Kalıcı baÅŸkaldırılar yaÅŸanmaz.
Paul Lafargue’nin “Tembellik Hakkı” adlı kitabı ilk bakışta aykırı gözüken Lessing’in “Sevme, içme ve tembellik dışında, tembellik edelim her ÅŸeyde” sözleriyle baÅŸlar. Aslında kitapta bahsedilen yan gelip yatma deÄŸildir; bahsedilen insanın tembelliÄŸe olan ihtiyacı ve tembellik hakkıdır. Günümüzde tembelliÄŸe, belki daha anlaşılır ve makul bir deyiÅŸle, boÅŸ zamana azınlık sahiptir. ÇoÄŸunluk ise köle gibi çalışmaktadır. Hal böyle olunca ırgat gibi çalışan çoÄŸunluk da azınlığın boÅŸ zaman hakkına sahip olmaya çabalamaktadır. BoÅŸ zamanı elde etmenin ise kapitalist sistemde yolları bellidir. Sömürme ve sömürme. Ya da sömürüle sömürüle sömürmeyi öğrenme. İşte işçinin sınıf atlama reçetesi budur. Her ÅŸeyin deÄŸiÅŸim deÄŸerine vurulduÄŸu, ne olursa olsun tüketim zihniyetinin bir virüs gibi bulaÅŸtırıldığı günümüzde çalışanlar da kendilerine rahat ve konfor içinde iÅŸler ararlar. Vasıfsız olan mavi yakalılar hayata zaten 5-0 yenik baÅŸladıklarından bu durum onlar için geçerli deÄŸildir. ÖrneÄŸin bir inÅŸaat mühendisini ele alalım. İnÅŸaat mühendisi sahada demir baÄŸlama iÅŸinin başında bütün gün güneÅŸ altında çalışmaktansa teknik ofiste teknik ressam olarak çalışmayı yeÄŸler, hatta göbek atar. Bunun ise koÅŸulları vardır. Rekabetin, yarışın, hırsın küreselleÅŸtirildiÄŸi dünyamızda küresel ÅŸirketler burada devreye girer. Rekabet koÅŸullarını yeniden tanımlayarak. Artık liyakatin ve sahip olunan hünerlerin bir önemi yoktur. Önemli olan ne kadar acımasız olabileceÄŸin ve acımasız olma-sınıf atlama- yolunda neler yapabileceÄŸin ve ne kadar taviz verebileceÄŸindir. Statü ve paranın belirleyici ve kimlik tanıtımının en cezbedici ögeleri olduÄŸu ÅŸirket yaÅŸantısında deÄŸerlerin yozlaÅŸması dedikodu ve ispiyonla baÅŸlar ve yalakalıkla devam eder. Beyaz yakalı çalışanlar yükselme uÄŸruna her ÅŸeyi yapmaya hazırdırlar, çünkü bu davranışlar kendi üstleri tarafından onlara telkin ve teÅŸvik edilir. Aslında, bir bakıma, kurumsallaÅŸan ÅŸirket deÄŸil toplumsal çıkarları ortak olan yoldaşı satma ve ispiyon etmedir. Bireysel çıkarların küresel rekabetle bireye dayatılması sonucu çalışanlar artık insanlıktan çıkarlar. Ve buna karşı vicdan rahatlatıcı savunma mekanizmaları geliÅŸtirirler ki, bilinç altına attıkları bilincin bilinçaltıyla iki yüzlü ortaklığı sonucu bastırılan gerçekler gün yüzüne çıkmasınlar. Bozulma bireyin her davranışında belirgin hale gelir. Ve suskunluÄŸa itelenmiÅŸ hayatların ayazında devrim kimsesizdir. Çünkü kimsenin çıtı çıkmaz…Zaman devinimini kaybeder…Zaman tarihini arar…
Oysa bir zamanlar…
Åžiirin tüyleri diken diken ettiÄŸi, aÅŸkın yürekleri titrettiÄŸi, sosyalist abilerin, ablaların güçlünün, ezenin karşısına zayıfın, fakirin yanında dikildiÄŸi bir zamanlar…işçilerin yine fakir yine yoksul oldukları bir zamanlar…sadece bir milliyeti bir dini deÄŸil bin milliyeti bin dini bir mahalleye bir sokaÄŸa sığdırdıkları bir zamanlar. Bir parça ekmeÄŸi, bir parça sevgiyi, bir damla gözyaşını beraber paylaÅŸtıkları bir zamanlar…
Ekmek için, çocukları için her ÅŸeyi yapabilecekleri gerekirse canlarını ölüme feda edebilecekleri ama ÅŸereflerini, onurlarını, erdemlerini satmadıkları bir zamanlar…Oysa bir zamanlar o zamanlar vardı…
O zamanlar gene olacaktır.
İnsan olduğu sürece umut olacaktır.
Umut olduğu sürece de sosyalizm var olacaktır.
Öyle işçiler gene olacak…O sokaklar o mahalleler gene olacak…
O sosyalist abiler, ablalar gene olacak…
Her zaman olacak…
Mustafa Kumanova – 21.01.2021
